Sessiz ol! – Bölüm 10

Uzun zamandır kimse için bunu yapmamıştı ama şimdi bu kadındaki anlam veremediği korkuyu çözmek istiyordu. Bunu sadece onun için değil, çoktan zihniyle birleştiği için kendisi için de yapmalıydı. Hissettiği korkunun bu güne ait olmadığını anlayacak kadar tecrübesi vardı.

Babası onu Tibet’e kendini korumayı öğrenmesi için göndermeden bir ay önce başına gelen bir olay bütün aileyi onun büyük teyze gibi delireceğini düşündürtmüştü. Çocukluğundan beri insanların zihinlerini okuyabildiği için kardeşleri kendilerini ele verir diye ondan uzak duruyorlardı. Aklı tam ermediği zamanlar onlara dokunup tüm sırlarını keşfedebildiği için bunun normal olduğunu sanıp, annesine ya da herhangi birine gördüklerini veya hissettiklerini anlatmaya başlayınca, ister istemez kardeşlerinin yaptıkları gizli yaramazlıkları da ele vermeye başladı. Eniştelerinin, teyzelerini aldattığını ortaya çıkaran da yine gördüklerinin ne anlama geldiğini bilmeden açık açık anlatan Saygın’dı. Anlattıkları yüzünden tatsız olaylar olmaya başladığını görünce bu özelliğinden korkmaya başlamış, eniştesinin suratındaki çarpık ifadeyle “Bu çocuğun içine şeytan kaçmış!” diyerek ona iğrenilecek biri gibi bakmasını uzun süre aklından silememişti. Kendilerini istemeden ele verdiği için kardeşleri de belirli bir dönem ondan nefret etmişlerdi. Onlar da çocuk olduklarından Saygın’ın farklı olarak sahip olduğu bu özelliği anlayamıyor, kasıtlı olarak onlara zarar vermeye çalıştığını sanıyorlardı.

Asıl ve büyük olay çok sonraları o üniversite ikinci sınıftayken yaşanmıştı. Annesinin, teyzesinden deneyimli olması sayesinde kendini küçüklüğüne göre büyük ölçüde kontrol etmeye başlamış olmasına rağmen, yine de herkesten uzak durmayı tercih ediyordu. Hoşlandığı kızlardan, yakın olmak istediği arkadaşlarından ve dokunmak gereken ortam ve eylemlerden uzak duruyor ama bundan hiç hoşlanmıyordu. Grup sporları, samimi şakalar, dokunuşlar veya dokunma gerektiren oyunlar, kutlamalar ve eylemler ona yasaktı. Üstelik onun bir ucube ya da sırları ortaya döken bir hain olduğunu düşünmemeleri için de bu özelliğini saklamak zorundaydı. Annesinin aklıyla bir cilt hastalığı olduğu için dokunmadığını söylüyordu zorda kalınca ve insanlar görünüşte bir iz olmamasına karşılık bir hastalık olduğunu söyler söylemez zaten ondan kendiliklerinden uzak duruyorlardı. Onca paranın içinde hep yalnız ve tüm eğlenceli şeylerden uzak yaşıyordu. Bu yüzden bir çok sanal arkadaşı vardı. Yabancı dili iyi olduğu için internet üzerinde görüntülü de sohbet edebileceği arkadaşlar edinmişti. Mektup arkadaşı gibi onlarla sohbet edip, uzaktan eğlenmeye imkan sağlayan bu teknolojiyi değerlendiriyordu. Hatta İngiltere’de yaşayan ama asla bir araya gelmedikleri bir kız arkadaşı bile olmuştu. Dokunmadığı sürece ancak kendi isterse zihinlere girebiliyordu yine ama bu onu korkuttuğu ve kafasını karıştırdığı için yapmıyordu. Ağabeylerinden birinin aklına girmesi ile üniversite ikideyken bir öğretmenin zihnine girip sınav sorularının yanıtlarına ulaşabilmeyi denemişti. Başını kağıda eğmiş, düşünüyor gibi yaparak hocasının zihnine odaklanmıştı. Ancak bu zihin umduğundan fazlasını saklıyordu ve sınav sorularının cevaplarından önce korkular açığa çıkınca, adamın geçmişindeki bir seri cinayeti keşfetmek zorunda kalmıştı. Adam gizli fantezileri olan sorunlu biriydi. Daha önce görev yaptığı yerlerde bir kaç kız öğrenci ile bağlantısı olmuş ve kızların hepsi bir şekilde kaybolmuşlardı. Aralarındaki bağlantıyı kimse bilmediği ve adamın özel hayatı olabildiğinde düzgün olduğundan, ondan şüphelenmek kimsenin aklına gelmemiş, her seferinde yakalanmadan bir sonraki kıza geçmişti. Sınavın ortasında Saygın’ı bir korku nöbetine sokan beş cinayet adamın titremeye ve terlemeye başlayan Saygın’ı fark edip yanına gelmesi ile tavan yapmıştı. Adam onun bir nöbet geçirdiğini düşündüğü için omuzuna dokununca kızların ölü bedenleri, çığlıkları ve başlarına gelenler bir film şeridi gibi hızla zihnine düşünce korkuyla ayağa fırlayıp adama saldırmıştı. Adam gafil avlandığı için yere düşmüş, Saygın herkesin şaşkın bakışları arasında adamı altına alıp, yüzüne epeyce yumruk indirmişti. Diğerleri toparlanıp onu hocasının üzerinden aldıklarında adamın burnu kırılmış, ağzı yüzü kan içine kalmıştı.

“Katil!” diye bağırdığını sanmıştı bunlar olurken ama neyse ki bu sadece kendi zihninde yankılanan bir çığlıktı. Adam Saygın’ın onun cinayetlerini gördüğünü asla öğrenemedi ama hem dava açtı, hem de Saygın’ın atılması için okul yönetimine baskı yapmaya başladı ve amacına da ulaştı. Tomris hanım oğlunun bu tepkiyi vermesine adamın zihnindeki korkunç bir şeyin neden olmuş olabileceğini tahmin ettiği için nezaretten çıkartıldıktan sonra bütün gece oğluyla odaya kapanmış ve olanları ona anlattırmıştı. Sonra babasını da odaya çağırmış ve bu konunun içi arasında sır olmasına karar vermişlerdi. Adamı ele verebilirler, kızların gömülü oldukları yeri polise bildirebilirlerdi ama bunu doğrudan yaparlarsa hem başlarına gelecekleri bilemezler hem de Saygın’ı açığa çıkarmış olurlardı. Bir katilin ortalıkta elini kolunu sallayarak gezmesine de gönülleri razı olmadığından farklı bir plan yapmaya karar verseler de asıl konu Saygın’ın hayatı boyu taşımak zorunda olduğu bu özelliğini beklenmedik durumlarda da kontrol etmeyi öğrenmesi gerektiğiydi. Kimse taşıdığı maskenin arkasında ne sakladığının bilinmesini istemezdi. Tomris hanımın teyzesi ailesi bu özelliğini saklamak istediğinden ve ona ucube gibi davrandığından delirmişti. Kimse ona yardım etmeye çalışmamış, o da insanların zihinlerindeki korkunç anlar, anılar ve düşünceler yüzünden sonunda aklını kaçırmıştı. Kaçırmadan önce de herkes onun kaçık bir ucube olduğunu düşündüğü için gerçeğe dönüşmesi hayatının kalanını bir akıl hastanesinde geçirmesine neden olmuş, orada daha da kötüleşmişti. Tomris hanım oğlunun teyzesi gibi olmasına asla izin vermek niyetinde değildi. O güne değin öyle ya da böyle idare etmişlerdi ama artık buna bir çare bulunması gerekiyordu. Özelliği istedikleri zaman yok edemeyeceklerine göre yapabilecekleri tek şey Saygın’ın bunu kontrol etmeyi öğrenmesini desteklemek olacaktı. Saygın uzun bir araştırmadan sonra bulunan Tibet’teki özel eğitim merkezinde tam iki yıl kaldı. Bu arada okuldan atıldığı için eğitim hayatı yarım kalmıştı. Hapis cezası paraya dönüştürülünce babası hemen ödemiş ve onu hızlıca yurt dışına yollamıştı. Tibet’te geçen iki yıl Saygın’ın hayatında bir dönüm noktasıydı. Döndüğünde herkesten uzak durma taktiğini değiştirmemiş olsa da en azından ilk andan sonra hemen kendini toparlayabiliyor, ya kendi zihnini kapatıyor ya da karşı tarafın zihninden uzak durmaya çalışıyordu. Bazen görüntü, bazen ses, bazense sadece düşünce olarak gelen bu sırlarla yaşamayı öğrenmiş sayılırdı. O gittikten sonra babası kardeşi sabıkalı bir çalışanı ile anlaşıp, Saygın’ın üzerine atladığı hocasının yeni bir bağlantı üzerindeyken yakalanmasını sağlamıştı. Sonucun onunla ve ailesi ile hiç ilgisi olmadığından adam da bu noktaya nasıl gelindiğini kavrayamamış, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası alarak demir parmaklıkların arkasını boylamıştı.

Saygın insanların zihninde en önce korku ile bağlantı kuruyordu. Bunun sebebini kendisi de bilmiyordu ama Tibet’te bir hocasından korkunun diğer tüm duygulardan daha güçlü bir duygu olduğu için böyle olduğunu öğrenmişti. Korku daima geçmişle ilgiliydi ve geleceğe dair kaygıları besliyordu. Korkunun kontrol edilmesi güç bir duygu olduğunu kendisi de hocasının zihnindeki seri cinayetleri gördüğünde bizzat yaşamıştı. Korku, panik, öfke hepsi bir anda zihnini ele geçirmiş, adam bir de gelip ona dokununca güvende olmadığı duygusuna kapılıp adama düşünmeden saldırmıştı. Ailesi arkasında durmasa bunu atlatması asla mümkün olamazdı.

(devam edecek)

Yorum bırakın