Garsonun elindeki pos cihazına kredi kartını uzattıktan sonra hızla arkasını döndü ve “Aptalsın Neval! Aptalsın ve az önce kendini rezil ettin!” dedi hırsla. O kadar utanmış ve kendini küçük düşürmüştü ki, odaya mı çıksa, dışarı çıkıp hırslı bir yürüyüş mü yapsa bilemiyordu. Sonunda ayağındaki topuklu ayakkabılarla akşam akşam yürüyüşe çıkmanın çok saçma olduğuna karar verip, homurdanarak odasına çıktı.
“Bu yaptığımın bir telafisi var mı acaba?” diye homurdanmaya devam etti duşa girerken ama sıcak su bile rahatlamasına yetmedi. Gülnaz hanım gününün nasıl geçtiğini sormak için aradığında da ona bu yaptıklarından bahsedemedi ama yeni eve geçmek için ne kadar hevesli ve heyecanlı olduğunu söyleyerek işleri hızlandırmak istediğini kendince belli etti.
Sıkıntılı uyuduğunda olduğu gibi yine o gece çığlıklar atarak hem de bir kaç kez uyandı.
O sırada Saygın yatağına uzanmış onunla karşılaşmalarını düşünüyordu. Otelin kalın duvarlarından çığlıklar ona ulaşamasa da, düşünürken içinde yoğun bir huzursuzluk vardı. Neval’i çok ukala ve kendini beğenmiş bulsa da, uğradığı saldırıdan ötürü korkmuş olduğunu anlıyordu. İnsanlar kendilerini güvende hissetmediklerinde davranışlarını sertleştirerek, olduklarından daha güçlü görünme eğiliminde oluyorlardı. Bu Neval’in kabalağına bahane değildi elbette ama yine de normal de olduğundan daha fevri davrandığına emindi. Annesine aldığı gül ve hediyenin kendisi için olmadığını fark ettiği anda yüzünün aldığı ifadeyi hatırlayınca elinde olmadan gülümsedi.
Saygın, Tomris hanım ile Enver beyin tek çocukları değildi ama diğer tüm kardeşlerinden farklı olduğunu ikisi de biliyorlardı. Küçüklüğünden beri farklılıkları yüzünden hem kendi kardeşleri hem de diğer çocuklardan uzak duran Saygın, kendi başına vakit geçirmeyi ve en çok da kitap okumayı severdi. Babası diğer çocuklarında olmayan bu kitap merakı yüzünden evde ona kocaman bir kütüphane yapmıştı. Okulda da çok başarılı ama sessiz bir çocuk olan Saygın tüm okullarını derece ile bitirmişti. Okuduğu kitaplar sayesinde bir sürü ilgi alanı olmasına karşılık başından beri babasının mesleğini yapmak istediği için eğitimini yurt dışında turizm alanında tamamlamıştı. Otuz yaşına gelmiş olmasına ve diğer kardeşleri çoktan evlenmiş olmasına karşılık kimse onun özel bir kız arkadaşı olduğunu görmemişti. Zengin ama gözde bekarlardan olmak yerine, kendini yönettiği otelin içine hapsederek gözlerden ırak yaşamayı tercih ediyordu. Çalışanlar bile onu otelin içinde biri ile görmeyi dört gözle beklerken, zamanla kimse de gözü olmadığını kabul etmişlerdi. Peşinde dolaşan bir çok aday olmasına karşılık o kendi başına kalmayı tercih ediyordu. Ne kadınlara, ne erkeklere ilgisi olmayan bu sessiz patron hakkında herkes bir şey uydurup duruyordu.
Oysa gerçek herkesin bildiğinden çok farklıydı. Saygın kalpsiz ya da aşık olamayacak kadar duygusuz biri değil, tam tersi duyguları çok yoğun yaşayan bir insandı. İlk kez orta okulda sınıf arkadaşına aşık olmuş, her gece onun sarı dalgalı saçlarını ve güzel kahverengi gözlerini hayal ederek uyumuştu. Mezun olana kadar hiç bir zaman ona açılamadığı için yolları ayrılmış, lise son sınıfta bir başka kıza aşık oluvermişti. Ancak artık kendindeki farklıların farkında olduğundan bu defa kendiliğinden kızdan uzak durmuş, onun en yakın arkadaşı ile flört etmesine seyirci kalmak zorunda kalmıştı. Artık ona karşı duyguları olmasa da, hâlâ her ikisi ile de görüşmeye devam ediyordu. Tabi ikisi de zaman içinde başkaları ile birlikte olup evlenmişlerdi.
Saygın’ın yaşadıklarını anne ve babasından başka detayları ile bilen fazla insan yoktu. Babası oğlunun mutlu olması için tüm imkanlarını kullanma yolunu seçerken, duygusal olarak onu en iyi annesi anlıyordu çünkü teyzesinin de aynı Saygın gibi olduğunu ve bu özelliği yüzünden çok acı çektiğini biliyordu. Saygın’ın bir otel işletmesine rağmen kalabalıklardan uzak durması boşuna değildi. Zamanla yaptığı araştırmalar ve yurt dışında aldığı eğitimlerle bu özelliğini kontrol etmeyi öğrenmişti ama yine de bunu yorucu bulduğu için sessizliği ve yalnızlığı tercih ediyordu. Enver bey, onun karısının teyzesi gibi olmasını istemediği için kendini eğitmesi için bir yıl Tibet’e göndermişti. Diğer kardeşlerinde olmayan bu özellik yüzünden, onlar da Saygın’dan uzak durmayı tercih etmişler, Saygın henüz küçükken buna anlam veremediği için uzun süre kendini ucube gibi hissetmişti. Oysa diğer kardeşleri annelerinin teyzesi gibi onun da delirebileceğini düşündükleri için korkuyorlardı. O zamanlar küçük olduklarından bu korkularını saklama yoluna gitmektense kardeşlerine açıkça belli ediyorlarken, şimdi onu üzmemek için sanki böyle bir özelliği hiç yokmuş gibi yaşamaya devam ediyorlardı. Şimdi de Saygın diğer herkesten olduğu gibi onlardan uzak duruyordu. Onları sevmediği için değil sadece huzursuz olmalarını istemediği için yapıyordu bunu. Tibet’te geçirdiği yıllar boyunca bu özelliğe sahip ondan başka insanlar da olduğunu ve bilinçli şekilde yönetildiğinde bu özelliğin annesinin teyzesi gibi delirmesine neden olmayacağını öğrenmişti. Bir çok kişi için mucize gibi görünen bu özelliklere sahip olarak normal bir yaşam sürmek ne yazık ki oldukça zordu. Kendi gibi insanlarla birlikte ya da bir tapınakta, insanlardan izole bir şekilde yaşarken kontrol etmek ve yönetmek oldukça kolaydı ama geri döndükten sonra eğitim de almış olsa kendini dengelemek için epeyce zorlanmıştı.
Neval ile restoranda karşılaştıkları o gün, korkularını hissetmek onu rahatsız etse de, kimseye yakın olmak ve hayatının içine girmemek konusunda özenli davrandığından kabalığına odaklanmayı tercih etmişti. Yine de içinden bir ses bu genç kadının hayatındaki tersliklerin devam edeceğini söyleyip duruyordu.
“Bu kendini beğenmişlikle başına iş açmaması zaten mümkün değil!” diye mırıldanıp, onu zihninden uzaklaştırdı ve uykuya daldı.
Devam eden günlerde Neval yaptıklarının utancı ile odasından çıkıp yeniden dönene kadar otel içinde onunla karşılaşmamak için azami gayret gösterdi. Özür dilemeye çalışmanın her şeyi daha da kötü yapacağından çekindiği için onu görmemeye çalışmak en iyisiydi. İkisi de otelde olmalarına karşılık garip bir şekilde bir daha hiç karşılaşmadılar. Saygın’ın ortalıkta fazla gezmemesi ve otelin sakin kısımlarında gününü geçirmesi de bunda büyük bir etkendi.
Nihayet Gülnaz hanımın emlakçısı Neval için öncekinden çok daha güvenlik önlemleri olan bir ev bulunca, ek güvenlik sistemleri de kurulduktan sonra Neval otelden ayrılıp yeni evine geçti. Artık utancını hatırlatacak uyarıcıların içinde yaşamayacağı için evine geçtiğine çok ama çok sevinmişti. Gülnaz hanım Saygın ile onun arasını yapma planları olmasına karşılık, kızının güvenliğine öncelik verdiği için o konu ile hiç ilgilenemeyip, uygun bir yer arayışına odaklanmıştı. Neval orada kalmasa bile nasıla ikisini bir araya getirmek için bir yol bulurdu daha sonra. Otelin kafesindeki tatlıların lezzetini tüm şehir biliyordu. Neval olayı anlatmasa da otelde Saygın ile karşılaşıp tanıştıklarını Gülnaz hanıma söylemek zorunda kalmıştı. Tabi Saygın’ın da Gülnaz hanıma olanları anlatmamış olmasına sevinmişti. Gülnaz hanım artık ikisi tanıştığına göre bir randevu ayarlamanın daha kolay olacağını düşünüyordu. İhtiyaç olduğunda gelip onun yanında kalabilmek için bu defa eski evinden bir oda fazla iki oda bir salon bir ev tutulmuştu. Neval de onun endişelerini bildiği için buna hiç itiraz etmemiş ama sadece güvende olması için değil, arada sırada yalnız kalmamak için gelip onda kalmasını şart koşmuştu.
(devam edecek)