Nedret hanım, gözlerinin ıslanmasına engel olamayarak baktı Seren’e dikkatlice.
“Başın sağ olsun kızım daha önce söyleme fırsatım hiç olmadı maalesef, Nusret babanı evladı gibi severdi!”
“Siz Nusret amcanın eşi misiniz?” dedi Seren Hayretle, bir Gültekin’e, bir Nedret hanıma bakıyordu.
“Evet yavrum seni çok küçükken görmüştüm en son, Nusret amcan seni o kadar severdi ki, onca yıl boyunca hiç görüşmesek de her şeyini anlatırdı gelince. Babanı evladı gibi sevince, seni de torunu yerine koyardı tabi.”
“Sizin de başınız sağ olsun!” dedi Seren toparlanıp, o tanıdık suçluluk duygusu yine gelmişti üzerine, “Ben de Nusret amcayı çok severdim. O ailemizden biri gibiydi her zaman!”
“Ah aileniz!” dedi Nedret hanım iç geçirerek, “Baban da senin gibi erken yaşta kaybedince babaannen ile dedeni, Nusret çok üzülüp ağladı, gencecik çocuktu daha Kerem! O günden sonra büyümek zorunda kaldı!”
“Evet onları hiç tanıma şansımız olmadı. Annemin annesi ve babası sağdı sadece!”
“Semiha’yı biliyor musun?” dedi Nedret hanım hayretle.
“Semiha?” diyerek Gültekin’e baktı Seren, aslında onun Nusret beyin ailesini nasıl bulduğunu merak ediyordu.
“Annen, onun adı Semiha’ydı!”
Nedret hanımın öz annesinden bahsettiğini sonradan anlayan Seren heyecanlandı birden, “Siz öz annemi tanıyor musunuz?”
“Tanımazdım ama Nusret anlatmıştı babanla nasıl tanıştıklarını ve birbirlerini nasıl sevdiklerini!”
“Babamı da mı tanıyordu Nusret amca?” dedi Seren bu kez.
“Babanın kim olduğunu sana söylemediler mi?” dedi Nedret hanım, bu defa şaşırma sırası ona gelmişti. Gültekin de meraklanmış yaşlı kadına bakıyordu dikkatle, “Kerem senin öz babandı kızım! Bilmiyor muydun yoksa?”
“Ne?” dedi Seren şoka girmiş bir ifadeyle, “Babam, o benim! Öz babam mıydı yani? Ben evlatlık değil miyim? Ne olur anlatın bana gerçeği!”
Nedret hanım çekinerek Gültekin’e baktı, “Bunlar yıllardır aile sırlarınız olarak kaldı!” dedi Seren’e dönüp, “Dilek sana söylemedi demek babanın kim olduğunu, çok kurnaz bir kadın o!”
“Neden senden kurtulmaya çalıştıkları şimdi anlaşıldı!” dedi Gültekin de şaşkın bir ifadeyle. Seren başını salladı bilinçsizce ve Nedret hanıma her şeyi anlatması için yalvardı neredeyse.
Nedret hanım Gültekin’in güvenilir biri olduğu onayını Seren’den aldıktan sonra başından beri bildiği her şeyi sırayla anlattı Seren’e.
“Sadece tek bir gece mi?” dedi Seren gözleri dolu dolu, “Annem ve babam sadece tek bir gece mi yaşadılar yani?”
“Evet ama o tek bir gece bütün ömürlerini etkiledi!”
“Babam Nusret amca ile gittiği o geziden geldikten sonra o yüzden bana o kadar farklı bakmaya ve davranmaya başladı demek ki!” dedi sonra duymamış gibi. Nedret hanımın anlattığı her şeyi kafasına iyice yazmak ister gibi tekrar ediyor, sonra da yüksek sesle yorum yapıyordu. Gültekin’de bu kadarını beklemediği için afallamıştı iyice. Seren’in annesinin yaşadıkları inanılmazdı. Nusret bey başından beri her şeyi biliyor olmasa ve karısı ile paylaşmasa Seren’in tüm bunlardan asla haberi olamazdı. Dilek’in bile bilmediği şeyleri biliyordu Nedret hanım. Handan’ın da Dilek’in öz kızı olması iyice şoka uğrattı ikisini.
“İnanamıyorum!” diyordu Seren sürekli, “Biz o evde ne yaşıyormuşuz hiç bilmeden. İkimizin de evlatlık olduğunu söylediler bize! Handan kesin biliyordu gerçekleri, annem biliyorsa!” dedi ve sonra “Ona anne demeyeceğim bundan sonra!” diyerek düzeltti cümlesini, “Annesi biliyorsa, o kesin biliyordur bunların hepsini ve beni salak yerine koyup, silmek istediler tarihten! Gerçekten inanamıyorum! Her şey bir anda anlam kazandı sanki!” dedi delirmiş gibi ve sonra katılarak ağlamaya başladı Seren. O göz yaşlarına boğulunca Gültekin hemen gidip sarıldı ona. Nedret hanımdan bir anda bu kadar şey duyacaklarını bilse doğum gününde yaşatmak istemezdi bunları ama olan olmuştu artık. Öte yandan ellerine inanılmaz kozlar veriyordu bu anlatılanlar. Seren Kerem’in öz kızı olduğuna ve onların miras yüzünden Seren’e kasıtlı olarak zarar vermek istediklerine dair dava bile açabilirlerdi. Gerçi şimdilik ellerinde sadece Nedret hanımın sözleri vardı. Seren’in Kerem’in öz kızı olduğunu ispat etmek için DNA testi yapılması gerekirdi.
Seren’i böyle üzüp, şoka uğrattığı için Nedret hanım da çok üzülmüştü, onca yıl tuttuktan sonra kelimelerin nasıl ağzından hesapsızca döküldüğüne bir anlam veremiyordu.
“Nusret senin işin mi bütün bunlar?” diyordu içinden kendi kendine. Doğum günü kutlaması için yapılan ziyaret beklenmedik bir şoka sürüklemişti Seren’i.
“Annemin hastalığı neydi peki biliyor musunuz?” dedi sonunda toparlanıp, “Benim de onun gibi hasta olma ihtimalim nedir acaba?”
“İzmir’deki doktorla bunu konuşabiliriz!” dedi Gültekin onun bu düşünceyle de sarsıldığını anlayınca, “Merak etme sana bir şey olmayacak!”
“Nereden biliyorsun?” dedi Seren, “Annemin yaşadıklarına baksana! Aman Allah’ın kendi hayatım hakkında hiç bir şey bilmiyormuşum meğer. Babam da benden gerçekleri saklamış!”
“Baban seni Dilek’ten korumak için sakladı kızım gerçekleri, kötü bir niyeti yoktu zavallının! Senin öz kızı olduğunu öğrendiğinde her şey bambaşka bir yere gitmişti! Anneni son bir kez görmek için gittiklerinde çok büyük bir hayal kırıklığına uğradı.”
“Aslında bir kaçamaktan dünyaya gelmişim ama değil mi?”
“Hayır birbirine ilk görüşte aşık olan iki insanın birlikteliklerinden!” diye düzeltti Gültekin, onun kafasının iyice karıştığını fark etmişti. Nedret hanımdan kalkmak için müsaade istedi, biraz hava almak ikisine de iyi gelebilirdi.
“Pasta ne olacak?” dedi Nedret hanım, “Doğum günü kutlamayacak mıyız?”
Seren ağlayarak başını iki yana salladı “Doğum günü hediyemi aldım ben teşekkür ederim. Sizi de üzdük kusura bakmayın!” dedi ve Gültekin’in yardımıyla kalkıp kapıya yöneldi.
“Olur mu kızım ben üzdüm asıl sizi, babanı biliyorsundur sandım. Hay Allah!”
“Siz hiç merak etmeyin!” dedi Gültekin, “Biraz şaşırdı ama verdiğiniz bilgiler onun hayatını kurtaracak çok teşekkür ederiz!” diyerek Nedret hanımı sakinleştirmeye çalıştı çıkarken ama asıl sakinleştirmesi gereken Seren’di şimdi.
“Her şey sandığımdan da berbat bir durumdaymış!” dedi Seren arabaya bindiklerinde, “Herkes bana ya yalan söylemiş, ya gerçekleri saklamış! Bunca zaman neyin içinde yaşamışım, babama inanamıyorum. Babamın babam olmasına şaşırıyorum şu an bu sence de çok tuhaf değil mi? Ya Handan? Öz annemin öldüğünden bile haberim yoktu benim!”
“Baban da zaten ölmeden az önce öğrenmiş, bence kendine bu kadar yüklenme, belki de sana en doğru şekilde anlatacak fırsatı bulamadı bir türlü!”
“Nusret amca? O biliyormuş her şeyi?”
“Babanın anlatmadığı bir şeyi o zavallı adam nasıl anlatsın sana? Baksana annenin bile sırdaşı olmuş, babandan da bazı şeyleri saklamak zorunda kalmış!”
“Aklım almıyor! Aklım yemin ederim almıyor!” diye inlemeye devam etti Seren, Gültekin eve gitmek ikisi için de daha boğucu olacağı göl kenarında küçük bir kafenin önüne park etti arabayı. Hafta içi olduğundan içerisi dolu değildi. Güneş henüz batmakta olduğundan gölün üzerine düşen kızıllık ortalığa sakin ve huzurlu bir hava katmıştı. İçeri girmeden önce ön tarafa dolanıp, konuşmadan gün batımına baktılar birlikte. Gültekin arada bir dönüp Seren’in kızıla boyanmış yüzüne bakıyordu. Gözleri uzaklara dalmış gibi gözükse de burnunun ucundakini fark etmiyordu muhtemelen ama yine de buranın sakinliğinin ona da geçeceğinden emindi. Kafası her karmaşıklaştığın da o da buraya gelirdi tek başına. Bazen yürüyüş yapar, bazen oturup öylece göle bakardı.
“Su iyi bir sırdaştır!” dedi yumuşak bir sesle, kafenin bahçesindeki sandalyelerden birini alıp getirdi, Seren yorulmasın diye, “Seni biraz suyla baş başa bırakayım içini dök! Gün batarken alıp götürecek huzursuzluğunu!” dedi sonra.
(devam edecek)