Neval kan ter içinde uyandığında, yine aynı kabusu gördüğünü fark edip, baş ucunda duran bardağından bir yudum su aldı. Çocukluğundan beri görüp durduğu bu kabus, annesi ve babasının öldürüldüğü o geceye ait korkularını yeniden yaşamasına neden oluyordu. Onu evlat edinen Gülnaz hanım bir çok kez psikologa götürdüğü halde, bu kabuslara bir çare olmamışlardı.
Melodili bir şekilde “Sessiz ol Neval!” diyen o korkunç ses karanlıkta kulaklarında çınlayıp duruyordu. Saklanıp nefes almaya bile korktuğu o gece evlerine giren katil, anne ve babasını öldürdükten sonra evin içinde onu aramaya başlamıştı.
“Sessiz ol Neval! Seni bulacağım ve kimse bizi bilmeyecek!”
Babası ile saklambaç oynarlarken saklandığı o büyük yüklüğün içindeki sandığın arkasına girmişti yine. Henüz beş yaşındaydı. Gece gürültü ile uyanıp, odasının kapısını açmış, anne ve babasının aralık duran yatak odalarının kapısından öldürülüşlerine şahit olunca, panik halinde merdivenleri inip, aşağıdaki yüklüğün içine kendini zor atmıştı. O korkunç katilin basamakları inerken çıkardığı sesi hâlâ kulaklarındaydı, sesi yüzünde bir gülümseme olduğunu belli edecek şekilde mutlu çıkıyordu.
Aşağı inip salon ve mutfakta onu bulamayınca, depoya ve yüklüğe bakmak üzere ona doğru gelirken, sokaktan gelen siren seslerinden korkup, arka bahçeye açılan kapıdan fırlayıp kaçıvermişti. Evden çıkarken, “Seni bulacağım, sessiz ol Neval, sakın kimseye bir şey anlatma!” diye isterik bir çığlık atıp karanlıkta kaybolmuştu. İki bina aşağıdaki eve giren hırsızın soyduğu evin alarmını yanlışlıkla çalıştırmış olması kurtarmıştı Neval’in hayatını. Anne ve babasını öldüren katil yakınlarda park eden polis arabalarını fark edince birinin onu gördüğünü sanıp kaçıp gitmişti çabucak.
Adamın arka bahçeden kaçtığını anlayan Neval, panik halinde yüklükten çıkıp sokak kapısına koşmuş, soyulan evin etrafını saran polislerden birine doğru koşarak ağlamaya başlamıştı. Polis çocuğun nereden geldiğini anlayamadığı için soyulan evden çıktığını sanmış ama sorularına yanıt alamayınca ona nereden geldiğini eliyle göstermesini istemişti. Çocuğun korkusundan eliyle gösterdiği eve de gidip bakmaları gerektiğine karar veren memurlar, Neval’in açık bıraktığı kapıdan girip, üst kata çıkınca anne ve babasının cesedi ile karşılaştılar. Evin içindeki güvenlik kameraları adamın içeri girişini, üst kata çıkıp, Neval’in anne ve babasını öldürüşünü ve ardından evin içinde onu arayışını karanlıkta olsa kaydetmiş, ancak maske taktığı için yüzü kameralara yansımamıştı. Arka bahçeden koşarak kaçarken bir kez düşmüş ancak bahçede de yapılan aramalarda adamla ilgili herhangi bir ip ucuna rastlanamamıştı. Anne ve babasının ölümüne şahitlik eden Neval o gecenin ardından tam yedi yıl boyunca hiç konuşmadı. Ailesinden kimse onun bakımını üstlenmek istemeyince gönderildiği yetimhanede aylarca her gece çığlıklarla uyandıktan sonra yedi yaşına girmesine iki ay kala bir aileye evlatlık verildi.
Neval’den büyük iki oğulları olan aile hep bir kız çocuğu istediklerini söyleyerek sosyal hizmetlere başvurmuşlar, çocuğun kaç yaşında olduğunu önemsemeden evlat edinebileceklerini söylemişlerdi. Neval’in travmaları olduğu onlara söylendikten sonra ona yuva olmak istediklerini söyleyerek onu evlat edinseler de, Neval onların evine gidince, hiç de mutlu günler geçirmedi. Kız çocuk istediğini söyleyen ailenin tüm fertleri ona ilk günden kötü davranmaya başladı. Üvey ağabeyleri başlangıçta onun sessizliği ile alay ederken, gece boyu çığlıklar atıyor diye, gündüz sağa sola saklanıp onu daha da korkutmaya başladılar. Bu tuhaf aileyle sekiz ay yaşadıktan sonra okuldaki öğretmeninin başına gelenlerden başka bir tuhaflık olduğunu sezmesi ve onu okul psikoloğuna yönlendirmesi ile yeniden sosyal hizmetler yurduna gönderildi. Neval’in ağabeylerinin ona davranışlarını hareketlerle taklit ederek anlatması, çocuğun tacizin eşiğine geldiğini gösterdiği için, evlatlık olduğunu bilen okul yetkilileri hemen sosyal hizmetlere haber vermiş ve Neval yeniden yurda yerleştirilmişti. O evde yaşadığı sekiz aya yakın süre boyunca iyice bozulan psikolojik durumunu düzeltmek için her gün devletin görevlendirdiği bir psikologla görüşmesi gerekiyordu. Hâlâ konuşmadığı için psikolog başlarda ondan resimler çizmesini istemiş, sonra işaret dilini öğreterek aralarında bir iletişim olmasını sağlamıştı. İşaretlerle birileri ile konuşabileceğini keşfeden Neval’in dünyası ondan sonra biraz daha renklense de kabusları her gece devam etti.
Yeniden yurda gelişinin ardından bir yıl sonra ise oldukça varlıklı bir kadın olan Gülnaz hanım koruyucu anne olmak için sosyal hizmetlere başvurduğunda yolları kesişmişti. Tanınmış bir aile olduklarından nüfusuna geçmemiş olsa da Neval’in onun yanında yaşamasına izin verilmişti. Gülnaz hanımın kocası yıllar önce hayattan ayrılmıştı ama kocasının aile işi olan mücevhercilik sayesinde varlıkları her geçen gün artmaya devam ediyordu. Ülkenin çeşitli yerlerinde rağbet gören markaları ve mücevher evleri ve iki tane üretim atölyeleri vardı. Neval’e göre oldukça büyük bir oğlu ve bir de kızı olan Gülnaz hanım, hayır işlerine düşkün olduğu için, zor günler geçirmiş bir çocuğun hayatına dokunmak istediğini söyleyerek Neval’e sahip çıkmayı seçmişti. Koruyucu annelik yapmaya başladıktan iki yıl sonra ise onu resmen evlat edinmek için başvuruda bulundu.
Neval ilk seferinde çok kötü tecrübeler yaşadığı için başlangıçta Gülnaz hanıma hiç yaklaşmak istemedi. Onunla bir sarayı andıran o kocaman evlerine gittiğinde ise ürkek ve her zaman ki gibi sessizdi. Gülnaz hanım onunla iletişim kurmak için kısa zamanda işaret dili öğrendi. Neval’in biyolojik olarak konuşması için bir engeli olmadığı halde yaşadıklarından sonra sessiz olmayı seçtiğini yurttan öğrenmişti. Zenginliğin sahip olduğu imkanları kullanarak uzun süre onu mutlu etmek için uğraştı. Ülkenin en tanınmış psikologlarından randevular aldı , sonunda onun ağzından yıllar sonra ilk kelimeler döküldüğünde ikisi birlikte göz yaşlarına boğuldular.
Gülnaz hanımın Neval’e olan yoğun ilgisi çocukları tarafından pek hoş karşılanmasa da daha önce evlatlık verildiği evde olduğu gibi üvey ablası ve ağabeyi ona psikolojik veya fiziksel şiddet uygulama yoluna gitmediler, sadece annelerine söz ve davranışları ile bundan duydukları rahatsızlığı belli etmekle yetindiler.
Gülnaz hanımın oğlu Cevdet hırçın bir delikanlıydı. Hayatı boyunca okuduğu okullardan ve arkadaşlarının ailelerinden şikayetler gelip durmuştu. İnsanlarla arkadaşlık etmek yerine parasının da gücüne güvenerek ya onların sahibi olmak ya da yönetmek istiyordu. Sırf bu yüzden kimseyle kalıcı bir arkadaşlık kuramıyordu. Babalarının ani ölümünden sonra Cevdet’in halleri bu kaybı kaldıramadığı ile ilişkilendirilse de, yıllar geçtikten sonra bile bir düzelme yaşanmadı. Gülnaz hanım bu hallerin oğlunun karakteri olduğunu artık kabullenmek zorunda kaldığından, üzerine gitmiyordu.
Cavidan ağabeyine göre daha sessiz bir kızdı ama o da zenginliğin gücünü sevdiğini tüm sosyal ilişkilerinde belli ediyordu. Hep özel okullarda okumuş olsa da, mali durumu kendi ailesinden iyi olmayanlarla arkadaş olmayı tercih etmiyor, marka olmayan herhangi bir ürünü kullanmıyor ve satın almıyordu. Gülnaz hanımın küçüklüğünde yaptığı doğum günlerine gelen hediyeleri beğenmediği için eve misafir arkadaşlar çağrılmasına son verilmişti.
Gülnaz hanımın rahmetli kocası Yusuf bey mesleği babasından öğrenmişti. Eli çok sıkı olan mücevher ustası Hayri bey, tek oğlunu kendi mesleğini devam ettirmesi için yetiştirmişti. Yusuf bey hem babasına yakın huyları olduğu hem de sanata eli yakın olduğu için zamanla babasının kurduğu bu işi geliştirip bir marka haline getirmişti. Gülnaz hanım kocasının cimriliği yüzünden yıllarca varlık içinde yokluk çekmişti. Üretilen mücevherlerin herhangi birini bile kullanmasına izin verilmediği gibi, elinde bir mesleği olmayan gelinlerine aile sürekli masraf kapısıymış gibi davranmıştı.
(devam edecek)