Otel yerine dışarıda bir yerde yemenin daha uygun olacağını düşünerek otelin kapısına doğru yöneldi ama çevredeki yerleri araştırmak için bir kaç dakikalığına durup telefonundan araştırma yapmaya karar verdi ki telefonunun şarjı olmadığını hatırlayıp, yardım için etrafına bakınmaya başladı. O sırada yanına gelen otel görevlisi, otele yeni yerleşen Neval’i tanımadığı için yanına yaklaştı, “Yardımcı olabilir miyim hanımefendi?”
Neval başını kaldırıp, yüzünde gülümseme ile yardım teklif eden otel görevlisine baktı ve hiç yapmaktan hiç hoşlanmadığı halde Saygın beyin arkadaşı olduğunu, restoranın çok dolu gözüktüğünü ve yemek yeri baktığını söyledi. Neval’in söylediklerinden onu Saygın beyin beklediği misafir sanan adam, gülümsemesini genişleterek daha küçük olan diğer restoranı gösterdi ve “Aradığınız yer orası!” diyerek takip etmesini işaret edip yürümeye başladı. Neval otelin içinde fark etmediği bir diğer restoran daha olmasına sevinerek adamın peşine takıldı. Kapısı kapalı olup, dışarıdan aktif olduğu bile belli olmayan restorana girince, içerinin loş ama şık havası hoşuna gitti. Üstelik kimse yokmuş gibi görünüyordu.
“Burası mı?” dedi adama dönüp teyit etmek için, “Çok boş görünüyor ama?”
“İleriye doğru yürüyün, kış bahçesine açılan tarafta masanız hazır!”
“Sahi mi?” dedi Neval şaşkın şaşkın ve bu özel ilgiden memnun, merakla loş ışıkta kalan masaların arasından geçip, kış bahçesi olarak tanımlanan o yeşil harika camekan alanı gördü. Burası hem aydınlık, hem de cennetten bir parça gibiydi. Adımlarını hızlandırıp kendine masa seçmek için heyecanlanırken, salonun en güzel masasında oturan genç adamı fark etti. Ayak seslerinden birinin geldiğini anlayan Saygın da başını çevirmiş ona bakıyordu.
“Hoş geldiniz!” diyerek ayağa kalktı Neval’i görünce ama beklediği kişinin o olmadığına dair içindeki hisse bir anlam veremedi.
“Hoş bulduk?” dedi Neval şaşkınlıkla.
“Saygın ben!” dedi genç adam, kadının onu tanımamasının normal olduğunu hatırlayarak, “Sizi bekliyordum ama?” diye devam edecekti ki, Neval bunun Gülnaz hanımın ayarladığı o buluşma olduğunu düşünüp, elini alnına vurdu sert bir şekilde, “Yok artık!” dedi bezgin bir sesle, “Söylesenize tam da bu saatte, diğer restorandan çıkıp bu boş yere geleceğimi nasıl hesapladınız? ” diye devam etti alaycı bir sesle ki o sırada Saygın’ın yanındaki sandalyede örtünün altına doğru itilmiş o tek gülü fark etti ve suratı iyice alaycı bir ifadeye büründü.
Saygın onun gülü fark ettiğini de, neye tepki verdiğini de anlamadığı için ne söylemesi gerektiğini bilemeden yüzüne bakıyordu. O beklediği kişi değildi, bundan emindi, o zaman kimdi?
“Sanırım istediğim şey sizde değil!” dedi çekinerek.
“İstediğiniz şey mi? Bu ne cesur bir soru böyle? Gülnaz teyzem mi söyledi size böyle davranmanızı? İnanamıyorum!” diyerek, Gülnaz hanımdan gelen telefonu hatırladı, belki de restoranda onunla buluşması gerektiğini söylemek için aramıştı o toplantıdan çıkınca ama şarjı olmadığından öğrenememişti, “Dua edin ki telefonumun şarjı bitmişti yoksa buraya asla gelmezdim!” dedi sandalyeyi sinirle itti ve oturdu, “Evet söyleyin bakalım ne söyleyeceksiniz? Bu arada yemek yemem gerek benim!”
Saygın gölgede beklemeyi tercih eden garsona el işareti yapınca, adam hemen yanlarına geldi. O da gelen kadının birden bire sinirlenmesinden neler olduğunu anlayamamıştı. Neval onun geldiğini görünce, konuşmasına fırsat vermeden telefonunu uzattı ve “Lütfen şunu şarja takabilir misiniz? Belli ki daha dikkatli olmam gerek!” deyince, garson dönüp Saygın’a baktı ve o başıyla onaylayınca, nazikçe uzanıp telefonu aldı ve yine gölgelerde kayboldu.
“Siz Gülnaz hanımın kızı mısınız?” dedi Saygın gülerek, onun gülmesi sinirini bozduğu için “Çok mu komik?” dedi Neval, “Bu şekilde emri vakilerden hiç hoşlanmadığını size söylemedi mi Gülnaz teyzem?”
“Hayır sadece başınıza gelen olayı ve kalacak güvenli bir yere ihtiyacınız olduğunu söyledi!” dedi Saygın ellerini iki yana açarak oteli gösterdi.
“Bu gizli buluşma da güvenlik önlemlerine mi dahil?”
“Gizli buluşma falan yok!”
Neval “Sahi mi?” der demez, az önce giden garson ile yanında genç bir kadın geldi masalarına.
“Merhaba ben Gold Mücevherden geliyorum!” dedi genç kadın ve elindeki şık karton torbayı Saygın’a uzattı.
“Ah işte beklediğim!” diyerek aldı Saygın torbayı ve kadına teşekkür ettikten sonra genç kadın, dönüp Neval’e gülümsedi ve geldiği karanlıkta kayboldu. Kendi firmaları dışındaki tüm mücevhercileri ezbere bilen Neval, torbaya küçümseyerek baktı ve “Sanırım ne iş yaptığımdan haberiniz yok!” dedi sesinin alayını artırarak.
“Ne iş yapıyorsunuz?” dedi Saygın saygılı bir ses tonuyla ama o da sesine alaycı bir merak katmayı ihmal etmemişti bu arada.
“Mücevher tasarımcısıyım ve bana almış olduğunuz o şeyle etkilenmeme imkan yok!”
“Ah sahi mi? O halde en azından bana bu güzel bileklik hakkındaki yorumunuzu söyleyebilirsiniz?” diyerek kutuyu açtı ve içinden çıkan zarif ışıltılı bilekliği Neval’e uzattı.
“Sektörüme eleştiride bulunarak buraya gelmedim ben!” dedi Neval ve Saygın’ın uzattığı bilekliği almadı.
Saygın bir şey söylemeden onu yeniden kutusuna koydu ve yan sandalyede duran gülün yanına bıraktı. Sonra garsona dönüp, “Neval hanımın ne yemek istediğini sorabilirsin sanırım şimdi?” dedi yine nazik ve tatlı bir ses tonuyla. Sonra gözünü Neval’e dikip başını yana doğru eğdi ve Neval siparişini verirken bakışlarını hiç çekmedi üzerinden.
Onun bakışlarını iyice tehdit gibi algılayan Neval gerildiği için sessiz kalmayı başaramadı, “Sizi boşa masrafa soktuğum için üzgünüm!” dedi özgüvenli görünmeye çalışarak.
“Ah! Hiç sorun değil, onları verecek birini kolayca bulurum!” dedi Saygın elini savurarak.
O sırada yemeği getiren garson, Neval’e servis ederken, Saygın da bir kahve istedi.
“İştahınızı mı kaçırdım!” dedi Neval yemeğinden bir çatal alırken, “Bu arada yemek gerçekten güzelmiş!”
“Afiyet olsun!” dedi Saygın e o yemeğini yerken sessizce yanında oturdu sadece. Neval yemeğini bitirince garsona başıyla işaret etti ve garson gelip tabakları topladı.
“Kahve?” dedi yine nazikçe.
“Hayır teşekkür ederim!” dedi Neval ve o sırada garsonla birlikte orta yaşın üzerinde bir kadınla adam geldiler masaya.
“Saygın! Canım oğlum!” diyerek masaya yöneldi iyi giyimli kadın ve masada genç bir kadın görünce, dönüp merakla oğluna baktı.
“Anne tanıştırayım! Neval hanım otel müşterimiz! Kalabalık yüzünden burada yemeyi seçmiş o da bizim gibi!”
“Ah burası gerçekten çok güzel değil mi? Saygın tüm şubelere bir kış bahçesi yaptırdı!” dedi Tomris hanım gülümseyerek, “Her doğum günümde de bizi burada ağırlar, bu gün olduğu gibi!”
Gelenleri Saygın’ın ailesi ve annesinin doğum günü olduğunu öğrenince, elinde olmadan dönüp hediye ve güle baktı Neval ve bakışları Saygın’ın ki ile çakıştı ardından. Saygın’ın yüzündeki alaycı gülümseme az önce devirdiği çamın ne kadar büyük olduğunu o kadar iyi anlatıyordu ki, bir anda neye uğradığını şaşırdı. Kekeleyerek döndü Tomris hanıma ve “Ah doğum gününüzü kutlarım! Burası gerçekten çok güzel!” dedi ve sersemlediğini gizleyemeden ayağa kalktığı sırada Saygın “Bir dakika!” diyerek onu durdurdu. Ondan yemeğe katılmasını isteyeceğini sanan Neval, utancından yerin dibine girdiği için itiraza hazırlanıyordu ki, Saygın, “Hesabı lobide de ödeyebilirsiniz?” dedi garsonun elindeki hesap pusulasını işaret ederek. Neval bu tavrın son derece kaba olduğunu bilse de az önce kendi yaptığı kabalıktan farksız olduğunu düşündüğünden bir şey diyemedi ve Tomris hanımı yeniden tebrik ederek, garsonun peşinden salondan ayrıldı.
(devam edecek)