“Mutlu bayramlar!
“
Nihayet bahar gelip de bahçeye yeniden çıkabilmesi için izin çıkınca Seren neredeyse sakladıklarını unutup dans edecekti. Dilek onun bahçede çalışarak daha verimli olacağını biliyordu. Her ne kadar büyürken ona uzak dursa da çocukluğundan beri yaşamının pek çok kesitine şahitti ve Kerem Seren’i de Handan gibi çok sevdiğinden onun tüm güzel özelliklerinden Dilek’e sevgiyle bahsediyordu. Elbette anlaşmalı karısı ile sohbet edebildiği tek konunun, ileride öz kızının aleyhine kullanılabileceğini tahmin edemezdi.
Mustafa onu görür görmez son görüşmelerinden çok çok iyi olduğunu hemen anladı. Seren herkesin onu saf olduğunu düşünmesine rağmen kalbinin temizliği ile her şeyi herkesten daha net görüp idrak edebildiğini biliyordu. Bu yüzden sırrını ondan saklama gereği duymadı. Mustafa’nın onu ele vermeyeceğinden adı kadar emindi. Arkadaşı daha bir yıl önce fırça bile tutamazken, ondaki gelişmeleri görünce gerçekten çok sevinmişti ama ailesinin ona yapmaya çalıştıkları şeyin ne olduğuna anlam veremiyordu.
“Yarışmaya sen de katılsan ödülü aileniz kazanmış olacak, kardeşin neden senin iyi olmana ve yeteneklerine sevinemiyor?” diye sormuştu hemen. Aslında bu cevaba Mustafa kadar Seren’in de ihtiyacı vardı. Kıskançlığın bu kadar ileri gitmesi için ortada bir neden yoktu. Handan o yarışmaya katılmak için Seren’den ona resim yapmasını rica etse, Seren yine yapardı. Bunun için onu kandırmalarına, uyuşturmalarına hiç gerek yoktu. İnsan kardeşinin başarıları ile gurur duyar, onun yardım istediği konularda yanında olmaktan mutluluk duyardı. Mustafa’nın da iki ablası bir küçük erkek kardeşi vardı. Aralarında en saf olan o olsa da ailesindeki herkes birbirini desteklerdi. O hiç bir zaman diğer kardeşleri daha akıllı ve okuyorlar diye kıskanmamıştı. Onların her başarısı ailede herkesin mutluluğuydu. Seren’in ailesi ise hem iyileşme şansını ve hem de bütün hayatını yok etmişlerdi. Elbette Seren’in Kerem’in öz kızı olduğunu bilseler en azından olanlar hakkında daha net bir fikir sahibi olabilirlerdi ama Nusret bey de ölünce Seren’e bunu söyleyecek kimse yoktu maalesef.
Yeniden kavuşmanın heyecanına kapılıp bir kaç gün olanları konuştuktan sonra Mustafa “Neden yarışmaya sen de kendi adına katılmıyorsun?” diye sordu Seren’e. Onu genellikle kendi haline bıraktıklarına göre istese, gizli gizli başka tablolarda yapabilirdi. Odası rahat çalışsın diye zaten malzeme ile doldurulmuştu bir kaç tuvalin veya boyanın eksildiğini kimse fark etmezdi bile.
“İyi de onları nasıl saklayacağım?” demişti Seren.
“Çok kolay bana vereceksin ben saklayacağım! Nasılsa sonbahara kadar burada kalacağız babamla!”
Dilek ve Handan gün içinde kendileri ile meşgul olduklarından ancak akşamları uğruyorlardı Seren’in yanına. O da yarışma gündeme geldiğinden beri böyleydi. Elbette ki amaçları Seren’i görmek değil, tabloların nasıl gittiğini kontrol etmekti. Handan birden bire kız kardeşine düşkün gibi davranmaya başlamıştı, hatta uyumadan önce onun saçlarını bile taramıştı bir kere. Herkes uyuduktan sonra Seren kendi tablolarına çalışabilirdi. Sabah olmadan Mustafa gelip alırdı tuvalleri balkondan ve gece olunca da geri getirebilirdi.
“Emin misin bu söylediğinden?” dedi Seren şaşkın şaşkın.
“Tabi eminim. Babam bütün gün çalıştığı için gece külçe gibi uyur. Zaten o kadar çok horluyor ki beni uyku tutmuyor bir türlü. Bizim kaldığımız yerde resimleri saklayabileceğim bir sürü yer var. Seninkiler bizim yanımıza uğramazlar bile!”
“Geceleri ben de uyuyamıyorum düşünmekten!” dedi Seren dalgın dalgın, Mustafa’nın söylediği gibi yapabilirlerdi gerçekten. Daha çok kulak verip yarışmanın tam adını öğrenmeye karar verdi önce, sonra Fatih beyin cep telefonundan yarışmanın internet sitesine bakıp, koşulları, ödülü ve yollayacakları adresi öğrenebilirlerdi. Eğer planları başarılı olursa Mustafa resimleri kargoya verecekti. Seren’in odasında babasının ona hediye aldığı altın bileklikler, yüzükler ve küpeler vardı. Dilek Kerem’in tüm zenginliğine konma hayalleri içinde olduğundan Seren’in bir kaç mücevherini umursamamıştı. Kerem her doğum günlerinde kızlarına değerli takılar armağan etmeye başlamıştı oyuncak yaşları geçtikten sonra. Masrafları o altınlarla karşılayabilirlerdi. Seren baştan çok tereddütlü yaklaşırken yine Mustafa’nın teşvikiyle ikna olmaya başladı. Bir hafta sonra kendi tablosu için çalışmaya başlamıştı bile. Evdeki bakıcı resimden anlamadığı ve onun ne yaptığını takip etmediği için ne yaptığını bilemezdi. O yüzden tablolar Dilek ve Handan’ın fark edecekleri aşamaya gelene kadar Mustafa’nın gelip onları almasına gerek yoktu. Onları odasında saklayacaktı.
Tabloları yapmaya başladıktan ancak iki hafta sonra yarışmanın tam adını öğrenebildi. Mustafa babasının telefonunu alıp getirince, internetten yarışmayla ilgili bilgileri bulup bir kağıda not ettiler. Elbette bu kağıdı saklamak yine Mustafa’nın göreviydi. Seren’e yardım edebildiği için o kadar mutlu olup heyecanlanıyordu ki, konuşurken yüzü kızarıyor ve kekeliyordu artık. Bu arkadaşlık ve gizli planları ikisinin de özgüvenlerini tazelemeye başlamıştı. Yarışmanın getireceği prestijle birlikte oldukça büyük bir para ödülü vardı. Eğer Seren kazanmayı başarabilirse bu evden kurtulacaktı. Hakkı olanı onlara bırakmayı elbette istemiyordu ama önce evden kurtulup kendi ayakları üzerinde durması, sonra geri dönüp hakkını arayabilmesi gerekiyordu. Eğitimi, hayatı her şeyi yarım kalmıştı ve yakında yetişkin olacaktı. O zaman onu eve geri döndürmek için ellerinden bir şey de gelmezdi.
Geceleri uykusuz kaldığı için sabahları daha zor uyanmaya başlayınca Dilek bu yorgunluğun ilaçlardan olduğunu sanıp, doktordan dozu biraz daha düşürmesini istedi. Haftalar geçtikçe Handan onun yavaşlığı yüzünden bu şansı ellerinden kaçıracaklarından söylenip duruyordu. Seren onun istediği resimleri zamanında yetiştirecek olsa da, ona yaşattıkları yüzünden ağırdan alıyormuş gibi davranmayı tercih ediyordu. İlaçların dozu biraz daha azaltılınca onu daha fazla göz hapsine almaları gerektiğinden Dilek bakıcısına onun yanından fazla ayrılmaması için uyarıda bulundu. Onun bahçede sürekli Mustafa ile vakit geçirmesi resim yapmasına engel oluyor mu onu gözlemlemesini de istiyordu. Ayrıca olan bitenin farkına varacak kadar da kendine gelmesini istemediği açıktı. O yüzden bakıcısının onu gözlemleyip, her değişimi ve gelişimi ona iletmesini istemişti. Kadına o iyileştiği için ilaçları azalttıklarını ve faydasını ölçmek için takip gerektiğini söylese de uzun zamandır onunla çalışan kadın Dilek’in Seren’i koruduğu ve kolladığı konusunda sürekli yalan söylediğini biliyordu ama onu gözünden düşmemek için rahatına ara verip onun yanında daha fazla zaman geçirmeye başladı. Bu kıza yaptırdıkları resimler biter bitmez, ilaçların eski dozuna döndürüleceğini doktorla konuşurlarken duymuştu. O zaman yeniden eskisi gibi rahatına bakabilirdi.
Bu arada üniversite sınavına hazırlanmak için kursa giden ve özel dersler alan Handan ile ders aldığı genç öğretmenlerden birisi arasında bir aşk başlamıştı. Mühendislik bölümünde okuyan Hakan, babasının gözüne girebilmek için üniversiteye hazırlanan öğrencilere matematik dersi veriyordu. Hakan’ın oto kuaför olan babası, çocuklarının sorumluluk alabildiklerini ispatlamalarını istiyordu. Hakan da babasının gözünü boyamak için çevrelerindeki zengin ailelerin çocuklarına ders vererek yüksek ücretler alıyor ama kazanmaları için de kendini fazla yormuyordu. Babası çocukların başarısına değil kendi başlarına kazanabildikleri parayla ilgilendiği için de bu taktiği işe yarıyordu. Handan’ın oldukça zengin bir ailenin kızı olduğunu bildiği için ona ekstra ilgi gösterince, Handan’da yakın yaştaki bu matematik hocasına gönlünü kaptırıvermişti. Elbette Dilek’in kızının ilişkisinden hiç haberi yoktu. Oto kuaförü bir ailenin oğluna aşık olduğunu duysa Handan’ın onunla görüşmesini hemen yasaklardı. Şimdilik öğretmeni olduğunu sandığı için aralarındaki yakınlığa dikkat etmiyordu.
(devam edecek)