Bütün ömrü sokaklarda geçen minik bedeni titriyordu korkudan. Daha önce defalarca kez tehlikelerle yüzleşmiş, aç kalmış, dövülmüş, hatta bir keresinde ayağı kırılmıştı. Gece olunca göz yaşlarını kimse görmezdi. Sırf güçlü görünmek için bağırır, sonra karanlık gölgelere saklanıp sabahı beklerdi. Çöplerden yemişliği çoktu. İyi insanlar görmüştü ona yiyecek, su verip başını okşayan. Kimiyse onu görünce yolunu değiştirir, korkar, yüzünü çevirirdi. Onca şeye şahitlik eden gözleri korkuyla büyümüştü şimdi. Kalbinin sesini hiç bu kadar net duymamıştı kulakları. İnler gibi bir ses çıkardı kurtulmak için yalvarmak istedi ama korkudan ağzını açamadı. Kollarını ve bacaklarını sımsıkı tutanlar vardı. Onlardan daha az mı hakketmişti yaşamayı. Koskoca dünyada onlara yer bırakmayacak kadar mı yer kaplamıştı. Bedeni dışında neyi vardı bu kadar ağır gelmişti dünyaya. Aç gezmeye alışıktı, bir lokmayla gün geçiriyordu. Korkunca bağırıyordu evet, korunacak bir şey olmasa niye korksundu. Hayatta kalmaya çalışmak mı suçuydu. Doktorlara gidemediği travmaları, sıcaklığa ihtiyacı vardı. Onu tutan ellerin gücü artınca, başını çaresizce bıraktı. Etinde hissettiği şey acı bile değildi. “Bundan mı korkmuşum!” oldu zihnindeki son düşüncesi.
Öteki saydığımıza yer bırakmadığımız bir dünyadayız hepimiz. Hangi gün, hangi dakika öteki olacağımızı bile bilmiyoruz oysa. Kendi yaşam alanlarımızı konforlu hâle getirmek için kıydığımız güzelliklerin haddi hesabı yok. Güzellikleri eksilterek güze yaşanacağına dair bir inanç kalıbımız mı var?
Kimsesizliğin, canla ödeneceği bir düzeni hayal etmek bile zor benim için. Yaratılanı, yaratandan ötürü sevebilenlerin ülkesindeyim.
Kimsesizlik suç değil diye, kimsesizliği ve getireceklerini görmeze gelelim değil elbette söylemek istediğim. Sokakta sahipsiz bildiğimiz her bir canı koruyup, kollamak, amaç sokakta bırakmamaksa vermediğimiz canı almak yerine çözüm aramak sadece amacım.
Dört ayaklı dostlarımıza barınakların ne kadar çoğaltılıp, gelişsin istense de yetersiz kaldığını yaşıyor olmasak iş can alma noktasına gelmezdi elbette. Daha üst elden bir çözüm belki bir bakanlık düşünülebilir sokak hayvanları için. Tarım ve Orman Bakanlığının sorumluluğunda olan canlar için kendi bütçesi olan ayrı bir bakanlık kurmak hayvan sever Türk insanına yakışır bir girişim olmaz mı? Kendi bütçesi olan bu bakanlık, dernek ve müdürlüklerin yapabileceğinden fazlasını sağlayabilir, milyonlarca hayvan severin iş birliğini kazanır.
Evinde hayvan sahiplenmek istemeyen ama çocuklarına hayvan sevgisi aşılamak isteyenlerle, evde hayvan beslemek isteyen çocuklarının bu isteğini karşılayabilecekleri, koruyucu sahiplik sistemi sağlayan özel ve tüzel hayvan çiftlikleri kurulabilir. İnsanlar tıpkı sosyal hizmetlerin uyguladığı koruyucu annelik benzeri bir sahiplik sisteminden faydalanabilirler. Bu yerlerde bir gününüzü, hatta gecenizi, bir hafta sonunuzu bir hayvanla ve tüm sorumluluğunu üstlenerek geçirebilir, hayvan bakımı hakkında eğitim alabilir, farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Elbette bir bedel karşılığında olacak olan bu hizmet ile bu merkezler hem ticari, hem turistik, hem de sevgi yuvaları olabilir. Hayvanlarla resim çektirebilir, sorumluluğunuzdaki hayvanın resimleri olan tişört, kupa ve benzeri hediyelik eşyalar da alabilirsiniz. Onlara mama hediye edebilir, kafelerde hayvan dostunuzla yemek yiyebilirsiniz. Neden olmasın? Her hafta sonu hayvanına koşanlar olacaktır eminim. Elbette ben bilir kişi değilim yazarlığın sağladığı hayal gücü avantajımla öneriler sunuyorum ve benden daha çok konuya hakim hayvan severin çok daha iyi önerileri, projeleri olacaktır. O
Onları uyutmak yerine, çözüm içeren ödüllü proje yarışmaları düzenlenebilir.
Evlerde belirli bir konfor ve güven içinde yaşamaya alıştık diye, toprakları beton ve asfalta boğup sonra da hayvanların ve ağaçların bizim yaşam alanlarımızı almaya çalışıyorlarmış gibi görülmesini ben kendi adıma kabullenmek istemiyorum.
Değerli devlet büyüklerimiz ve halkımızdan el ele verip bu konuya kalıcı ve can almayan bir çözüm üretmeyi teklif ediyorum.
“Çaresizseniz, çare sizsiniz!” tam da şimdi söylenecek bir cümle.
Gülseren Kılınç
@gulserenkilincyazar
http://gulserenkilincyazar.com
Romanlarım
1. İki Hayat – Dram – Detay >>
2. Mahi – Dram – Detay >>