Yokluğum – Bölüm 21

Kerem, Nusret beyin beklediği gibi emeklilikten bahsetmesi ile birlikte, ondan ayrılmanın zor geleceğini hissetmeye başlamıştı. Ailesini kaybettikten sonra her konuda yanında Nusret bey olmuştu. İçten içe onu baba yerine koyduğunu biliyor ama yine de aralarındaki patron, çalışan çizgisini korumaya gayret ediyordu. Bunu Nusret beyin bu ilişkiyi suistimal edeceğini düşündüğü için değil, ona çok bağlanıp sonradan acı çekmekten korktuğu için yapıyordu. Aslında ailesini kaybetmesinin ardından hayatı boyu herkes için bunu hissetmiş ve bağlanmaktan kaçınmıştı. Bunca zaman içinde hapsettiği bağlanma duygusunu kızlar eve geldikten sonra serbest bırakmış ve ikisine de gerçekten kuvvetli bağlar oluşturmuştu. Ne kadar kendini kontrol ettiğini düşünse de şimdi Nusret beyi dinlerken korktuğunun başına gelmesinin yarattığı stresi hissetmeye başlamıştı.

“Dilek ve kızlar seni yoruyor biliyorum. İstersen bir süre sadece benimle çalışabilirsin. Onlar için başka birini ayarlarım!” dedi bir umutla.

Nusret bey için de Kerem’i bırakmak zordu. Aslında emekliliğini konuşmak için biraz daha beklemek istiyordu ve Semiha konusunu açabilmek için biraz da bahane olarak kullanmıştı bu gece. Kerem’in teklifini gülümseyerek karşıladı o yüzden. Eğer hemen kabul etmiş olsa kalbinin kırılacağını hissetmişti gelirken ve içten içe de korkmuştu o da Kerem gibi.

“Bu akşam seninle konuşmak istediğim tek konu bu değil!” dedi ciddi bir sesle, “Daha önemli başka bir konu var!”

Kerem merakla onun yüzüne baktı, emeklilik nedeni olarak hasta olduğunu söyleyecek herhalde diye düşündüğü için yüz ifadesi gerilmişti.

“Bu defa konu doğrudan ben değilim. Anlatacaklarımı dinledikten sonra az önce söylediğin teklifi yeniden düşünürsün!” dedi ve Semiha ile olan biteni başından itibaren sakin sakin anlattı. Kerem onu dinledikçe şoktan şoka giriyor, ne düşüneceğini bilmiyordu. Seren’in kendi kızı olduğunu bunca zaman bilmediğine mi yansın, hâlâ kalbinin içinde en büyük yeri kaplayan Semiha’nın hayattan ayrılacağını öğrenmesine mi yansın karar veremiyordu. Nusret beyin beklediği gibi bir süre ona haber vermedikleri için hem Semiha’ya, hem Nusret beye sitem etti ama Nusret bey Semiha’nın söylediklerini ve haklılıklarını vurguladıkça yavaş yavaş sakinledi. Nusret bey Semiha’nın hayattan ayrılacağını öğrendiğinde çocuktan da haberi olmuştu ki o zaman zaten Kerem Dilek ile evlenmeye karar vermişti ve Semiha çoktan Naci ile evlenmişti. Yani öğrendiği zaman bile söylese bu ikisinin de hayatını olduğundan daha zor bir hale getirmekten başka işe yaramazdı.

“Onu görmek zorundayım!” dedi Kerem ama Nusret bey Naci varken bunun nasıl mümkün olacağını bilmiyordu. Onu göremese bile Seren’in kendi kızı olduğunu bilmeye hakkı olduğunu düşündüğü için bu konuşmayı yapıyordu ayrıca. Semiha’nın da onu görmek isteyeceğinden hiç şüphesi yoktu aslında ama bunun doğru bir karar olduğundan hiç emin değildi. Zaten zor olan bir süreci daha da zora sokabilirlerdi.

“Onu iyi gördüğün haliyle hatırlamalısın!” dedi sıkıntıyla ama Kerem duyduklarından sonra, hele ki bir kızları olduğu ve sağlığını tehlikeye atacak olmasına rağmen onu doğurup, babasına ulaştırmayı göze aldığı için mutlaka onunla görüşmesi gerektiğine karar vermişti. Nusret bey de son bir kez de olsa görüşmelerini istiyorsa da bunun sakıncalı olduğundan hiç şüphesi yoktu. Aslında Kerem’in bu kadar kararlı bir şekilde onu görmek isteyeceğini beklemiyordu içten içe ve o görüşmelerini istemiş olsa da Kerem’in buna engel olacağını sanıyordu galiba.

“Onu arayamam!” dedi sakin olmaya çalışarak, “O uygun olduğunda beni arıyor ve sadece konuşuyoruz!”

“Nerede yaşadığını bilmiyor musun?” dedi Kerem acıyla ve Nusret bey bildiğini ondan saklayamadı. Kerem hemen ertesi gün onu görmeye gitmek istiyordu, kocasına eski bir arkadaşı olduğunu ve hasta olduğunu duyduğu için geldiğini söyleyebilirdi. İlla Seren’den veya o festivalde yaşadıklarından bahsetmek zorunda değillerdi.

Böylece Nusret bey ertesi gün Kerem’i daha önceden bildiği Semiha’nın evinin önüne kadar getirdi. Onunla içeri girmek istemiyordu. O kendi adına Semiha’yı sağlıklı haliyle hatırlamayı seçmişti. Telefonda konuşmaları yüzünden yeterince kötü hissediyordu zaten, bir de ne hale geldiğini görüp hayatının sonuna kadar onu silmeye çalışmak ağır olurdu. Son konuşmalarının üzerinden neredeyse on gün geçmişti ve Semiha’nın bir daha aramayışı, Nusret beye onun iyice kötülediğini düşündürtüyordu.

Kerem arabadan indi, Nusret beyle göz göze geldiler ama sonra tereddüt etmeden dönüp, müstakil evin bahçesinden içeri girdi ve zile bastı. Nusret bey arabaya binip beklemeye karar vermişti. Uzaktan Kerem’in hizmetli ile konuştuklarını görüyor ama seslerini duyamıyordu. Bir kaç dakika sonra kapıda Naci olduğunu tahmin ettiği adam belirince, Kerem’in yanına gidip gitmemek arasında kaldı ama planlarına göre Kerem zaten kim olduğunu söylemeyecekti. Naci ile kısa bir konuşmanın ardından Kerem içeri girdi ve Nusret bey arabada beklemeye başladı.

“Umarım beni affedersin Semiha!” dedi içinden evin pencerelerin bakarak. Kim bilir bu pencerelerin hangisinin arkasında canı ile uğraşıyor ve kızının geleceğini merak ediyordu şimdi. Bir türlü geçmek bilmeyen kırk dakikanın ardından Kerem yeniden kapıda gözüktü. Görünüşe göre Naci onu kapıya kadar geçirmişti, tokalaşıp ayrıldılar ve Kerem arabaya doğru yürümeye başladı. Yüz ifadesine bakılırsa Semiha’nın durumu sandığından çok daha kötüye gitmişti. Kerem arabanın kapısını açıp arka koltuğa yığılır gibi bıraktı kendini. Nusret bey dönmüş onun yüzüne bakıyordu bir şey söylemesi için.

“Onu göremedim!” dedi Kerem berbat bir sesle, “Geç kalmışım!”

“Yani o?” dedi Nusret bey sesi titreyerek.

“Maalesef, üç gün önce toprağa vermişler. Kocası bana mezarın yerini tarif etti!”

“Gidecek miyiz?”

“Elbette gideceğiz!” dedi Kerem ve mezarlığa kadar konuşmadan gittiler. Mezarlık görevlisi taze mezarı bulmaları için onlara yardım etti. Kerem mezarın başına geldiğinde dizleri titriyordu. Bir süre sessizce göz yaşı döküp, dua ettikten sonra arabaya döndüler.

“Kocası kim olduğumu biliyordu!” dedi Kerem, dikiz aynasından Nusret beye bakarak. Henüz kontağı çevirmemiş olan Nusret beyin şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu, “Bizim tanıştığımız o festivalde de, Semiha’nın tek başına gittiği diğer her yerde de onu takip ettirmiş!”

“Göz mü yummuş yani?”

“Evet, amacının onu korumak olduğunu söyledi. Onu gerçekten çok sevmiş, hatta benden bile çok sanırım!”

“İnanamıyorum!” dedi Nusret bey, “Peki ya bebek?”

“Onu da tahmin etmiş! Yani bebeğin kendinden olmadığını, çünkü o tarihlerde pek beraber olmamışlar! Seren’i bilmiyor neyse ki! Ben de bir şey söylemedim ve çocuktan haberim olmadığını söyledim.” dedi Kerem başını öne eğerek. Bilse de bir şey fark eder mi emin değildi ama en azından Semiha’nın çocuğu ondan kaçırdığını öğrenememişti.

“İyi yapmışsın. Seni nasıl karşıladı?”

“İyi! Bir şey demedi, acısını yaşıyor. Semiha’nın onu sevip sevmemesini hiç dert etmemiş anlaşılan!”

“Aşk tuhaf bir şey!” dedi Nusret bey iç çekerek, “Semiha daima onun ne kadar iyi bir insan olduğunu ve onu üzecek bir şeyi yapmak istemediğini söyleyip duruyordu! Onunla mutlu hissetmediği halde, onun mutluluğunu ona borçlu olduğunu ve yaşamasına izin vermesi gerektiğini söylemişti.”

“Tuhaf bir birliktelikleri varmış!” dedi Kerem.

“Sana yaşamının sınırlı olduğunu söyleseydi çok acı çekerdin!” dedi Nusret bey, Semiha’nın ondan sakladıkları için kırgın olduğunu hissediyordu. Bilse, Dilek ile evlenme kararı almayacağını düşündüğünden de şüphesi yoktu ama olan olmuştu artık. Kerem bir şey söylememeyi tercih etti ve birlikte şirkete döndüler. Olanların ardından Nusret bey emeklilik tarihini ertelemeye karar vermişti. Kerem’i bir süre daha tek başına bırakmasa iyi olurdu.

(devam edecek)

Yorum bırakın