Handan’ın on sekizinci doğum günü evde büyük bir parti ile kutlanmış, Dilek ve Handan’ın Seren’in on sekiz yaşına girişini beklemek için sabırları iyice azalmıştı. Seren babasının vasiyetine koydurduğu on sekiz yaş koşulundan haberdardı. Ancak annesinin ve kız kardeşinin onun zayıflıklarını bahane ederek bu hakkını elinden almak istediklerini de tahmin ediyordu. Eğer yarışmayı kazanırsa para ödülü sayesinde kendini bu evden kurtarma şansı olacak ve o zaman toparlanıp mirastan olan hakkının peşine düşebilecek, hatta annesi ve kız kardeşinin ona yapmaya çalıştıklarını ispat edebilirse, bu defa onları mirastan ve özgürlüklerinden mahrum bırakacak kozlara sahip olacaktı. İşin garip tarafı son zamanlarda tüm bu fikirleri aklına sokan herkesin saf bildiği, iyi kalpli Mustafa’ydı.
Mustafa, Seren’in haline çok üzüldüğü için bir şeyler yapmak istiyordu. Ancak ne maddi, ne manevi gücü onu başına gelenlerden kurtaracak kılavuzluğa yetmiyordu. Babası onu yandaki villaya çalışmaya gönderdikçe, mal sahibi onun saflığından hoşlanıp, ona iyi davranmaya başlamıştı. O da adamın samimiyetine inandığı için ondan yardım istemeyi düşündü ama sonra evde olan biteni ona anlatmanın babasını işinden edeceğine karar verip vazgeçti. Babası her zaman ona ağzını sıkı tutmasını, iş yaptıkları evler ve insanlar konusunda kimseye bir şey anlatmamaları gerektiğini öğütlüyordu. İlk bahardan, son bahara sonuna kadar Kerem’in bahçesinde çalışsalar da, yaz boyunca yan işler aldıkları gibi, kış boyunca da farklı şehirlerde veya kış bahçelerinde işlerini yapmaya devam ediyorlar, farklı, insanlar ve evler de görüyorlardı. Sürekli bahçede ve yaşam alanların etraflarında olduklarından da, istemeseler bile insanların özel hayatlarına şahitlik ettikleri oluyordu. Kavgalar, sırlar, telefon konuşmaları veya sözlere şahitlik ettikleri için de güvenilir olduklarını iş yaptıkları insanlara ispat etmek zorundaydılar. Bu yüzden de ilk kural ne duyup, ne görürlerse görsünler, karışmamak ve ağızlarını sıkı tutmaktı. Mustafa safça olduğu için babası onun ağzından bir şey kaçırmasından biraz endişeleniyor ve sürekli bu konuda onu uyarıyordu. Bu zihnine öyle yer etmişti ki, Seren’e yardım etmek için bile olsa, yeni patronlarına bir şeyler söyler, o da gider Dilek hanıma veya kızına bahsederse işleri biterdi. Sonuç olarak evleri, bahçeleri yan yanaydı ve şimdi tanışmıyor olsalar bile yakında ahbap olabilirler, hatta tanışık bile çıkabilirlerdi. Villanın yeni sahibi laf arasında amcalarından birinin çok ünlü bir avukat olduğundan bahsedince, Mustafa çarenin onlarda olduğuna dair güçlü bir his duymaya başladı ama yine de çenesini tuttu. Seren’in, Kerem amcasının sağlığındaki gibi olmasını istiyordu. Aslında ne kadar ağzını sıkı tuttuğunu düşünse de, sırlarla ilgili olmasa da yan evdeki genel hayat hakkında bazen çenesinin düştüğü oluyor ama fark eder etmez hemen özür dileyip işine bakıyordu. Birden bire gelen ve kimden olduğu tam belli olmayan bu komik özürler, Mustafa’yı daha da sempatik yapıyor, ev sahibi bir yandan içeride çalışan ustalarla ilgilenirken, fırsat buldukça gelip onunla sohbet etmek istiyordu. Bu arada Mustafa sürekli yan bahçede olduğundan, Seren’i eskisi kadar görmüyordu ve Hakan ile ilerleyen arkadaşlıklarının da farkında değildi. Seren’in bir telefonu olmadığı için Hakan geleceğini, Handan’a söyleyerek ona haber ulaştırıyordu. Dilek kızı hasta olduğu için telefonuna el koymuştu. Sözde saldırgan hareketler gösterebildiği için, sağı solu arayarak veya sosyal medya üzerinden amacını aşan şeyler sergilemesini istemiyordu. Kazadan sonra okulundan da ayrılan Seren zaten iyice yalnızlaştığından ve ev halkı dışında kimseyle arkadaşlık edemediğinden, telefona ihtiyaç duymuyordu bile.
Bu arada her ne kadar Hakan’ın büyüsüne kapılmış olsa bile, yarışmaya kendi adına göndereceği resimleri elinden gelenin en iyisi olacak şekilde hızla tamamlıyordu. Handan’ın tüm sabırsızlığına ve yarışmaya az bir zaman kalmasına rağmen henüz tamamlanmamış iki tablosu daha vardı. Seren’in kasıtlı olarak oyalandığını düşündüğü için sürekli annesine dert yanıyor ve onun resimleri daha hızlı tamamlaması için ilaçları belki de bir süre tamamen kesmeleri gerektiğinden bahsediyordu.
Dilek’in aklında ise tamamen farklı düşünceler vardı. Seren yarışma jürisinin resimleri değerlendirmeye dahil etmesinden iki hafta önce on sekiz yaşına girmiş oluyordu. Yani resimleri tamamlar tamamlamaz eski uyuşuk haline dönmesi için ilaç dozlarını belki de artırmaları gerekecekti. Doktorun dediğine göre bu tür ilaçlar bir anda artırılırsa ölümüne bile neden olabilirdi. O yüzden ilaçlara bir an önce başlayıp, on sekizine girmeden önce onun aklını yeniden uçurmalıydılar. Böylece yeniden mahkemeye başvurup, ona kalan mirası yönetecek sağlıkta olmadığını ispatlayabilirlerdi. Hakan onunla evlenirse, payında söz sahibi olacağını sanıyor olsa da, Dilek bunun olmasına izin vermeye niyetli değildi. Kızı istediği delikanlı ile Hakan’da Seren ile evlendikten sonra ondan kurtulmak için bir çare düşünecekti.
Mustafa Seren’i görmeden yapamadığı için arada onların bahçesine kaçıp, kısa da olsa onunla sohbet edebiliyordu. Seren yarışma için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu ona müjdelemişti. O Handan’ın resimlerini tamamlarken Mustafa’dan kendine ait mücevherleri paraya çevirmesini ve kargo masrafı için saklamasını isteyecekti. Yandaki villada ki iş ne zaman hafiflerse koşup bahçeye geldiğinden, Seren’le tam randevulaşamıyorlardı ama Seren bakıcısına fark ettirmeden onları yanında bahçeye çıkaracak Mustafa geldiğinde de ona teslim edecekti.
Dilek kendi planlarını hayata geçirmek için Gönül hanımın oğlu ile Handan’ı bir araya getirmek için fırsat kolluyordu ama ne zaman lafı oraya getirse, Gönül hanım oğlunun bu aralar meşgul olduğunu ve onların bile yüzünü göremediklerinden dert yanıyordu. Oğlu bu işe karışmamasını söylediği için çok istese de Dilek hanıma umut veremiyordu ve oğlu sahiden de bu aralar başka işlerle meşgul olduğundan, kıza ne zaman vakit ayıracağını soramıyordu. Handan ne kadar çabuk evlenirse, Hakan ve Seren’i de evlendirip, Hakan’dan kurtulmak mümkün olacaktı.
Mustafa’nın gelişlerinden birinde Seren ona Hakan’dan bahsetti. Arada sırada onu ziyarete gelişinden ve ona küçük hediyeler getirişinden ne kadar mutlu olduğunu anlattı. Babası öldüğünden, Mustafa dışında biri ilk kez ona değerli hissettiriyor ve onunla vakit geçirmek için yanına geliyordu. Üstelik sağlık durumunu da bilmesine rağmen sanki ondan hoşlanıyor gibi davranıyordu.
“Peki sen ne hissediyorsun?” diye sordu Mustafa. Duyduklarına hem şaşırmış, hem de sevinmişti. Hakan’ın Handan’ın arkadaşlarından olduğunu bildiği için ona ne kadar güvenebileceklerinden emin değildi. Seren de zaten ikisinin arasındaki sırlardan ona kesinlikle bahsetmiyordu. Şimdilik sadece arkadaşlık ediyorlardı. Nihayetinde o bir genç kızdı ve bir erkeğin ilgisi gururunu okşamıştı.
“Endişelenmene gerek yok!” dedi Mustafa’ya, “Yarışmaya olan dikkatimi hiç bir şeyin bozmasına izin vermiyorum. Bu beni hayatımla ilgili bir konu, eğer onunla bir şeyler yaşamak istesem bile bunu zaten bu evden kurtulduktan sonra da yapabilirim öyle değil mi?”
“Evet!” dedi Mustafa neşeyle, saf da olsa, birazcık sevgi ve ilgi gördüğünde kendi kalbinin de nasıl eridiğini ve bu yüzden de bazen nasıl hayal kırıklıkları yaşadığını biliyordu. Seren’in bir de Hakan tarafından üzülmesini hiç istemezdi.
Seren ile konuşup bahçeden ayrılacakken, Seren’i ziyaret etmek için henüz gelmiş Hakan’ı evin ön tarafında Handan ile konuşurken gördü. İkisinin birbirlerine oldukça yakın durarak hararetli bir şekilde konuşmaları dikkatini çektiği için iki bahçeyi ayıran çalıların arasına saklanarak onları gözetlemeye başladı. Bulunduğu yerden konuştuklarını tam olarak duyamasa da, Seren adının söylendiğini ve yarışmadan bahsedildiğini kulağı seçebildi. “Hakan, Handan ve annesinin planlarından haberdar mı?” diye kendi kendine düşünürken, Hakan, Handan’ın dudaklarına kaçamak bir öpücük kondurunca iyice şaşkına döndü.
(devam edecek)