Neval’i takip eden görevli, Saygın’a Gülnaz hanımın evine gittiğini bildirdiği için Saygın merakla onun dönmesini bekliyordu. Katta ikisinden başkası olmadığı için onun gelişini duymak üzere odasının kapısını açık bırkamıştı. Neval yeniden Gülnaz hanımın evine gidince kendini kötü hissettiğinden önce bir kafeye uğramış, cenaze için atması gereken mesajları gönderip, sonra otele dönmeye karar vermişti. Saygın tuttuğu korumanın kullandığı takip uygulamasından kendi telefonuna yüklediği için onun henüz dönmediğini görebiliyordu. Tabi bu takip sadece arabayla çıktığı günler için geçerliydi. Neval dönmeden hemen önce cenaze ile ilgili bilgilendirme mesajı onun telefonuna da ulaştı.
Kattaki ayak seslerini duyar duymaz koridora çıkıp onu karşıladı.
“İyi misin? Seni merak ettim!” dedi takip ettirdiğini söyleyemediği için Gülnaz hanımın evine neden gittiğini soramamıştı.
Neval olanları hızlıca özetledi ona, vasiyetin olanları daha beter bir hale getirmediği için mutluydu.
“Gülnaz hanım hepinizi iyi tanıyormuş gerçekten!” dedi Saygın ve onun odasına gitmek için sabırsızlandığını görünce başka bir şey söylemedi.
Neval gerçekten kendini yorgun hissediyordu. Anne ve babasının cenazesini hatırlamıştı. Onların bedenleri mezarlara konurken kendini çok kötü hissetmiş, üzerlerine toprak atılmaya başlayınca da korkudan ağlamaya başlamıştı. Oraya nasıl gittiğini, yanında kim olduğunu bile hatırlamıyordu. Gözlerinden silinmeyen tek şey o anlardı. Sonrasında her yağmur yağdığında, anne ve babasının toprağın altında ıslandıklarını ve üşüdüklerini düşünmeye başlamıştı. Onları sokakta bırakmış kendileri bir çatının altında oldukları için vicdan azabı çektiğini hatırlıyordu. Gülnaz hanımın onu götürdüğü doktorlara kadar da bu hislerini yenememişti. Yarın kurtarıcısının o çukura konup, üzerine toprak atıldığını görecekti.
“Belki de gitmemeliyim!” diyerek kendini yatağa bıraktı. Saygın onun odasından gelen korku ve endişeyi hissedebiliyordu ama şimdi yanına gidemezdi. Bir kaç saat sonra yoğun hisler kesilince Neval’in nihayet uyuduğunu düşünüp rahatladı. Gerçekten de göz yaşlarını kontrol edemeyen Neval sonunda sızıp kalmıştı.
Elindeki kitabı bırakıp uyumaya hazırlanırken kalbinde hissettiği endişe dolu sıkışmanın sebebi Neval’in korkuları değildi. Elini kalbine götürüp masajla rahatlatmak ister gibi ovdu biraz ama bir şey değişmedi. Hissetiği sancının fiziksel olabileceği aklına gelince, ayağa kalkıp derin nefesler almaya başladı. Bir kalp ya da ciğer rahatsızlığı yoktu ama stres her zaman göğüs kafesini yorardı. Neval’le kurdukları bağ yüzünden son günlerde hayatının en gergin dönemini yaşıyordu. Odanın duvarları üzerine geliyormuş gibi hissetmeye başladığında karanlıkta bir adamın gölgesini görür gibi oldu. Zihninde oluşan bu görüntünün daha önce gördüklerine benzeyip benzemediğini düşünürken, birden Neval’in dehşet dolu yüzü gözlerinin önünde belirince odadan fırlayıp, düşünmeden onun odasına daldı.
Karanlık odada Neval’in yatağının hemen baş ucunda duran gölge onu görünce bir an için ne yapacağını bilemedi. Saygın da düşünmeden odaya geldiği için gölgeyi fark edince bir an için hareketsiz kaldı. Yatakta olduğunu hayal meyal seçebildiği Neval kıpırdamıyordu. Geç kaldığını düşündüğü için gerginliği iyice artınca birden bire fırlayıp adamın üzerine atladı. Beyninde şimşek gibi patlayan görüntüler yüzünden adamı zapt etmeye çalışsa da adam onu üzerinden fırlatıp, koridora ulaştı. Onun gerginliğini, nefretini ve korkusunu bir anda hissetmişti, peşinden koridora fırlayıp yeniden sırtına atladı bir yandan da çalışanların onu duyabilmesi için bağırıyordu. Onca güvenlik önlemine rağmen bu adam nasıl buraya kadar ulaşabilmişti. Adam boş odalardan birine dalarken, uzanıp yüzündeki maskeyi çekti, karanlığın içinde dışarıdan gelen ışıkla hayal meyal seçtiği yüzde iki siyah göz beynine bıçak saplanmış etkisi yaptıktan sonra onu hızla koridorun duvarına itti ve maskesini düzeltip odanın balkonuna çıktı. O sırada onun sesini duyan çalışanlar güveliği aramış, güvenlikte sorumlu iki adam koşarak üst kata gelmişlerdi. Koridorda çarpmanın etkisi ile yerde duran Saygın’ı kaldırdıktan sonra onun gösterdiği yöne balkona bakmaya gittiler ama adamın izine rastlayamadılar. Tahminlerine göre adam alt katlardan değil, doğrudan çatıdan gelmişti. Saygın kendini toparlar toparlamaz korkuyla Neval’in odasına koştu, ışığı yakıp onun yanına çöktü ve nabzını kontrol etmek için kolunu tuttu. Neval’in nabzı atıyor, sakin sakin nefes almaya devam ediyordu. Yerde katlanmış duran beze bakılırsa adam ona eter benzeri bir şey koklatarak bayıltımıştı ve bir şey yapmaya fırsat bulamadan da Saygın odaya girmişti. Güvenlik çoktan polisi aramıştı, Neval bir ambulansla hastaneye götürüldü, kendine gelmesi bir kaç saati bulmuştu. Adam onu uykusunda bayılttığı için gözlerini neden bir hastanede açtığına dair bir fikri yoktu. Saygın polis sorgusunu bitirdikten sonra hemen onuna yanına koşmuşsa da, kamera kayıtlarının incelenmesi ve kontroller uzun sürdüğünden uyandığında yanında olamamıştı. Birden bire gözlerini hastanede açan Neval korkmuştu, hemşireler ona olanları bildikleri kadar anlatınca, daha da korkmuştu. Saygın onun yanına geldiğinde toparlanmaya çalışıyordu.
Adam çatıdan girdiği için hiç bir kameraya yakalanmamıştı. Oraya nasıl ulaştığını anlamak için polis sokak ve trafik kameralarına bakacaktı.
“Yine de onu hayal meyal gördüm!” dedi Saygın ama Neval onun zihninde gördüğü bir görüntüden bahsettiğini sandığı için bir şey sormadı. Saygın da onun yeterince korktuğunu düşündüğü için başka detay vermeye çalışmadı. Polise hayal meyal gördüğü yüzü anlatsa da bu adamı tanımlamak için hiç yeterli bir tarif değildi. Gülnaz hanımın da soruşturması başladığından, Saygın polisin bu iki olayı birbirine bağlayarak araştıracağını düşünüyordu. Hiç değilse bu sayede Neval’in peşinde olanın kim olduğu ortaya çıkabilirdi.
Sabaha doğru otele döndüklerinde Neval’in korkuları geçmediği için Saygın onu kendi odasına getirdi. Çatıda iki güvenlik görevlisi görevlendirilmişti. Koridorda da iki kişi bekliyordu. Yine de Neval rahat etsin diye Saygın’ın odasında kalacaktı. Açılır kanepe onun için hazır edilmişti bile ama ikisinin gözüne de ertesi gün cenaze saatine kadar uyku girmedi.
Saygın adama dokunduğu zaman bir çok görüntü görmüş ama bir yandan da onunla boğuştuğu için görüntülere bir anlam yükleyecek zamanı bulamamıştı. Uykusuzluk ve kaygıda eklenince bu kısmı cenazeden sonraya bırakmaya karar verdi. Görüntüleri hatırlayıp anlamlandırmaya çalışması için zihninin sakin olması gerekiyordu. Karanlıkta simsiyah gördüğü o iki gözün sahibinin şiddete meyilli biri olduğunu anlayabilmişti ve o Neval’e dokunamadan odaya girdiği için mutluydu. Neval odaya geldikten sonra neredeyse hiç konuşmamış, kanepedeki battaniyeye sarılıp, öylece oturmuştu. Saygın ona sarılıp teselli vermek istese de kendisi de iyi bir ruh halinde olmadığı ve onun kaygıları ile birleşince ani tepkiler verebileceğini düşünüp kendi yatağında oturdu.
Ertesi gün gerçekleşen cenazeye katılım gerçekten çok fazlaydı. Cavidan ve Cevdet namaz için bekleyen tabutun başında duruyorlardı. Cavidan’ın kocası yanlarındaydı. Cevdet’in yanında ise sadece Mert duruyordu. Saygın iyice dağılan Neval’i yalnız bırakmamak için tabutun başına onunla birlikte gitti. Cavidan ve Cevdet tanımadıkları bu yeni adama şüpheyle baksalar da taziye dileklerini kabul edip tokalaştılar. Daha fazla dağılmamak için kendini herkese kapatan Saygın, onlarla tokalaşırken hiç bir şey hissetmedi. Babasının yanında dik dik bakan Mert ise elini bile uzatmamıştı.
Namazdan sonra hep birlikte aile mezarlığına geçtiler, oradan da misafirlerle birlikte Gülnaz hanımın evine gidildi. Saygın Neval’in yığılıp kalmasından korktuğu için, defin sırasında onu kalabalığın gerisine doğru çekti. Böylece bilmeden Neval’i ikinci kez aynı şeyleri yaşamaktan da kurtarmış oldu.
(devam edecek)