Yokluğum – Bölüm 25

Seren gözlerini açtığında görmeye alışık olduğu hastane tavanını hemen tanıdı. Bir hafta boyunca hastanede vakit geçirdiğinden önce ne olduğunu kavrayamadı. Sonra otelden ayrılıp yola çıktıklarını hatırlayınca, yolda kötüleşip yeniden hastaneye getirildiğini sandı.

“Baba?” diye inledi ama bir cevap gelmedi. Her zaman sağlıksız olmuştu ama bedeninin her yanında hiç bu kadar ağrı hissettiğini hatırlamıyordu. Başını kaldırmak isteyince boynuna bir şey takıldığını ve başını oynatmasının imkansız olduğunu fark etti. Gözleri ile kendine bakmaya çalışsa da bir şey göremedi. Neredeyse kıpırdayacak hali yoktu. Boynundaki bu şeyi neden taktıklarını düşünürken yeniden babasına seslendi. O sırada onu kontrol için odaya giren hemşire uyandığını görünce gülümsedi.

“Babam nerede?” diye sordu hemen Seren ama hemşire duymamış gibi, “Doktorun gelecek birazdan!” diye cevap verdi ve bağlı olduğunu o sırada anladığını cihazdaki değerleri kontrol edip gitti. Daha önce ne zaman hastaneye yatması gerekse, babası ya da Nusret amcası hep yanında oldurdu. Odada kimse olmadığına göre onun uyanmasını beklemek için kafeteryaya falan gitmiş olmalıydılar. Hemşirenin söylediği gibi on dakika sonra doktor odaya girdi, oldukça ciddi bir yüz ifadesi vardı.

“Zor bir ameliyat geçirdiniz!” dedi doğrudan.

“Ne ameliyatı?”

“Kırıklarınıza hemen müdahale etmemiz gerektiği için ambulans sizi getirir getirmez ameliyata aldık ama çok şükür iyi geçti!”

“Ne kırığı?” dedi Seren şaşkın şaşkın, “Benim bir yerim kırılmadı ki? Babam nerede?”

“Ailenizden birileri gelecek, hemşire hanım aradı az önce!”

“Babam burada değil mi?” dedi Seren yine, “Nusret amca nerede? Neden her yanım acıyor ve kırıklarım var?”

“Bir trafik kazası geçirdiniz?” dedi doktor sıkıntıyla.

“Trafik kazası mı?” dedi Seren yine hayretle, “Babam? O nerede? İyiler mi?”

Doktorun “Araçtan sağ çıkan tek kişi olduğunuz söylendi bize!” dediğinden sonrası karanlıktı Seren için. Ani bir kriz geçirerek kendinden geçmişti. Hastanede yattığı bir ay boyunca doktorun söylediği gibi ailesinden kimse onu ziyarete gelmedi. Dilek cenaze ve taziye işleri uğraştıklarından onun yanına bakıcısını göndermişti. Seren kazayı öğrendiğinden beri psikolojik olarak çok sarsılmıştı ve fiziksel tedavisi iyi gitmesine rağmen bir türlü toparlanamıyordu. Bakıcı kadın ona eski bakıcısı kadar bağlı olmadığı ve sadece iyi para verildiği için bu işi yaptığından, onun fiziksel ihtiyaçları dışındaki hiç bir şeyiyle ilgilenmiyor, zavallı kızın toparlanmasına yardım edecek tek bir söz etmediği gibi, hastanede kalmak zorunda olduğu için sürekli surat asıyordu. Seren’in sağlık geçmişi pek iyi olmadığından fiziksel tedavisi de uzun sürmüştü.

Dilek ve Handan kazayı ambulanslar gelip, polis kazaya müdahale ettikten duymuşlardı. Şehre yaklaştıkları için ambulanslar kazazedeleri şehirdeki hastaneye taşımışlardı. Nusret bey ve Kerem’in cansız bedenleri morga konmuş, Seren ise hemen ameliyata alınmıştı. Kaza sırasında uykuda olduğu, çarpma esnasında da başını vurduğu için bilinci yerine hiç gelmemişti ve kazaya dair hiç bir şey hatırlamıyordu. Tek hatırladığı sabah yola çıkışlarıydı. Kayıtlarında zaten çıktığı için sürekli takipte olan doktoruyla da bağlantıya geçilmişti.

Dilek, polisin haber verdiği kazayı duyunca önce bir donup kalmıştı. Kerem ve Nusret beyin kazadan sağ çıkamadıklarını anlamıştı ama morga gidip görünce emin olacaktı. Zaten teşhis için çağrılıyordu. Handan annesinden yeni duyduğu gerçeklerin şokunu atlatamamışken, “baba” dediği adamın öldüğünü, kız kardeşinin de ameliyata alındığını duyunca nasıl bir duygusal tepki vereceğini bile şaşırmış halde kalakalmıştı. Kerem öz babası olmasa da, onu Seren ile paylaşmak istemeyecek kadar çok sevmişti her zaman. Dilek hastaneye gidemeden ağlama krizine girdiği için Dilek ölülerin acelesi olmadığına karar verip, kızının yanında kalmayı seçti. Ertesi sabah gidip ölenlerin kocası ve şoförü olduğunu teşhis ettikten sonra henüz yoğun bakımda olan Seren’i göremeyeceğini söyledikleri için hastaneden ayrıldı. Annesi ve babasına olanları haber verdiği için onlar hemen Handan’ın yanına gelmişlerdi. Zavallı kız babasının ölüm haberini aldıktan sonra bir türlü kendine gelememişti. Dilek sabah çıkarken, babasının kız kardeşinin yüzünden öldüğünü sayıklıyordu. Onun bu saçma sağlık problemleri olmasaydı o yaşlı adamla uzun yola çıkıp, ta İzmir’e gitmeyecekler Kerem’de ölmeyecek ve şimdi onun yanında olup, tatillerine gidiyor olacaklardı. Dilek’in anne ve babası öz torunları olduğunu bilmedikleri Handan’ı teselliye uğraşıyorlardı. Evlat edinilmiş bir çocuğun anne ve babasına olan bağlılığı onları çok duygusallaştırmıştı. Artık iyice yaşlandıkları için eski vurdumduymazlıkları kalmadığından kaza haberini aldıklarından beri onlar da şoktaydı. Oysa bu haber her şeyin kızlarına kaldığının habercisiydi aslında.

Bu gerçeğin farkında olan tek kişi Dilek’ti ve Seren’in kazadan kurtulmuş olmasına neredeyse üzülecekti. Hastalıklı kız şimdi daha da beter hastalıklı olarak ona hediye kalmıştı. Oysa Kerem yerine o ölmüş olsa herkes için her şey daha kolay olacaktı. Nusret beyi kendi ailesinden başka kimse önemsememişti. Çocukları gelip babalarının cenaze işlemlerini hallettiler. Dilek kazadan hiç etkilenmemiş değildi elbette. Her ne kadar gerçek karı koca olmamış olsalar da Kerem’in başına gelenler ve onu o halde görmek zorunda kalmaktan sarsılmıştı. Kerem’in tüm özel işleri ile ilgilenen avukatı cenaze işlerini üstlenerek onu bunlarla uğraşmaktan kurtardı. Cenazeler toprağa verildikten iki gün sonra Seren ancak kendine gelebilmişti. Dilek onu soranlara çok sarsıldıklarını bahane ediyordu. Hastanede ve kendinde olmadığından başında olmalarına gerek yoktu, anne olarak iki kızını da çok seviyordu ama şimdi her şeyin idrakinde olan Handan’ın yanında olması gerekiyordu. Handan gerçekten dağılıp, çok ağladığı için gelenler Dilek’e hak veriyorlardı. Kerem ile hiç bir zaman karı koca olmadıklarını bilen tek kişi Nusret beydi ve o da Kerem ile gitmişti. Kerem’in yurt dışında yaşayan ağabeyi sağlık sorunları nedeniyle uçağa binemediğinden cenazeye katılamadı ama daha sonra karayolu ile gelerek bir hafta onlara eşlik etti. O hafta boyunca Dilek acılı eşi o kadar güzel oynadı ki, hem Kerem’in ağabeyi, hem gelenler, hem de kendi ailesi, onun kocasına deliler gibi aşık ve kızlarına çok bağlı bir anne olduğuna inandılar ayrılmadan. Oysa Seren taburcu olup eve gelene kadar bir kere bile ziyaretine gitmedi “anne” rolünde. Tabi o gitmeyince Handan’da böyle bir girişimde bulunmadı. Seren artık onun için tamamen değersiz biriydi ve babalarının ölümüne neden olan bir asalaktı.

Seren’in uzun süren fiziksel tedavisinin sona ermesine rağmen psikolojik olarak desteklenmesine devam edilmesi gerekiyordu. Elbette Dilek bu konuda eskiden beri onu takip eden doktorların tavsiyesine uyacak değildi. Kendi parası ile hükmedebileceği bir psikiyatristle anlaşıp, kızın sakinleştiriciler ve gerekli tüm ilaçlarla sürekli yatıştırılmasını istediğini söyledi. Reçeteler için düzenli olarak kontrole geleceklerdi. Henüz on sekiz yaşında olmadığı için onun vesayeti Dilek’e verilecekti. Ancak Dilek onu hiç bir zaman tehdit olarak görmek istemiyordu hayatında. Evet Kerem’in başına gelenlere çok üzülmüştü. Bu kadar genç yaşta hayattan ayrılması çok trajikti ancak artık Dilek’in hayatı başlıyordu. Kızını korumak için onunla evlenmişti, karı koca olmadıkları halde onca zamandır Kerem’e hiç ihanet etmemişti. Kızını ve kendi geleceğini korumak için her türlü riskten uzak durmuştu. Babası şirketi kocasının şirketine kaptırdıktan sonra elde avuçta ne varsa tükettiği için onları da Dilek geçindiriyordu. Zaten pamuk ipliğine bağlı olan evliliklerini tehlikeye atacak kadar aptal bir kadın değildi.

(devam edecek)

Yorum bırakın