Seren’in bu esaretten kurtulmak için ilk yapması gereken ilaçların bir kısmından kurtulmaktı. Bağışıklık sisteminin daha güçlü olması için eskiden beri içtiği ilaçları bildiğinden, kalanların annesinin ayarladığı yeni doktor tarafından yazıldığını düşündüğü için içmemeye karar verdi. Uyuşuk uyuşuk oturduğu sürece evde Seren’i önemseyen kimse olmadığına emin olan bakıcısı, iyice başı boş davranmaya başlamıştı. İlaç saatleri geldiğinde bir bardak suyla bir avuç ilacı onun önüne bıraktıktan sonra bir daha yanına uğramıyordu. Kadının bu başıboşluğu Seren’in istediği fırsatı sağlamaya yetiyordu. İlaçları tuvalete atmaya başladığından beri tahmin ettiği gibi bir kaç hafta içinde kendini daha dinç hissetmeye başladı. Hem zihni, hem de bedeni yavaş yavaş kendine geliyordu. Düşüncelerini toplamakta eskisi kadar çaba sarf etmesi gerekmese de, dikkati hâlâ biraz dağınıktı. Bu tür uyuşturucu ilaçların birden bire bırakıldığında ortaya yan etkiler çıktığını bilecek kadar çok doktora gitmişti. Acele edip hata yapmak istemediğinden bakıcı kadın ortalıkta olduğu zamanlarda eskisi gibi ağır hareket ediyor, o yanından ayrılınca kaslarını yeniden güçlendirmek için kalkıp odanın içinde yürümeye çalışıyordu. Eskiden tek başına tuvalete gidecek kadar zor ayakta kalırken, şimdi rahatlıkla gidebiliyordu. Odası giriş katında olduğundan balkonu doğrudan bahçeye açılıyordu, yeni hedefi balkona ve bahçeye tek başına çıkabilecek duruma gelmekti. Havalar yeniden ısınmaya başlamıştı ve bir süre sonra Mustafa ile yeniden görüşebileceklerdi. Bakıcı etraflarında olmadığı sürece ondan gelişmesi için daha çok yardım alabilirdi artık.
Bu arada yas sürecin tamamen sonlandırıp, ellerindekinin tadını çıkarmaya odaklanana Dilek ve kızı eskisin göre daha rahat hareket ediyorlardı. Dilek entelektüellerden oluşan yeni bir arkadaş grubu edinmişti. Kerem’in sağlığında uzaktan uzağa görüştüğü bu grupla artık daha sık beraber oluyor, onları sık sık evinde ağırlıyordu. Bu grubun içinde yazarlar, tiyatro sanatçıları, müzisyenler ve ressamlar vardı. Tüm bu insanların renkli hayatları ve bakış açıları, Dilek’in uzun süredir grileştirdiği hayatına aradığı tadı getirmişti. Kerem ile ortak fazla bir hayatları olmadığından o da sosyal yaşantıdan kendini geri çekip, kızını korumaya odaklanmıştı ve bu arada gençliğinin elinden gittiğini düşünüyordu. Yeni arkadaş grubu onun ruhunu besleyerek kaybettiği yaşam enerjisini geri getiriyordu onun tabiriyle. Grupta alanında kendini ispatlamış bir kaç sanatçı olmakla birlikte çoğunluğu henüz kendini arayan sanatçılardı ve birbirlerinden de beslenerek daha iyi işler çıkarıyorlardı. Dilek’in herhangi bir yeteneği yoktu ama evini açarak onlara yeni bir ortam sağlıyor, babasının ve kendi çevresindeki bağlantıları kullanarak, onlar için yeni imkanlar yaratıyordu. Bir süredir yeteneği ile göz dolduran tanınmış ressam arkadaşlarından biri onu yeni sergisine yer bulmak için ziyarete geldiğinde Seren’in duvara asılan tablolarından birini fark etti. Tablo hakkında o kadar iyi şeyler söyledi ki, Dilek o sözleri Seren’in değil, Handan’ı hak ettiğini düşünerek tabloları Handan’ın yaptığını söyledi. Handan her ne kadar Seren’i kıskanıp resme başlamış olsa da, kesinlikle bu konuda bir yetenek sahibi değildi, ancak öğrendiği teknikleri iyi uygulayabiliyordu. Dilek’in arkadaşı tablolardan birini o kadar beğendi ki, ona yeni parlayan bir sanatçı olarak sergisinde yer vermek istediğini söyleyince Dilek bu isteği geri çeviremedi. Böylece tablo paketlenip Handan’ın resmi olarak ressam ile birlikte evden ayrıldı. Handan’ın nasılsa insanların önünde resim yapması gerekmiyordu. Seren’in bundan sonra yapacağı tüm tabloları onun yaptığını söyleseler buna herkesi inandırabilirlerdi. Seren artık yarışmalara katılmadığı ve aklına böyle oyunlar gelmediği için tablolarına imzasını atmıyordu. Atsa bile Handan o imzayı kapatacak kadar fırça tutma bilgisine sahipti.
Seren’in tablosu sergide beklediklerinden daha çok ilgi topladı ve ziyaretçiler genç ressamın da orada olduğunu öğrenince onunla tanışmak istediler. Handan kız kardeşinin tablosu ile kazandığı bu başarıdan o kadar memnun oldu ki, galeri sahibinin bahsettiği genç yetenekler yarışmasına katılmak için yoğun bir istek duymaya başladı. Eve döndüklerinde ikisi de yarışma için istenilen resimleri Seren’e yaptırabilecekleri konusunda hem fikirdiler. Dilek onun yakın zamanda tamamladığı ve odasında bekleyen tablolardan birini alarak, sergiye yolladığı tablonun yerine astı. Sergiye giden tablo oldukça iyi bir fiyata satılmıştı. Anne kız Seren’i bir yandan yetenek yarışması için çalıştırırken, bir yandan da yaptığı tablolarla sergi açıp, zenginliklerine zenginlik katabilecekleri konusunda hem fikir olmuşlardı. Ancak Seren’e verilen ilaçlar onu ağırlaştırdığı için ne istedikleri hızda, ne de performansta çalışacak durumda değildi. Bu nedenle doktoru ile konuşup, onun istediklerini yapabilecek kadar ayılması için dozu düşürmesini istediler.
Şans Seren’den yana ilerlemeye devam ediyordu. İlaçların azaltılma düşüncesinin nasıl ortaya çıktığını bilmese de artık hareketlerinin bir kısmını saklamak zorunda olmadığı için rahatlamıştı. Dozun azaltılmasından bir hafta sonra tuvalete rahatça gidip, balkona kendi başına çıkabildiğini, söylenilenlere eskisinden daha hızlı tepki verdiğini saklamamaya başladı. Bu doz düşürmenin onun iyiliği için olmadığından emin olduğundan, zihninin sadece bir kısmı açılmış gibi davranmaya devam ediyor, etrafında birileri varken, boş boş uzaklara bakıp bir süre öyle kalmaya çalışıyordu. Artık uyuşuk olmadığından öyleymiş gibi yapmak zor olsa da, kazandığı her fırsatı kendini kurtarmak için kullanmaya kararlıydı. Onun hızla düzeldiğini fark ederlerse, o ağır ilaçları yeniden vermeye başlayacaklarına hiç şüphesi yoktu. O da şimdi sağladığı özgürlüğün tamamını kaybedip, daha yavaş toparlanması anlamına gelirdi ki, bu noktadan sonra geri adım atmaya hiç niyeti yoktu.
Dilek ilk tablonun sergide satılmasının ardından onun tabloları ile daha fazla ilgilenmeye başlayınca, Seren bunun nedensiz olmadığını anladı. İstediklerini yaptığı sürece kendi sürecini hızlandıracağı açıktı. O yüzden üvey annesinin ona piyasadaki en iyi malzemeleri alarak, belirli konularda resim yapmasını istemesine hiç itiraz etmedi. Dilek doktorunun resim olayına bir rehabilitasyon süreci olarak baktığını, belirlediği konuların ise onun ruhuna iyi geleceğini söylemişti. Yani bu tablolar ve konular tamamen onun iyileşme sürecine katkı sağlamak için seçilmişti. Her ne kadar dozlar düşürülmüş olsa da, onun gün içince boş boş uzaklara bakmasına alışık olduklarından böyle davrandığı zamanlarda bakıcı kadının yaptığı gibi rahatça konuşuyorlardı. Handan yarışmaya hazırlanması gereken beş tablonun gönderilmesi için gereken yedi aylık sürede tamamlanamayacağından endişe ettiği için Seren’in yanında annesine konuyu açmaktan çekinmemişti. Dilek ona göre daha temkinli olduğundan kaş göz ederek kızını susturmuş ve onu odadan çıkardıktan sonra sorularına yanıt vermeyi tercih etmişti. Ancak onun da bilmediği Seren’in artık hızlı hareket ederek kapı arkasından konuşulanları dinleyebildiğiydi. Tüm bu iyi niyetin Handan’ı bir yarışmaya sokmak olduğunu öğrendiğinde içinde kabaran öfkeyi bastırmak için epeyce mücadele etmesi gerekti. Resimleri boşuna istemediklerini anlamıştı ama onun eserlerini Handan’ın eserleri gibi pazarlayacak kadar alçalabileceklerini hiç düşünmemişti. Babasının sağlığında da annesi ve kız kardeşi ile yakın değildi ama ona bu kadar nefret beslediklerini, kurtulmak için ellerinden geleni yapacakları hiç aklına gelmezdi. Henüz bebekken geldiği bu evde annesi ve kız kardeşinin nefretini kazanacak kadar ne yapmış olabileceğine bir türlü aklı ermiyordu. O da babasını, ablası kadar çok seviyordu, evet eskiden beri çok sağlıklı bir kız değildi ama bu onu yok etmek istemeleri için bir bahane değildi ki. Sağlığında onun varlığını koruyan tek kişinin babası olduğunu anlayamadığından şimdi çok pişmanlık duyuyordu. Babası yaşıyor olsa şimdi yaşadıklarının hiç biri olmazdı. Artık onu koruyan kimse olmadığına göre, kendi başının çaresine bakmak zorundaydı.
(devam edecek)