Seren içeriden çıktığında yüzü gülüyordu. Gültekin doktoru bilmiyor olsa da, Seren’in akıl sağlığının yerinde olduğuna kendini ikna ettiğini anlamıştı bu gülüşten. Doktor bir kaç saat içinde raporunu yazıp sisteme yükleyecekti. O zamana kadar bir bilgi vermesi mümkün değildi.
“Beklemek zor geliyor biliyorum ama ben bir kaç saat sonra özgüvenini yükseltecek bir sonuç alacağını görebiliyorum şimdiden!” dedi Gültekin neşelenerek.
“Peki kendi ayaklarım üzerinde durabileceğim o günleri de görebiliyor musun? Çünkü şu ana kadar senin ayaklarınla yürüyormuşum gibi hissediyorum kendimi!”
“Hayatımda duyduğum en tuhaf teşekkür bu!” diyerek kahkaha patlattı Gültekin, “Ayaklarım seni bir ağırlık olarak görmediğine göre, devam edebilirsin!”
Doktorun raporu çıkana kadar kliniğin kafeteryasında sohbet etmeye karar verdiler. Seren bir kaç gün önce evde herkesten uzak bir hayatın içindeyken, şimdi de polis onu aradığı için ev dışında da aynı sürgünün içindeydi.
“Merak etme az kaldı özgür olmana!” dedi Gültekin onun üzüldüğünü görünce, “Sanırım on sekiz yaş gerçekten özgürlüğün anahtarı olacak senin için!”
“Henüz bilmiyoruz, her şey şu rapora bağlı aslında!”
“Endişelenmeyi bırak, inan çok cesur adımlar atıyorsun şu anda ve kaygılarla gölgelenmeyi hakketmiyor bu başarın! Üstelik tek başına değilsin!”
“Evet iyi ki değilim. Mustafa seni hayatıma sokmasa sanırım bunların hiç birini bu kadar sürede başarmazdım! Hatta hiç başaramazdım!”
“İnsanların bir şeylere sadece aracı olduklarına inanırım. Senin dileğini gerçekleştirmek için yaratıcının bu evrende insan aracılara ihtiyacı olmalı değil mi? Bize başka nasıl yardım edecek?”
“Güzel bir yaklaşım!” dedi Seren yine gülümseyerek, Gültekin babasına benziyordu aslında biraz, Kerem gibi güler yüzlü, hayatı kolaylaştıran bir bakış açısı vardı. Gerçi annesi ve babasının ilişkisine Kerem’in o yüzü yansımıyordu ama ablası ve ona karşı daima Gültekin gibiydi. Tabi Nusret amcası da öyleydi. Onu korumaları için yanında olan bu iki güzel insan ne yazık ki onu daha fazla korumak için çareler ararken ölmüşlerdi. Şimdi de Mustafa ve Gültekin yine onu korumak için kendilerini farklı risklere atıyorlardı. Onlara daha fazla zarar vermeden bir an önce kendi yolunu çizmek zorundaydı. Gültekin onun gülümsemeyle başlayan yüz ifadesinin karmaşıklaşarak değişmesini izlerken yine endişelerin içine gömüldüğünü anladı ama bir şey söylemek yerine kafasını dağıtmak için birer kahve içmeyi önerdi ve kalkıp ikisi için kahve getirdi.
Hakan neler olduğunu anlayamadığı ve Handan’ın sesinde bir suçlama sezdiği için işi gücü bırakıp onlara gelmişti.
“Ne işin var burada?” dedi Handan onu görünce.
“Neler olduğunu anlamaya geldim?”
“Sana telefonda anlattım ya! Kız kardeşim ortada yok!”
“Sen onu benim kaçırdığımı düşünmüyorsun değil mi?”
“Bunu neden yapasın?” dedi Handan imalı imalı.
“İstediğim o değil, sensin, bunu biliyorsun! İstediğime ulaşmama ramak kalmışken neden bu işi bozacak bir hamle yapayım?”
“Tamam uzatmayalım! Kaçtıysa belki senden yardım istemiştir diye düşündüğüm için seni aradım ben!” diye kıvırttı Handan, zaten ruhu daralmışken, Hakan ile içinden çıkılmaz bir tartışmaya girmek istemiyordu.
“Aramadı!” dedi Hakan, “Keşke arasaydı! Kendi kaçtığını mı düşünüyorsunuz?”
“Emin değiliz!” dedi Handan, “Onu kim ve neden kaçırmak istemiş olsun ki? Birilerinden yardım alarak kaçmış gibi duruyor şimdilik!”
“Nasıl bu sonuca vardınız? Biri arka bahçeye bakan bütün kameraları bozmuş ve Seren’in balkon kapısı açıktı, altındaki çimenlerde ezilmişti”
“Balkondan mı kaçmış yani?”
“Evet öyle görünüyor! Bence sen daha fazla buralarda gözükme ve işinin başına dön! Ben gelişme oldukça sana haber veririm!”
Seren ve Gültekin klinikten çıktıklarında aldıkları iyi sonucu kutlamaları gerektiğini düşünüyorlardı. Şimdilik dışarıda bir kutlama yapamayacakları için yine evde sınırlı imkanlarla bir kutlama olacaktı bu. Gültekin, Seren’i eve bıraktıktan sonra akşam için hazır bir şeyler almaya gitti, ikisinin elinden de kutlama için uygun şeyleri yapmak gelmiyordu. Döndüğünde elinde bahçeden kopardığı leylakları gördü ilk Seren.
“Ah ne kadar güzeller!” dedi gözleri parlayarak, “Bahar gelmiş ama ben farkında değilim sanırım!”
“Bahçeden koparttım bunları, anneannem ben küçükken her zaman bir vazonun içine koyardı bir kaç tanesini!”
“Babam da çok severdi leylakları!” diye iç geçirdi Seren. İkisi de bu çiçeğin Seren’in anne ve babasının aşkını temsil ettiğini bilmiyorlardı. Gültekin bir vazoya yerleştirdiği leylakları masanın tam ortasına koymuştu.
“Yarın doğum günün!” dedi ayran bardağını kaldırarak, “Asıl kutlamayı yarın yapmalıyız diye düşündüm aslında ama sonra her şey bittikten sonra kaçırdığın her şeye yeniden sahip olmanı kutlarız diye düşündüm!”
“Her şeyi değil ama çoğu şeyi!” dedi Seren.
“Bu hüzün işinden sıyrılman gerek! Hayatın sana yazdığı yeni senaryoda onu yeniden görmek istemiyorsan tabi!”
“Ah asla görmek istemiyorum!” dedi Seren de ayran bardağını kaldırarak. Gültekin ne alacağını ve Seren’in ne sevdiğini bilemediği için pide ve ayran alıp gelmiş, “Herkes sever!” diye düşündüm demişti. Uzun süredir sürekli ev yemekleri yiyen Seren için dışarıdan aldıkları her öğün kutlama gibi geldiği için pideleri büyük bir keyifle ve kendini bile şaşırtan bir iştahla yedi.
Akıl sağlığı raporu halledilmiş, sıra avukatla bağlantı kurmaya gelmişti. Gültekin, adama güvenemediği için bu bağlantıyı doğrudan Seren’in kurmasını istemiyordu. Kendi avukatını Seren’i temsilen gönderecekti. Gürdal bey şirkete ve ailesine bağlı çalışan bir avukat değildi. Gültekin onunla dostluğa dayalı bir iş birliği yapıyordu. Bu yüzden Gürdal bey, Seren ile Kerem’in avukatı ile konuşmaya gittiğinde kimse onun Gültekin ile bağını bilemeyecekti.
“Polis hâlâ beni arıyor olacak, acaba karakola gidip kendimi göstermeli miyim bunları yapmadan önce?” diye sordu Seren. Gültekin bu konuda ne yapmaları gerektiğinden emin değildi. Sonuçta bir suçtan aranmıyordu. Ortaya çıkıp, kendi isteği ile evden ayrıldığını ve dönmek istemediğini söyleyebilirdi bal gibi.
“Gürdal bey, babamın avukatına gittiğinde zaten kendi isteğim ile evden ayrıldığım ortaya çıkmayacak mı?” dedi Seren
“Sen ortada olmadığın için seni temsil için orada olduğunu ispatlaması zor olabilir Gürdal’ın!” dedi Gültekin. Bu yüzden belki de en doğrusu, Seren’in ortaya kendiliğinden çıkıp, Gürdal beyin sonradan avukata ulaşmasıydı.
“Seni bu işe bulaştırmak istemiyorum!” dedi Seren, “O yüzden ortaya çıktığımda senin desteğini alıyor gözükmemeliyim! Burada kaldığım anlaşılınca, bu evin anneanne ait olduğunu bulmak zor olmaz, sadece seni değil aileni de bu işe dahil etmiş olurum o zaman.”
“Tamam o halde seni bir süreliğine bir otele taşıyalım!”
“Ödemeyi sen yapınca yine ortaya çıkacaksın!” diye güldü Seren.
“Ödemeyi sen nakit yaparsan öyle olmayacak! Bu arada bu işlere dalıp, resimleri unutacağız! Ben yarın gidip onları kargoya vereyim, hem de Mustafa’yı yoklayayım!”
“Ah evet!” dedi Seren şaşkınlıkla, onları nasıl unutmuş olabildiğine kendisi bile hayret etmişti, “Handan resimleri tamamlanmadığı için çok bozulmuş olmalı!”
“Onun da resim yapabildiğini söylemedin mi? Kendisi tamamlayabilir!”
“Evet, bu artık benim sorunum değil! Her şey yoluna girince kendime büyük bir atölye yapacağım!”
“Bence okuluna da devam etmelisin!”
“Doğru, yapılacak çok işim var!”
İkisi de bu akşam sohbetlerinden giderek daha çok zevk almaya başlamışlardı. Aralarındaki dostluk beklenmedik bir şekilde güçleniyordu. Her şey yoluna girdikten sonra Gültekin de, Seren ile kurdukları bu bağı koparmak istemediğine karar vermişti.
(devam edecek)