Bakıcı kadın sabah uyandığında Gülnaz hanımı yatağında ölü bulmuştu. Görünüşe göre zavallı kadının uykusunda nefesi durmuştu. Teşhisi konmuş bir uyku apnesi rahatsızlığı olmamasına rağmen bakıcısı son zamanlarda uykusunda böyle sorunlar yaşadığından bahsetmişti. Neval o kadar üzgündü ki, kendi başına gelenlerle çok meşgul olduğundan Gülnaz teyzesinin bir solunum problemi yaşadığını fark etmemiş olmasına takılmıştı kafası. Cavidan, annesinin son bir araya geldiklerinde bundan bahsettiğini söyledi. Daha da doğrusu bakıcı kadın Cavidan’a bahsetmiş, o da annesini sıkıştırınca itiraf etmek zorunda kalmıştı. Hatta gelecek salı bu konuyla ilgili olarak Gülnaz hanıma bir randevu da almıştı ama maalesef anneciği o güne kadar dayanamadan gözlerini yumuvermişti. Bakıcı ile yaşayan yaşlı bir kadın olduğundan cenazeyi almaya gelen adli tıp görevlileri Gülnaz hanımın odasını ve eşyalarını kontrol ediyorlardı. Neval boş gözlerle onlara bakarken gözü yatağın yanındaki ilaç kutularına takıldı. Onlara doğru yürüyüp elini uzatacakken görevliler onların kontrol etmediği hiç bir şeyi ellememesini hatırlattılar ama Neval ilaçlardan birinin Gülnaz hanıma ait olmadığından oldukça emindi ve bunu görevlilere söyledi.
Adli tıp görevlisi kadın, şüpheli gözlerle Neval’e bakarak komodine doğru yürüdü ve Neval’in söylediği ilacı eline alıp, “Bu mu?” diye sordu.
“Evet, Gülnaz teyzemin o ilaca karşı alerjisi vardı, doktora hep birlikte gittiğimiz için özellikle bu ilacın yazılmadığını çok iyi biliyorum!”
Görevli ilacı elinde tutarak odanın diğer ucundaki arkadaşına baktı ve sonra Neval’e “Teşekkür ederiz bilgi için, şimdi çıkın lütfen!” diyerek onu odadan çıkarttı. Gülnaz hanımın ölü bedeni hâlâ yatağında üzeri örtülü vaziyetteydi. Neval odadan çıkarken, görevliler bakıcıyı odaya çağırdılar. Kadın ilacın uzun süredir orada olduğunu söyledi. Reçetesiz bir ilaç olduğu ve kimse ona Gülnaz hanımın alerjisinden bahsetmediği için kadıncağız biraz üşütmüşüm herhalde dediğinde o gün sabahtan başlayıp, iki kez vermişti. O ilacı vermesini söyleyen yine Gülnaz hanımdı, daha doğrusu, ona çekmecesindeki soğuk algınlığı ilacından vermesini söylemiş, o da tüm ilaçların içinde tek soğuk algınlığı ilacı o olduğundan onu vermişti.
Bakıcı ile konuştuktan sonra görevliler salonda bekleyen ailenin yanına gelip, Gülnaz hanıma şüpheli ölüm otopsisi yapılacağını açıkladılar. Cavidan ve Cevdet itiraz etmeye başlayınca da alerjisi olduğu söylenen ilaçtan bahsettiler.
“Annemi bakıcı kadın mı öldürmüş yani?” dedi Cavidan şaşkın şaşkın.
Cavidan’ın sözlerini duyan bakıcı kadın zaten içerideki konuşmadan sonra iyice korktuğu için olduğu yere yığılıp kaldı bu sözlerden sonra. Onlar neye uğradıklarını şaşırmış bir vaziyette salonda birbirlerine bakarken Gülnaz hanımın cenazesi ambulansa konularak, Adli Tıp Merkezine nakledildi.
Cavidan ve Cevdet bakıcı kadını boş verip, annelerinin cenazesi ile ilgilenirken, Neval’de kısa bir baygınlık anından sonra kendine gelip ağlama krizine giren bakıcıyı kanepeye oturtmuştu. Kadın o kadar korkmuştu ki sürekli “Onu ben öldürmedim!” diyerek ağlıyordu, “Çocuklarım var! Lütfen yardım edin!”
Neval yaşadığı onca şeyden sonra bir de bu olayla yüzleşince iyice donuklaşmış, ne demesi, ne yapması gerektiğini bilmeden öylece oturdu kadının yanına. Gülnaz hanımın içinde olduğu ambulans evin önünden ayrılınca, Cavidan ve Cevdet yeniden içeri gelip, bakıcı kadına eğer annesinin ölümüne neden olmuşsa bunu yanına bırakmayacaklarını söyleyince iyice korkan kadın ağlayarak içeri gitti eşyalarını toparlayıp koşarak ayrıldı evden. Cavidan onu neden durdurmadığını sorarak Cevdet’e bakınca, “Polis onu nasılsa bulur? Durdurup ne yapacağız odaya mı kapatacağız!” dedi Cevdet ters ters. O sırada haberi sonradan alan Cevdet’in karısı ve oğlu da geldiler ve Gülnaz hanımın öldürülmüş olduğu şüphesini duyunca onlar da şoka girdiler. Neval hâlâ boş gözlerle kanepede oturmaya devam ediyordu ki Cevdet karşısına dikilip, “O senin annen bile değildi, belki de bakıcı ile birlik olup mirasına konmak için annemi sen öldürdün!” dedi sert bir sesle, Neval’in bu sözleri algılaması bir kaç saniye sürdükten sonra hızla doğruldu kanepeden ve Cevdet’in yüzüne baktı dik dik, “Bu durumda bile mirası düşündüğüne göre belki de onu sen öldürdün!” diye çıkıverdi ağzından ve ağlayarak çıktı evden.
Birlikte vakit geçirdikleri uzun dönemlerde, Gülnaz hanımla ona bir şey olursa çocuklarının ilk işinin Neval’i mirastan mahrum etme çabası olacağını defalarca konuşmuşlardı. Neval için ayrı bir koleksiyon ve marka oluşturma çabasının altındaki asıl gerçek de buydu. Koleksiyona ait atölye ve satış yeri doğrudan Neval’in üzerine yapıldığından Cevdet ve Cavidan’ın işini onun elinden alma şansları yoktu. Neval için bu zaten yeterli bir güvenceydi ve Gülnaz hanımın asıl mirasını almakla hiç ilgilenmiyordu. Yeni taşındığı ev de Neval’in üzerineydi. O yüzden üvey ablası ve ağabeyinin onunla miras için savaşmaya çalışmasını zaten bekliyordu. Ancak onu öldürmekle suçlamak başka bir şeydi. Gülnaz teyzesinin anne ve babası gibi öldürülmüş olma ihtimali içindeki tüm korku, acı ve üzüntüleri tetiklemişti. Ne yapacağını bilemediği için telefonunu çıkarıp Saygın’ı aradı. Bu halde onu anlayacak ve teselli edebilecek ondan başkasını tanımıyordu. Saygın onu sessizce dinledikten sonra hemen otele gelmesini söyledi. Gülnaz hanımın öldürülmüş olduğu şüphesinden sonra onu evine göndermeyi bile düşünmüyordu o anda.
Neval onun yanına gidip olanları yeniden detaylı bir şekilde anlattıktan sonra, tüm korkularının harekete geçtiğini ve kendini çok kötü hissettiğini de itiraf etti.
“Yıllar içinde hep bununla baş edebileceğimi düşünmüştüm ama şimdi bir kez daha bana annelik yapan birinin öldürülmüş olma düşüncesi ve benim de durmadan saldırıya uğruyor olmam aklıma korkunç şeyler getiriyor!”
Onun peşindeki katili fark ettiğini düşünen Saygın “Ne gibi?” dedi hemen ama Neval lanetlenmiş olmakla ilgili bir şeyler anlatmaya başlayınca, hissettiği şeylerle ilgili bir şey söylemek için yine doğru zaman olmadığını düşündü. Artık onun korkularını tanıdığı için uzanıp çekinmeden eline uzandığı sırada, Neval’in saldırıya uğrayıp, yaralandığı karanlık bir sahne görünce, çarpılmış gibi geri çekildi.
“Ne oluyor?” dedi Neval ona bakıp şaşkın şaşkın.
Artık kendini saklayamayacağı bir an geldiğini düşünüyordu Saygın, az önce gördüklerinden sonra zaten ondan bir şey saklamaması gerekiyordu. Gördüklerini anlatmadan önce kendisinin nasıl biri olduğunu anlatmak için nereden başlaması gerektiğini düşünmeye başladı. Daha önce kimseye bu özelliğini itiraf etmek zorunda kalmamıştı.
Saygın’ın cevap vermeden endişeli bir yüz ifadesi ile doğrudan gözlerine bakması Neval’i iyice ürkütmüştü.
“Baksana yeterince kötü şey yaşadım zaten, lütfen beni korkutmayı bırakıp ne olduğunu anlatır mısın?” dedi inleyerek.
Saygın onun haklı olduğunu düşünüp hemen kendini toparladı ve boğazını temizleyerek yeniden onun yanına yaklaştı.
“Sana anlatmam gereken şeyler var!” diyerek iç geçirdiğinde yüzündeki ve sesindeki ifade daha yumuşaktı.
“Lütfen iyi bir şey olsun!” dedi Neval yalvarır gibi.
“İyi olup olmadığına sen karar ver!” dedi Saygın, bu ruh haliyle onun ne olduğunu öğrenirse korkup kaçabileceğini de söylüyordu aklı ona ama eğer gördüklerini söylemezse de onu tehlikenin ortasında korunmasız bırakmış olacaktı.
“Medyumlara veya ona benzer kişilere inanır mısın?” dedi nasıl tanımlayacağını bilemediği için.
“Gülnaz teyzemin ölümünü sorgulamak için bir medyuma mı gidelim diyeceksin?” dedi Neval anlamaz gözlerle, “Bunun az önce olanlarla ne ilgisi var?”
(devam edecek)