Gültekin’in arkadaşı olan doktordan gelen tespitler de İzmir’deki doktorun söyledikleri ile uyuşunca Seren’in keyfi iyice yerine geldi. Gültekin Seren rahat konuşabilsin diye kendi avukatını anneannesinin evine getirmişti. Avukatla tüm detayları konuştuktan sonra Kerem’in avukatı ile görüşecekti. Ayrıca üvey anne ve kız kardeşinin onu mirastan mahrum etmek için ilaç vererek aklı başında olmadığını ispata çalıştıklarına dair de suç duyurusunda bulunmaya karar vermişlerdi. Gültekin hemen değilse de, suç duyurusu işleme konulduktan sonra Seren’in bakıcısından da Dilek aleyhine ifade alabileceklerini düşünüyordu. Çenesini tutamaz Dilek’i uyarır diye öncesinde harekete geçmeyeceklerdi. Mahkeme ile yüzleşeceğini anladığında korkup Dilek’i ele vermesini istiyorlardı.
Avukatla konuştuktan sonra birlikte hem suç duyurusunda bulunmak hem de Seren’in kayıp olmadığını beyan etmek için emniyete gittiler.
Dilek’i karakoldan aradıklarında sanatçı grubundaki arkadaşları ile kahve içiyordu. Zavallı hasta kızının kaçırılmasından sonra morale ihtiyacı olduğu için arkadaşları onu dışarı çıkarmışlardı. Karakoldan arayan memur Seren’in bulunduğunu söyleyince nasıl bir tepki vereceğini bilemedi önce, kızı bulunduğuna göre sevinç gösterisinde bulunmalıydı şimdi ama onu almaya karakola gidecekse yanında kimse gelsin istemiyordu. Seren’in ne bilim bilmediğinden emin olmadığı ve işin iç yüzünü kestiremediği için bu riski göze alamazdı.
Bu arada Kerem’in avukatı tam da vasiyetin açıklanan kısmının uygulanmasına sıra geldiğinde Seren’in ortadan kaybolmasından şüphelendiği için Kerem’in yurt dışında yaşayan ağabeyi Metin’i aramıştı. Polis kızın başına ne geldiğini bulmaya çalıştığı için şimdilik yapacakları bir şey yoktu ama eğer bu kayboluş da Dilek’in parmağı çıkarsa şirket ve miras ile ilgili işlemleri düzenlemek için Metin’in gelmesi gerekecekti. Kardeşinin dul eşinin çocuklardan birinin kaybolması ile ilgili ona bilgi vermiyor olması da hoşuna gitmediği için Metin, Dilek’e haber vermeden şehre geldi ve gelişmelerden haberdar olmak için avukatla iletişime geçti. Tam da Metin’in geldiği günün ertesinde, Gültekin’in avukatı, Kerem’in avukatı ile bağlantıya geçince, Metin de toplantıya katıldı ve duyduklarına inanamadı. Gültekin’in avukatı, Seren’in Kerem’in öz kızı olduğunu ve bunu istenirse DNA testi ile ispatlayabileceklerini söylüyordu. Handan ise Dilek’in öz kızıydı ve bunun ispatı için de DNA testi istenmeliydi. Dilek ve kızının Seren’in durumunu bilip bilmediğinden emin olmasalar da, onu mirastan mahrum etmek için mesleğini kötüye kullanan bir doktorla iş birliği yaptıklarını ve kazadan sonra onu sürekli bilinçsiz tutmak için ihtiyacı olmayan ilaçlar yazdırdıklarını dinledikçe avukat ve Metin ne diyeceklerini şaşırdılar. Kerem ölmeden önce avukata sadece Seren’e verilmek üzere de bir zarf bıraktığı da o gün ortaya çıktı. Seren mirastan payını alırken, bu zarf diğerlerinin haberi olmadan ona verilecekti. Kerem zarfı kendi yazıp, kapattığı için avukat içinde yazanlar hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildi.
“Kardeşimin tüm bunları kendi başına atlatmaya çalışmış olduğuna inanamıyorum!” dedi Metin, “Ben onun Dilek ile aşk evliliği yaptığını ve bu aşkı ölümsüzleştirmek için de kimsesiz kalmış iki çocuk evlat edindiklerini biliyordum.”
Ortaya çıkan yeni gerçeklerle umulduğundan uzun süren toplantıdan sonra Metin yeğeni ile görüşmek istediğini söyleyince, avukat hemen Gültekin’i aradı. O sırada emniyetten yeni dönen Seren ve Gültekin, amcanın bu beklenmedik gelişine hem şaşırıp, hem de sevindiler. İkisinin aklına da ona ulaşmak hiç gelmemişti. Gültekin avukatına anneannesinin adresini verebileceğini söyleyince Metin hiç vakit kaybetmeden hemen Seren’in yanına geldi.
“Canım kızım başına neler geldi senin böyle!” diyerek sarıldı yeğenine, “Çocuklar, Kerem’in öz çocukları olmasa bile Metin de onları öz yeğenleri gibi sevmişti her zaman. Çok az görüşebilmelerine karşılık, doğum günlerinde hediyeler yollamış ve özel günlerde de mutlaka arayıp konuşmuştu hepsiyle. Hatta ikisinin de üniversiteyi onun yanında okuyabileceklerini söylemiş, Handan istememişti gitmeyi. Seren de okulu bırakmak zorunda kalınca zaten ona hiç sıra gelmemişti. Bunca zaman ne Dilek ile olan durumları, ne de Kerem’in yaşadıklarını bilmediğinden bir sorun olabileceği de hiç aklına gelmemiş, Kerem’i idare ettiği tüm işlerin kendiliğinden akıp gittiğini düşünmüştü. Kerem’in ölümünden sonra şirketin yönetimi için atanan kişiler de işleri sorunsuzca yürüttüklerinden olayların buralara gelmiş olabileceğini düşünmesi bile mümkün değildi.
Bir süre yeğenine sıkıca sarıldıktan sonra “Bu iş çözülmeden dönmeyeceğim, merak etme!” dedi sevgiyle, “Henüz duyduklarımın şokundayım ama size de yeğenime sahip çıktığınız için çok teşekkür ederim!” dedi Gültekin’e dönüp, “Kerem benden tüm bunları saklamamış olsaydı, eminim olaylar buraya kadar gelmeden bir şeyler yapabilirdik! O ve Nusret bey bir aile oldular annemler öldükten sonra, sanırım ben de ağabey olarak kardeşimin yanında fazla olamadım!”
Amca yeğen olanları konuşup, güven tazelerken, Dilek arkadaşlarına bir bahane uydurup, karakola gitmeye karar vermişti. Seren bulunmuştu ama karakolda değildi, emniyete gidip, kayıp olmadığını söylemiş, ayrıca Dilek ve Handan hakkında da suç duyurusunda bulunmuştu. Arkadaşlarının yanında belli etmemek için renkten renge giren Dilek, onlardan ayrılıp hemen kızını aramış ve ona hızlıca olanları anlatmıştı. O sırada Hakan ile birlikte olan Handan annesinin anlattıklarını duyunca başlarının iyice belaya girdiğini düşündüğünden paniğe kapılıp, duyduklarını Hakan’dan saklamayı başaramamış, karakola Hakan da onunla birlikte gelmişti. Alabildikleri tek bilgi emniyetin suç duyurusunu savcılığa ileteceği yönündeydi, ondan sonrası için süreci savcılık yürütecekti. Savcılık kendi soruşturmasını yaptıktan sonra gerekli görürse dava açardı. Dilek sinirden titreyerek karakoldan çıktığında Handan ve Hakan henüz ulaşmışlardı.
“Allahın cezası kız bizi şikayet etmiş!” dedi onları görür görmez.
“İyi de neyi şikayet etmiş, bir şey ispat edemez ki? Neredeymiş, hem? Nasıl kaçmış?”
“Onları bilmiyorum. Onu mirastan mahrum etmek için sağlığını bozmaya çalıştığımızı söylemiş!”
Hakan, Handan’a baktı endişeyle, “Ona ilaç mı verdiniz?”
“Doktorunun yazdığı ilaçlardı onlar!” dedi Handan onu geçiştirmek için, Dilek onun Hakan ile gelmiş olmasına ayrıca sinirlendiği için ters ters baktı kızına, “Senin de başın belaya girecek!” dedi sonra Hakan’a bakıp, “Fazla ayağımızın altında dolaşma!”
Hakan bildiğinden fazlası olduğunu anladığı için gerilmişti iyice. O zaten hasta olan kardeşle evlenip, hem mirasa konacağını, hem de Handan ile olacağını sanıyordu sadece. Seren bütün bunları halledebildiğine göre ona söylendiği kadar hasta değildi demek ve polise Hakan’dan da bahsettiyse bundan paçayı nasıl sıyıracağını bilmek istiyordu şimdi.
“Senlik bir durum yok!” dedi Handan da öfkelenip, “Seren seninle benim tanıştığımızı bilmiyor, sen de çeneni kapalı tutarsan bir sorun olmaz! Şimdi annemle konuşmalıyız!” diyerek onu karakolun önünde bırakıp ayrıldılar Dilek’le. Dilek hemen anlaştıkları doktoru arayıp olanları anlattı. Seren’in elinde bir kanıt olduğunu düşünmüyorlardı ama alınacak bir önlem varsa hemen almalıydılar ama ne yapmaları gerektiğinden emin değillerdi.
“Kim yardım ediyor bu kıza?” dedi Handan sıkıntıyla, “Tüm bunları kendi başına yapmış olamaz!”
O sırada Dilek’in telefonu çaldı yeniden ve avukat sanki haberi yokmuş gibi emniyetten Seren’in bulunduğu haberini aldığını söyledi.
“Duyduk!” dedi Dilek normal konuşmaya çalışarak, “Nerede olduğunu bilmiyoruz, sizi ararsa hemen bize haber verirsiniz değil mi? Şu miras işini bir an önce halledelim istiyoruz. Handan yurt dışına gidecek yakında!”
“Tabi!” dedi avukat yine bir şey bilmiyormuş gibi, “Seren hanım sizinle bağlantıya geçerse hemen ofisime gelebilirsiniz!”
(devam edecek)