Sessiz ol! – Bölüm 25

Minibüsün peşini bıraktığını gören Cevdet, mağarada telefonun çekmeyeceğini bildiğinden, çeken bir yerden Mert’i arayıp, mağaraya nasıl geleceğini anlatmıştı. Arabayı uzak bir yerde bırakıp yürürse araba bulunsa bile nereye gittiklerini kimse tahmin edemezdi. Önünde yükselen kayalar yüzünden yanına gelene kadar bir mağara olduğunu kimse anlayamazdı. Binlerce yıl öncesinden kaldığı tahmin edilen yerleşim yerine dair kazı alanı beş altı kilometre ilerideydi. Finansör bulunamadığı için yarım bırakılan kazı, bulunan yerleşim yerinin geniş bir alanı kapladığı tahmin edilmesine rağmen mağaraya kadar ulaşamadan sona ermişti. Mağaranın içinde bulunan oyuklar binlerce yıl önce burada yaşayanların mağaralara sığındığını gösterse de, Cavidan ve Cevdet burayı saklanmak için kullandıklarından kimseye bahsetmemişlerdi. Cevdet’in altın bulma umudu ile kazdığı mağara zemininde de bir kaç ceset bulunuyordu. Tarih boyunca gizliliği ile başka kaçaklara da ev sahipliği yaptığı anlaşılan mağarada yakılan ateşin isi tavanı simsiyah yapmıştı. Daha önce de burada vakit geçirdiği için bir insanın yaşaması için gereken temel malzemeler duruyordu. Mağaraya girer girmez üzerini kalın battaniyelerle kapattığı sandıkları açtı ve bir süre burada saklanmayı düşündüğü için döşeği ve bir kaç kap kacağı dışarı çıkardı. Ateş yakmak için, çıra, çakmak ve duvarın dibine yığılmış ağaç dalları vardı. Daha önceden getirdiği beş litrelik su damacanalarının ikisini alıp, dışarı çıktı ve alt yüz metre ileride akan cılız derenin yanına indi. Eskiden bu dereden balık da avlayabiliyorlardı ama sulama tesisleri yüzünden azalan su yüzünden artık ne balık ne de etrafındaki canlılıktan eser kalmıştı. Biraz bekleyip iki damacanayı da doldurduktan sonra mağaraya dönerken başının üzerindeki vızıltıyı fark edince, yukarı baktı. İki polis dronu (drone, insansız hava aracı) başının hemen üzerinde uçuyordu, onu bulmuşlardı. Elindeki damacanaları fırlatıp ağaçlık alana doğru koşmaya başladı. Polis onun yerini tespit ettiği için jandarma ekipleri araçla girilmeyen bölgeye yaya olarak dağılmaya başlamışlardı.

Saygınla gelen ekip, Neval ve onunla birlikte hâlâ bağ evinin olduğu yerdeydiler. Kovalamaca tepede jandarma ve Cevdet arasında sürerken, polis onların sorgusuna devam ediyordu. Neval’in ailesi ve Gülnaz hanımın ölümü hakkında Neval’in anlattıkları merkeze bildirilmişti. Ayşegül’ün kimlik tespiti henüz yapılamadığından onunla ilgili kimsenin bilgisi yoktu. Diğer bir ekip, Gülnaz hanımın son bakıcısının ifadesini yeniden almak için onun evine doğru yola çıkmaya hazırlanıyordu.

Neval sürekli ağlıyor bir yandan da olanları sürekli tekrar ederek onların yakalanması için her şeyi anlattığına kendini ikna etmeye çalışıyordu. Saygın her şeyi beşinci kere dinliyor olmasına rağmen ona sarılmış teselli vermeye çalışıyordu. Cevdet o kadar soğukkanlı bir adamdı ki, tepeleri gözleri ile taramasına rağmen ona dair bir korku ya da başka bir hisse rastlayamıyordu. Neval kollarındayken onun etkisinden kurtulması da çok zordu ve şimdi o daha önemliydi.

Dronlar Cevdet’i takip etmeye devam ettikleri için onu gördükleri yerler ile ilgili telsizden jandarmaya bilgi veriliyordu. Saygın ile gelen ekip, drone kamerasının başında polisle birlikte izlerken, Neval sonunda ağlamayı bıraktı ve sessizce gelecek haberi beklemeye başladılar. Kırk beş dakika sonra yankılanan silah sesi dronlar o sırada Cevdet’i tespit edemediği için hepsini heyecanlandırdı. Telsizle kurulan bağlantıda ateşi jandarmanın açmadığı öğrenildi. Kimse de jandarmaya ateş etmemişti.

Açık arazide kaçmaya çalışan Cevdet, Mert’i arayıp peşinde olduklarını ve mağaraya gelmemesini söylemek zorunda kalmış, hemen arkasından telefonu kapatmıştı. Yol boyunca annesinin ölümünden nasıl sıyrılabileceğini düşünen Mert’in de babası gibi bir planı vardı. İşler sarpa sararsa babasını öldürüp, annesinin ölümünü de onun üzerine atmayı düşünmüştü. Şimdi polis ve jandarma babasına bu kadar yaklaştığına göre, yakalanırsa Mert’i ele vereceği kesindi. Hem babasının su ortağı, hem de annesini öldürmekten hayatını bitirecek bir ceza alacağını bilen Mert zaten yaklaştığı için arazide babasını aramaya başlamıştı. Her ihtimale karşı arabasından beline soktuğu tabancasını eline almış ve ateşe hazır bir şekilde sessizce ilerlerken, yaşı ilerlediği için nefes nefese kalan Cevdet’i bir ağaca yaslanmış soluklanırken görünce, karşısına çıkmış, babası tam ona çatmaya hazırlanırken de silahı doğrultup onu göğsünün hemen altından vurmuştu. Doğru nişan alamadığı için Cevdet inleyerek yere yığılmış, o da silahını çıkarmak için hareketlenince korkan Mert, yerde bulduğu taşla babasının başını o harekete geçemeden ezivermiş, silah sesini duyanların oraya doluşacaklarını bildiğinden de oyalanmadan arabasına doğru kaçmaya başlamıştı. Cevdet’in cansız cesedini bulan jandarma katilin kim olduğunu anlayamayınca dronlar yeniden gezmeye başlamış ve Cevdet’in öldüğünü duyunca dron kamerasını yansıtan ekranın başına gelen Neval tarafından Mert’in kimliği de tespit edilmiş ve yarım saat geçmeden de yakalanmıştı.

“İşte bitti!” diyordu Saygın, Neval’e rahatlaması için ama Neval kulaklarında başlayan çınlamayı bastıramadığı için onun sesini çok uzaklardan geliyor gibi duyuyordu. Cevdet’in öldüğünü duyduklarında kameranın yansıttığı ekranın bulunduğu araca kadar zorla yürüyebilmişti. Dron ların bulduğu Cevdet’in cansız ve kanlar içindeki bedenini görünce öğürmeye başlamış, bayılmamak için direnirken yarım yamalak gördüğü koşan Mert’i hemen tanımıştı. Jandarmanın hızlı hareket edip, Mert’i çabucak yakalamasının ardından ise şuuru yavaş yavaş kaybolmaya başlayınca Saygın’ın söylediklerini tam idrak etmeden kendinden geçivermişti yine.

Bu arada Gülnaz hanımın son bakıcısı yeniden sorgulanmış ama kadın ilk anlattığından farklı bir şey anlatmamıştı. Gülnaz hanımın o ilaca alerjisi olduğunu bilmiyordu ve o an evdeki tek soğuk algınlığı ilacı o olduğu için Gülnaz hanım isteyince onu vermişti. İlacın oraya kimin tarafından konulduğunu da alerjiyi de bilmiyordu. Onu işe alan Cavidan veya Cevdet bundan bahsetmemişlerdi. Kadını Cavidan bulmuştu ama ilk karşılamayı yapan Cevdet ve Ayşegül’dü. Ayşegül hastaneden oğlu ile ayrılmış ancak şimdi ona ulaşılamıyordu. Mert’in sorgusunda viyadükten düşen kadının o olduğu anlaşıldı ama Mert planladığı gibi annesini babasının öldürdüğünü söyledi. O da intikam almak için peşine düşmüş ve bulunca da vurmuştu. Onun her şeyin içinde olduğunu ve annesini öldürdüğünü bilen başka kimse olmadığı için de şimdilik Mert’in ifadesini yalanlayacak hiç bir şey yoktu. Zavallı çocuk ağır bir travma yaşıyordu görünüşe göre. Babasının annesine ve ona yıllardır yaptığı eziyetleri bir güzel anlatmıştı.

Mert’in sorgusu alınırken, Saygın, Neval’i en yakın hastaneye götürmüştü bile ağır bir kriz yaşayan Neval, orada bir gece geçirdikten sonra bir rehabilitasyon merkezine sevk edilmişti. Yaşadıklarından sonra toparlanabilmesi için her şeyden uzak bir yerde tedavi görmesi uygun görülmüştü. Elbette gideceği merkezi Saygın seçmiş ve tehlikeyi artık hissetmese bile polis dışında onun nerede olduğunu kimseye söylememişti. Neval ilk gittikleri hastanede gözlerini açtığından beri konuşmadan boşluğa bakıyordu ama doktorlar bunun geçici bir durum olduğunu söylediler.

Tüm bunlar yaşanırken, Saygın’ın bu kadar uzun otelden ayrılıp, haber vermeden ortadan kaybolmasına alışık olmayan çalışanlar ve ailesi de merak içinde kalmışlardı. Neval’i hastaneye götürdükten sonra o tedavi edilirken arayıp başı sıkışık bir arkadaşına yardım ettiğini annesine anlatan Saygın, onu rehabilitasyon merkezine yerleştirdikten sonra yanlarına gidip, iyi olduğuna ikna etmişti anne ve babasını. Ondan uzak durmayı seçmiş olmalarına karşılık bu defa kardeşleri de onu merak etmişlerdi. Annesinin telefonundan görüntülü bağlanarak onlara da iyi olduğunu söylerken ilk defa bu kadar sevdiğini hissetmişti Saygın.

(devam edecek)

Yorum bırakın