“Bir hafta süren tetkiklerden sonra sizin ve babanızın geri dönmeyişi tuhaf gelmişti zaten!” dedi doktor Kerem’im öldüğünü öğrenince. Onlar döndükten ve sonuçları aldıktan sonra aramıştı defalarca Kerem’in telefonundan ama kimseye ulaşamamıştı.
“Beni hatırladığınıza göre!” dedi Seren gergin bir şekilde, “Artık neyim olduğunu bana söyleyebilirsiniz değil mi?”
“Çok şaşıracaksınız!” dedi doktor ikisine de dikkatle bakarak. Seren annesinin hastalığını duyacağını düşünerek oturduğu koltuğun minderini sıktı eliyle, Gültekin fark edip uzandı ve elini avucunun içine aldı hemen.
“Hazırım söyleyebilirsiniz!” dedi Seren derin bir nefes alarak.
“Hiç bir şeyiniz yok! Gayet sağlıklısınız!” dedi doktor, “Babanız, annenizin hastalığından bahsedince, bakabileceğimiz her şeye baktık!”
“Yani iyi miyim?” dedi Seren inanamaz gözlerle doktora bakarak
“Evet hissettiğiniz tüm o zayıflıkların sebebi tamamen psikolojik olmalı!”
“Bir dakika!” diye araya girdi Gültekin, “Siz az önce Kerem beyin, Seren’in annesinin hastalığından bahsettiğini mi söylediniz?”
“Evet, zaten o hastalığın kızında da olduğundan korktuğu için bana getirmişti Seren hanımı! Ancak sonuca sevinmeye ömrü yetmemiş anlaşılan!”
“İnanamıyorum!” dedi Seren “Hiç bir şeyim yoksa, bütün o ilaçları boşuna mı içtim ben!”
“Evet öyle görünüyor, düzenli ilaç içmenizi gerektirecek biyolojik bir sorununuz yok, ancak dediğim gibi tüm bu hisleri de yok sayamayız. O yüzden bir psikiyatr ile görüşmeniz sanırım daha uygun olacak!”
Dönmek için havaalanına giderlerken, Seren hem şaşkın hem de çok mutluydu. Kısacık bir zaman dilimi içinde hayatı ile ilgili iyi-kötü o kadar çok şey öğrenmişti ki sevinç ile üzüntü birbirine karışmıştı iyice. Bir gülümsüyor, bir yanaklarından yaşlar iniyordu yine
“Zavallı babam diyordu! Kim bilir bilse ne kadar rahatlardı!”
“Onun yerine biz rahatlamış olduk şimdi! Bizim doktorun da sonuçlarını aldıktan sonra konuşur ne yapmamız gerektiğini onunla, eğer aynı şeyleri düşünecek olursa mutlaka birine yönlendirecektir seni?”
“Akıl sağlığı raporunu aldığımız doktora yönlendirir herhalde!” dedi Seren
“Doğru ben onu tamamen unutmuşum, sanırım benim de iyice kafam karıştı tüm bu olanlardan! Yalnız iki doktorun da raporları sonuca ulaşırsa, bu insanların seni ilaçlarla nasıl deli yerine koyduklarını ispatlayabiliriz artık. Bu suç yüzünden hapse bile girerler, bu resmen cana kastetmek çünkü!”
“Kazadan önce bana ilaç verilmedi ki! Ondan öncesinde de hep zayıf bünyeliydim ben!”
“Belki de değildin belki de seni öyle olduğuna inandırdılar, bu da suç değil mi? Birisi sana hayatın boyunca hasta olduğunu söylerse, sonunda inanırsın! Belki de sadece narindir biraz, hepsi bu!”
“Narin!” diyerek gülümsedi Seren, “Bir prensesi çağrıştırıyor bu kelime ama benim pek prensese benzer bir yanım yok!”
“Tam tersi!” dedi Gültekin, “Tam bir Külkedisi’sin bana sorarsan!”
“Ah! Bak onu hiç düşünmemiştim. Üvey anne ve üvey kız kardeş! Bu durumda sen de!” dedi ama sonra yutkunarak durdu hemen, “Bir masal kahramanı olma düşüncesi güzelmiş gerçekten!” dedi ve başka şeylerle ilgileniyormuş gibi gözükmeye çalıştı.
“Prens!” diye tamamladı Gültekin onun sözünü, “Bu durumda ben de seni kurtaran prens oluyorum! Camdan bir ayakkabın olmasa da, seni balkondan kaçırdım öyle değil mi? Bu da Rapunzel masalına benziyor biraz!”
“Neyse ki odam giriş katıydı da saçlarıma asılmak zorunda kalmadınız Mustafa’yla!”
“Evet muhtemelen seni aşağı düşürürdük!”
Seren’de gülmeye başladı yeniden. Bunca sıkıntıdan sonra hâlâ gülebiliyor olmak hoşuna gidiyordu. Gültekin gerçekten bir prens kadar nazik ve düşünceliydi her konuda, koruyucu ve iyi yürekliydi ayrıca. Annesinin babasıyla geçirdiği kısa vakitte ona nasıl aşık olduğunu anlayabiliyordu galiba. Eve döndüklerinde bu kısa İzmir gezisi yüzünden çok yorgun hissettikleri için kendilerini yataklarına atıp, iyice dinlendiler.
Seren uyandığından sabah olmuştu çoktan, içeriden gelen sesler Gültekin’in de uyandığını gösteriyordu Garip bir şekilde dinç hissediyordu kendini o sabah ve kolayca doğrulup yataktan kalktı. Birden kalktığı için başı dönünce oturdu yeniden ama bunun kullandığı ilaçların kalıntıları olduğunu hissedebiliyordu. Onlar bedeninden tamamen temizlendiğinde muhtemelen kendini çok daha iyi hissedecekti.
Salona geçtiğinde Gültekin telefonla konuşuyordu. Yanına gelip dinlemesi için ona eliyle işaret etti ve telefondaki doktorun sesini hoparlöre verdi.
“Ben de aynı fikirdeyim, görünüşe göre tüm bu yaşadıkları, aldığı ilaçlar yüzünden. Yani ufak tefek herkeste olabilecek sorunla dışında biz de bir şey bulamadık henüz ama bir kaç sonuç daha var beklediğim. Onlar da gelince daha sağlıklı bir şey söylemek mümkün olacak. Raporu yazdığımda hemen haber veririm zaten.”
“İzmir’deki doktordan aldığımız raporun fotoğraflarını da birazdan yollarım!” dedi Gültekin, teşekkür edip kapattı telefonu, “Duydun mu?” dedi Seren’e, “Hiç bir şeyin yokmuş, İzmir’e gittiğiniz sırada annenlerin sana kazadan sonra verdiği ilaçlardan içmediğin için tahlillerin biraz farklı ama onların da ilaçlardan kaynaklandığını söyledi doktorun!”
“Harika!” dedi Seren, “Annem gibi genç yaşta öleceğim diye gerçekten korkmuştum. Tam kurtuluyorum, hayatı yaşayabileceğim derken hasta olduğumu öğrenseydim sanırım devam edemezdim!”
“Bu kadar karamsar olma!” dedi Gültekin, “İyisin işte ayrıca, hiç bir şeyin yok. Tüm sonuçlar çıkınca daha hızlı toparlanman için bir şeyler önerecek doktor arkadaşım! İstersen bu raporu da aldıktan sonra çıkalım avukatın karşısına, elimiz daha güçlü olsun. Daha doğrusu benim avukatım çıksın hem babanın avukatı, hem de annenlerin karşısına çünkü bu iş gerçekten yasal yollardan halledilmesi gereken bir duruma dönüştü artık. Kimseyle yüz yüze konuşmana gerek olduğunu sanmıyorum!”
O’nun tam bir prens olduğunu düşünerek “Tamam!” dedi Seren, “İyiyim ben! Gerçekten iyiyim!” dedi ve döndü kendi etrafında ama yine başı döndüğü için dengesini kaybedince Gültekin hemen yakaladı onu. İkisi göz göze gelince kıpırdayamadılar kısa bir süreliğine ama sonra Seren utandığı için kurtuldu Gültekin’in kollarından ve “Sağlıklı ve açım!” dedi mutfağa yönelerek. Neredeyse günü birliğine yaptıkları seyahat aslında sarsmıştı ikisini de!
Bu arada Gültekin’in telefonuna gelen mesaj yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmasına neden oldu ve hemen uzatıp gösterdi Seren’e. Bir yandan da yarışmayı takip edebilmek için Seren’in e-postasını onun telefonuna tanımlamışlardı. Gelen mesaj da resimlerin yarışmaya dahil olmasının onaylandığı bildiriliyordu!”
“İşte bu! İyi haberler peş peşe geliyor!” diye elini yumruk yapıp havaya kaldırdı Seren.
“Kazanacaksın bunu hissediyorum!” dedi Gültekin.
“Bu yarışmanın para ödülü ile kendime bir hayat kurup, kurtulmayı planlamıştım ama olaylar nasıl farklı ilerledi!”
“Böylesi daha iyi değil mi? Hakkın olan mirasa kavuşacaksın şimdi ve çoktan kurtuldun aslında!”
“Doğru! Yarışmayı da kazanırsam bu benim için tam bir hediye olacak!”
“Annen de resim yapıyormuş!” dedi Gültekin Nedret hanımın anlattıklarını hatırlayarak, Seren’i üzmekten çekinmişti bunu söylerken.
Seren heyecanla açtı gözlerini “Evet! Fotoğraf da çekiyormuş, belki onu da denemeliyim!” dedi neşeyle.
“Belki internette annenin adıyla aratsak çektiği bir kaç fotoğrafı bulabiliriz öyle değil mi? Onu hiç tanımasan da en azından bakış açısını hissedebilirsin!”
“Tuhaf mu bilmiyorum ama ondan bahsederken annemmiş gibi hissetmiyorum!”
“Hiç tuhaf değil! Boş ver o zaman! Haklısın! Artık geriye bakmaya hiç gerek yok, ileriye bakmalısın sen!”
Seren başını salladı düşünceli düşünceli, zaman içinde daha bir çok kez düşünecekti bu öğrendiklerini muhtemelen ama şimdi yapmak istemiyordu hiç birini.
(devam edecek)