Cenazeden sonra otele döndüklerinde Neval bitik haldeydi. Bir gece önce olanlar, üzerine gergin bir cenaze günü artık dayanacak gücünü bırakmamıştı. Arabada uyuduğu için Saygın onu hafifçe seslenerek uyandırmak zorunda kalmış, sonra koluna girip odaya kadar zor çıkartmıştı. Onlar geri gelir gelmez kapıda bekleyen görevli de kata çıktı. Çatı bütün gün gözlenmeye devam etmişti.
Saygın da çok yorgun olduğu için Neval’i kendi yatağına yatırdıktan sonra geçip kanepeye uzandı. İkisi de derin ama huzursuz bir uykuya daldılar. Gece Neval’in sayıklamaları ve hafif çığlıkları ile gözlerini aralayan Saygın, onu kontrol ettikten sonra yeniden kanepeye dönüyordu. Sayıklamaların ardı arkası kesilmeyince yatak ve kanepe arasında gidip gelmekten bitap düştüğü için sonunda Neval’in yanına yığılıp uyuyakaldı.
Bir kaç saat sonra gözlerini açtığında oda gün ışığı ile aydınlanmıştı. Zorlanarak başını kaldırıp arkasına bakınca Neval’i yatakta göremedi. Kalkıp banyoyu kontrol etti ama Neval orada da değildi. Kapıyı açıp dışarıdaki görevliye sorunca onun yaklaşık kırk dakika sonra işlerim var diyerek ayrıldığını öğrendi. Uyanınca araması için de not bırakmıştı.
“Olanlardan sonra neden yanında ben olmadan gidiyorsun?” dedi Saygın, Neval telefonu açar açmaz
“Bu gün iş yerimde olmak zorundayım, seni o kadar yoruyorum ki günlerdir uyandırmak istemedim.”
“İş yeri mi? Bunca şeyden sonra aklına hâlâ iş nasıl gelebiliyor?”
“Aklıma iş gelmezse deliririm Saygın, zihnimi başka şeylere odaklamaya ihtiyacım var!”
“Hiç değilse yanına birini verebilirdim öyle değil mi?”
“Merak etme bir kaç saat sonra geleceğim!”
“Tamam ben yine de otel güvenliğinden birini gönderiyorum, lütfen itiraz etme!”
“Tamam, etmeyeceğim!” diyerek kapattı Neval telefonu.
Son gittiği seyahatten sonra imzalaması gereken sözleşmeler ve yapması gereken para transferleri vardı. Gülnaz hanımı toprağa vermiş olmanın acısı göğüs kafesine öyle baskı yapıyordu ki, nefes alabilmek için kendini işiyle hırpalayası vardı. Bu acıyı bastıracak aklına başka bir şey gelmiyordu şimdilik. Acının yanı sıra bir de travmasını tetikleyip duran o saldırılar vardı. Asıl korktuğunun ölmek olmadığını biliyordu. Ölmekten hiç korkmuyordu. Geride onun için ağlayacak kimse olmadığı gibi, burada kalmak için de kendisine çok fazla neden yaratamıyordu. Gülnaz hanım da gittiğine göre artık onu hayata çapalayan ne kalmıştı? Düne kadar Gülnaz hanımın onu hayata bağlayan güç olduğunu fark etmemişti. Ona karşı hissettiği minnet ve sorumluluk duygusu olmasa hayatın içinde savrulup duracak, belki de hiç tutunamayacaktı belli ki. Şimdi elinde kalan tek şey travmalarının getirdiği korku ve kocaman bir acıydı. Peşinde olan her kimse veya neyse istediğini başarırsa Neval’e pek de kötülük yapmış olmazdı belki de. İnsanın yaşamaya devam etmek için çabalamaya zorlayan şeylere mi ihtiyacı vardı? Eğer yaşamaya devam edecekse şu an onu çabalatacak tek şey işiydi. Gülnaz hanımla aralarında kalan tek bağ, onun hatırası ve Neval’in bu hayatta sahip olduğu tek şey. Tüm bunları düşünmüştü cenazede bir gün önce, etrafındakilere bakıp, kimsenin acı hissetmediğini fark etmişti. Herkes ertesi günün hayatlarına devam edecekleri güzel günlerden biri olacağının eminliğinde görünüyordu. Yaşlı bir kadının bu hayattan gitmiş olması kimsenin ayağının altındaki halıyı çekmemişti.
Saygın’ın gönderdiği otel güvenliği yarım saat olmadan iş yerine gelmişti. Neval adamı görünce gülümsedi hafifçe ve adının Sedat olduğunu söyleyen adam da başıyla onaylayıp, kapının hemen yanında beklemeye başladı. Adama odaklanmak ona yaşananları çağrıştırdığı için, bir kaç saat kendini bilgisayarında halledeceği işlere verdi. Okumadığı epostalarını okudu, sözleşmelerle ilgili atladığı bir şeyler olup olmadığını kontrol etti, tedarikçilerine göndermesi gereken ödemeleri yaptı. Günlük rutinlerin insanı bu kadar güvende hissettiğini daha önce hiç fark etmemişti. İnsanların hayatlarını değiştirmek istememelerinin hep konfor alanlarını terk etmeme isteğinden olduğunda dair yazılar okurdu ama kendisi ilk defa bilinçli olarak bunu fark ediyordu. Günlük rutinin devam edebilmesi her şeyin yolunda olduğu mesajını veriyordu insana. Yeni riskler, başka tehlikeler yoktu. Olan vardı sadece ve olan daima daha kötüsünden iyiydi. Bu da demek oluyordu ki artık işine dönmeli, zihninin anlattıklarını dinlemekten vazgeçmeliydi. Olacak olanı kaçarak engelleyemezdi. Hiç bir zaman da engelleyememişti. Bakmadığı iş kalmış mı diye son bir kontrol yaptıktan sonra iş yerinden ayrıldı ve otelin kapısından girene kadar güvenlik görevlisi Sedat sessizce onu takip etti. Arkasından onu takip eden ayak sesleri garip bir şekilde iş yerindeki rutini kadar rahatlatmıyordu yüreğini. Tabi bu arada Saygın’ın tutmuş olduğu diğer adam da uzaktan izlemeye devam ediyordu ama Neval henüz onun farkında değildi. Otele geri gelince Sedat’a teşekkür edip, merak etmemesi için Saygın’ın yanına uğradı. Saygın her zaman ki gibi küçük restoranda bilgisayarının başındaydı. Bu kısmı sadece o kullanıyor olmasına rağmen neden hâlâ restoran olarak işletildiğini anlamak zordu. Gören de Saygın’ın sürekli yemek yediğini sanırdı ama aslında bunca bolluğun içinde herhalde en az şeyi o yiyordu. Görünüşe göre Neval kendi işlerine bakmaya gidince, o da aksattığı işlerine dönebilmişti. Tabi bu Neval’in düşüncesiydi. Saygın asla böyle bir imada bulunmuyordu. Sabah gözlerini açıp onun yanında sızıp kaldığını görünce gülümsemişti. Bunu tamamen koruma iç güdüsü ile yaptığını biliyordu. Garip bir şekilde onun yüzünü her gördüğünde Neval’de kendini daha güvende hissetmeye başlamıştı. Daha önce böyle hisleri olan biriyle hiç tanışmamıştı, onca stresin içinde de bunu aklına hiç getirmemiş, nasıl olmuşsa kısa bir bocalamadan sonra sanki olağan bir şeymiş gibi kabullenmişti. Zihni korkularından kaçmak istediği için son zamanlarda fark etmediği her şey aklına gelir olmuştu ve bundan da şikayeti yoktu.
Oysa Saygın da tıpkı onun gibi huzursuzluğunu bastırmak için işlerini paravan olarak kullanıyordu. Acilen dönülmesi gereken işleri olduğundan değil, tam aksine, Neval’in dönmesini beklerken hislerinin de etkisiyle daha fazla kaygı beslemek istemiyordu. Neval’i odada bulamayıp aşağı indikten sonra devam eden soruşturma için Neval’in yeniden ifadesine başvurulacağını bildiren bir yazı gelmişti, bu yüzden de şehirden ayrılmaması isteniyordu. Doğrudan belirtilmemiş olsa da artık ailenin diğer fertleri ve çalışanlarla birlikte Neval’de şüpheli sınıfına girmişti. Cevdet ve Cavidan’ın onun annelerinin parasını kullanarak kendi markasını yaratma hırsını anlatıp durmaları da bu şüpheyi besleyen başka bir unsurdu tabi ama Saygın ve Neval’in bu ifadelerden henüz haberleri yoktu.
“Ben ailemin öldüren adam ortaya çıksın isterken, şimdi ben katil zanlısı haline geldim bakar mısın?” dedi Saygın’ın ona teslim ettiği kağıdı okuduktan sonra gülümseyerek.
“Buna soğukkanlı bir şekilde güldüğüne göre katil olabilir misin diye düşünmeden edemedim!” dedi Saygın. Onun sorunları yok saymak ve normalleşmek için olanları hafife alma çabasının farkındaydı ve buna yardım etmek istiyordu.
“Kendine dikkat etmelisin belki de ama senin hislerin beni kolayca yakalar herhalde!”
“Korktuğun sürece!” dedi Saygın alaycı bir gülüşle.
“Doğru korktuğum sürece!” diye onayladı Neval ve sonra Saygın sormuş gibi duraksamadan işine dönmekle ilgili düşündüklerini anlatmaya başladı. Tek başına kalmadığı sürece Saygın da bu düşünceyi destekliyordu, anlıyordu da. Gülnaz hanımın soruşturmasının yanı sıra, oteli çatısından Neval’in odasına giren saldırganın kimliği de araştırılıyordu polis tarafından.
“Senin de aklına miras yüzünden Gülnaz hanımın ve senin ölmeni isteyen kişi, hatta kişilerin aynı olabileceği geliyor değil mi?” dedi Saygın kaşlarını kaldırarak. Aslında buna dair hisleri olduğunu düşünüyordu ama elinde bir kanıt olmadığı için iki olayı birbirine nasıl bağlayabileceğini bilemiyordu.
“Cevdet ve Cavidan’ı mı kastediyorsun? O kadar ileri gideceklerini hiç düşünmedim açıkçası” dedi Neval düşünceli bir şekilde, “Evet, hırslı ve aç gözlüler ama birini öldürmek için yeterince cesur değiller bence? Üstelik bunu polis de kolaylıkla tahmin edebilir öyle değil mi? Gülnaz teyzeden sonra saldırıya uğradığımı biliyorlar! İkimizin ortak yanı aynı mirasa sahip olmamız evet ama sonuçta benim elimdekiler miras değil, zaten bana verilmiş olanlar, yani onları beni öldürerek geri alamazlar! Mirasçım değiller!”
“Değiller belki ama Laven’e onlar olmadan sahip olduğun için senden nefret ediyorlar ve tabi annelerine ortak olduğun için de! Yani yasal olarak kardeş olduğunuz için sana bir şey olursa miras onlara geri döner!”
(devam edecek)