Hayat isterse – Bölüm 8

Ortanca gelinin tüm diretmesine rağmen, kaynananın isteği ile Dürdane ile ortanca oğulun imam nikahları kıyıldı bir kere. Dürdane kaynanasının yaşının ilerlediğini bahane ediyordu evlerinde kalmaları için, anne babaları zaten ölmüş ikizler ona buna yamalanmaya sinirlenmeye başlıyorlardı iyice. Sinirleniyorlardı ama çocuk akıllarıyla buna sinirlendik diyemedikleri için kök söktürüyorlardı herkese. Onlar istememişlerdi ki Dürdane anneleri, ortanca amcaları da babaları olsun! Kimse sormazdı böyle şeyleri çocuklara. Dila sessizdi her zamanki gibi, annesi böyle olmasını kabul ettiyse vardır bir bildiği diyordu ama o da hiç istemiyordu ortanca amcasına baba deyip diğer kuzenleri ile kardeş olmayı. Ortanca ağabeyin oğulları anneleri çok üzgün olduğu için kırgındılar babalarına. Dürdane’ye, ikizlere ve Dila’ya da kızgındılar. Sanki onlar heveslenip de gelmişler gibiydi üzerlerine. Olaylar sarpa sarıp, mantık zinciri kırıldıkça kimse işin aslını görmüyor, görünen yüze göre alıyordu tavrını.

Ortanca oğul aslında beğeniyordu Dürdane’yi Bekir ile evlendiğinde beğenmişti dahası ama oğulları annelerinden yana çıkınca cesaret edememişti onu ellemeye. Ben çocuklar babasız kalmasınlar, üvey babaya gitmesinler diye kabul ettim yalanını sürdürüyordu mecburen. Evdeki huzuru sağlayamayacağını anlayınca, evin arkasına iki göz daha eklediler Dürdane ve çocuklar kalsın diye. Dila ile oğlanlar aynı odada olmuyorlar diyeydi iki oda. Bakıcı kadın artık kaynanaya bakacak, ikizlerin sorumluluğu ortanca oğlanda kalacaktı. İki göz eklenene kadar Dürdane kaynanası ile kalmaya ikna etti yeni kocasını. Odalar eklenince bahane kalmadığı için mecburen taşındılar onların yanına. Oğlanların iki tanesi evli olduğundan evde ikisi kalmıştı sadece, ikizler ve Dila ile birlikte beş çocuktular şimdi. Dürdane evde istenmediklerini bildiği ve zaten bu evde olmaya gönüllü olmadığı için ortalıkta gözükmek istemiyordu ama o zaman da geldi köşeye kuruldu, bir işin ucundan tutmuyor derler, Dila’sını üzerler diye mecburen girdi her şeye, hatta o kadar çok girdi ki, ortanca oğulun ilk karısı Sultan oldu bu sefer, oturdu minderine. Dila’ya yine ikizlerin sorumluluğu verildi, sanki sayıyor veya dinliyorlar gibi. Dürdane’nin ağrıları her geçen gün çoğalsa da, o hep, yorgunluktan, stresten sandı. Böylece geçti yıllar üst üste kimsenin mutlu olmadığı bu evde. Dürdane’nin aldığı sözler sayesinde Dila köyün oğlanları ile gidiyordu liseye de ve son sınıfa kadar gelmişti. Bu arada evdeki kuzenlerden büyük olanı da evlenmiş, geriye bir tanesi kalmıştı.

Bir akşam Dürdane ağrılara dayanamayıp yere yığıldığında büyük ağabeyin en küçük oğlu Osman’da gelmişti evlerine. Aklı hâlâ Dila’da olduğundan sözde kuzenlerini görmeye geliyordu sık sık. İkizler seviyorlardı Osman’ı sık geldiği için. Dila ile vakit geçirmek için ilgileniyordu onlarla. Dila farkında bile değildi kuzeninin duygularının, annesinin çoktan sezdiği haline üzülüyordu sürekli. O sene üniversite sınavına gireceği için dersleri ile annesi dışında bir düşüncesi yoktu. İkizler de delikanlı oldukları için artık bakıcılık etmiyordu ikisine. Üvey babaları olan ortanca amcaları çocukların okumayacağına kanaat getirince, tarlaya götürüyordu çalışsınlar diye. On sekizlerine gelince askere yollayacaktı ikisinide.

Dürdane kendini yere atıp, iki büklüm olmuş kıvranırken yerde, Dila gözlerini kocaman açıp koşmuştu annesine. İkizler ile sohbette olan Osman gelmişti hemen yanlarına. Ortanca amca ile karısı şaşkınlaşmış, ortanca amca karısının kıskançlığından yorulduğu için yerinden kıpırdayamadan kalmıştı öylece. Daha önce de sancısı olan Dürdane’nin kocasına poz yaptığını sanıyordu ortanca amcanın ilk karısı hâlâ. Osman kucakladığı gibi dışarı çıkarmıştı Dürdane’yi, babasının arabasını kullanabildiği ve Dila’nın üzüldüğünü gördüğü için hastaneye götürecekti yengesini. İkizler öylece durdular oldukları yerde. Osman, Dila ve Dürdane gittiler ilçedeki hastaneye.

Dürdane’nin yıllardır ihmal edip, ondan, bundan sandığı ağrılarına neden olan hastalık ilerlemişti iyice. Doktorların yaptığı bir sürü testler, tahliller, filmlerle iki gün sonra ortaya çıktı hastalığın rengi. Dila annesinin yanından ayrılmayınca, Osman dönmüştü geri köye. Zaten bir tek refakatçıya izin verilmişti. Dila’nın evden istediklerini alıp, hastaneye teslim etmiş, sonra gelmişti yeniden eve. Bir ihtiyacı olursa hemen çağırmasını istemişti Dila’dan. Üvey babası ile karısı da gelmişlerdi ertesi gün yanına. Dürdane hastanede yatınca anlamışlardı o sancıların poz olmadığı, geç kalmadan kendilerini rahatlatmak istemişlerdi aslında. Dürdane’nin rengi iyice solmuş yatıyordu hastane yatağında, biri genç, biri yaşlı iki kadın daha vardı yatan odada. Dila sabaha kadar sandalyenin tepesinde beklemişti annesini ilk gece. Ağrıdan, ilaçtan gözünü açamayan Dürdane ertesi gün biraz gözünü açınca yanına yatırmıştı kızını.

Dürdane’nin adı konulan hastalığından kurtulması için uğraşacaktı doktorlar ama pek umutlu olmadıklarını hissettiriyorlardı Dila’ya. Her çocuk gibi annesine ölümü konduramayan Dila almıyordu ip uçlarını umutla bekliyordu hastaneden çıkıp dönecekleri günü.

Yanlarında yatakta yatan genç kız ile aynı yaştaydılar. Bir trafik kazası geçirmişti kız. Kimi, kimsesi yoktu, kendi başına seyahat ediyordu, nasıl bir cesareti varsa. Bindikleri otobüs kaza yapınca, iki kişi ağır yaralanmışlardı. Bir sürü ameliyatlar geçirmişti adının Fatma olduğunu söyleyen kız da. Dürdane ve Dila kendi dertleri yetmezmiş gibi çok üzülmüşlerdi o Fatma’ya. Daha iki ameliyatı daha vardı sırada ama kazadan sonra normal hayata dönebilecekmiş gibi gelmiyordu ikisine de. Yine de bir şey söylemiyor şifa diliyorlardı birbirlerine. Üçüncü yataktaki teyze pek kendinde olmadığından katılamıyordu olanlara. Gece gündüz iniltileri duyuluyordu sadece. Üç yatağın üçünde de şifası zor hastaların içine bekliyordu annesi için şifayı Dila.

Odanın içinde tek bir dolap vardı, o da Dürdane’nin yatağının olduğu taraftaydı. Bu yüzden üç hastanın eşyaları da o dolapta duruyordu. Dila’nin evden istedikleri de aynı dolabın içinde olunca, her açısında izin istiyordu Fatma’dan. Fatma gülüyordu Dila’nın bu nezaketine. Rahat olsun diye çantalarında olanları sayıyordu tek tek. Anahtarları vardı evinin, kapıdan çıkarken posta kutusundan aldığı kargosu vardı. Küçük tatlı bir cam bardak almıştı kendine ama onu eve dönünce kullanacağı için açmıyordu kutusunu. İçeri girip de bırakmaya üşenmiş onca yolu yanında gezdirmişti bardağı. Bindiği otobüs kaza yaptığı halde kırılmamıştı üstelik. Kontrol ettirmişti açtırıp hemşireye, sonra yeniden kapatıp bantlamıştı hemşire. O bardakla çay içecekti evine gidince. Babası daha Fatma doğar doğmaz bir başka kadınla kaçıp gidince, Fatma ile annesi, anneannesinin yanına taşınmışlar, Fatma daha ilkokula başlamadan da annesi bir adamla kaçıp gidivermişti. Rahmetli anneannesi eline kalan zavallı çocuğu kocasından kalan emekli maaşıyla okutmuş adam etmişti. Anneannesi de ölünce tek başına kalan Fatma, kimi kimsesi olmayınca, yıllık izinlerinde biriktirdiği parayla kendi başına seyahat ediyordu. Dila’nın da sınavına az kaldığını duyunca anlatmıştı kendi zor hikayesini. Okumuş, ayaklarının üzerinde kalmıştı tek başına.

“Belki buraya kadardır!” diyordu arada bir ama yine de umut dolu bakıyordu hayata.

Bu arada Dürdane’nin fazla yaşamayacağına kanaat getiren ev ahalisi, Osman’nın Dila’ya koşuşundan, bakışından uyanmışlardı içindeki aşka. Annesi de yakında öleceğine göre Dila ile Osman’ı baş göz ederler, kız da sahipsiz kalmazdı ortada. İkizlere nasılsa bakıyordu amcaları ama annesi öldükten sonra okusun diye verilen sözlerin de bir anlamı yoktu. Osman’da biraz üzerine gidince, ailesinden kabul göreceğini de hissedince itiraf etmişti hemen. Seviyordu Dila’yı, çocukluğundan beri aşıktı ona. Sürekli başlarına bir iş geldiğinden bir türlü belli edememişti kendini. Yengesini de seviyordu iyi kadındı Dürdane. Ölmez sağ kalsa bile seve seve bakardı Dila’nın annesine de. Onca şey görmüş, artık ayakta zor duran kaynana saflığına veriyordu oğlanın. Büyük oğlunun karısı da saftı böyle, aslında o yüzden ona kuma etmek istemişti Dürdane’yi ama oğlu istememişti. Ortanca oğlu annesinin sözüne daha kolay kandığı için ona diretmişti rahmetli oğlunun geriye kalan ilk oğlu ile evlensin diye.

(devam edecek)

Yorum bırakın