Nusret beyin yurt dışındaki habercisinden uzun süre bir ses çıkmadı. Nusret bey Handan’ın fiziksel özellikleri, Dilek’in ona farklı bakış ve davranışlarından yola çıkarak çocuğun onun kendi kızı olduğuna neredeyse emin gibiydi ama bundan kimseye bahsetmiyordu. İki çocuk da kendi potansiyelleri içinde hızla büyüyorlardı. Handan’ın daha hızlı gelişmesinden dolayı beş yaşına geldiğinde neredeyse Seren’in iki katı kadar olmuştu. Cüsse olarak daha büyük olması ve ikisinin de anne dedikleri Dilek’ten daha çok destek alması nedeniyle Handan, Seren’i ezmeye başlamıştı. Dilek’e göre iki kardeş arasında olağan şeylerdi bu yaşananlar. Seren’in bakıcısı Dilek’in iki çocuk arasında belirgin bir şekilde ayrımcılık yaptığını görse de işinden olmamak için sesini çıkarmıyordu. Handan’a da bakıcı bakıyordu ama Dilek kızına sık sık sarılıp, vakit geçiriyor, ona annesi tarafından gerçekten sevildiğini hissettiriyordu. Handan’ın bakıcısı da, Seren’in bakıcısı ile iş birliği yapmış gibi sessizdi bu konuda. İkisi de iyi maaş aldıkları ve aileden memnun oldukları için çocukların bakımları haricinde hiç bir işe karışmıyorlardı. Seren konuşmaya başladıktan bir süre sonra bakıcısına “Anne!” demeye başlamıştı. Handan gibi Dilek’e yakın olamadığı için daha çok vakit geçirdiği bakıcı onun için anne figürüydü. Neyse ki iki kadın da çocukları seviyorlar ve işi para için yapsalar da onlardan sevgilerini esirgemiyorlardı. Seren dört yaşına geldiğinde bakıcısının telkinleriyle sadece Dilek’e “Anne” demeyi öğrenebildi. Handan hareketli bir kızdı. Seren ise daha sessiz ve sakindi. Seren kendi kendini oyalayabiliyorken, Handan daima ilgi istiyordu. Aralarında kavgaya neden olan en büyük sebeplerden biri de buydu. Kerem gelip ikisi ile eş zamanlı vakit geçirmek istediğinde Handan ilgiyi, kardeşi ile paylaşmayı kabullenemiyordu. Dilek biyolojik olarak kardeş olmadıklarından aralarındaki farkların normal olduğunu, kardeşler arasında böyle şeyler olabileceğini söylediğinden Kerem ikisini de bir şekilde idare ediyordu. İki çocuğu da nüfuslarına geçirmişlerdi ancak etraflarındaki bir çok insan ikisinin de evlatlık olduğunu ve çiftin bu iki çocuktan hariç bir evlat sahibi olmadıklarını biliyorlardı.
Evlat edinme ve yetiştirme ile ilgili danıştıkları doktorlar, ailenin öz evlatları olmadıklarını üç yaşından önce söylemeleri gerektiğinin altını çizdiğinden ikisi de üç yaşına gelmeden önce başka ailelerden alındıklarını duymuşlar, ancak henüz idrakine varamamışlardı. Dilek öz kızına böyle bir şey söylemek istemiyor olsa da, öz kızı olduğunu itiraf edemediği için mecbur kalmıştı. Kızına özellikle farklı davranmasının nedenlerinden biri de ona itiraf edemese de gerçekten sevildiğini hissettirmekti. Bir ayrıcalığı olduğunu bilmesini istiyordu, ilerleyen zamanda, koşullar değişirse, ona öz kızı olduğunu zaten itiraf edecekti.
İlk önce Handan okula başladı. Onun okulda olduğu saatler Dilek Seren ile hiç ilgilenmese de, Handan’ın saldırılarına maruz kalmadığı için Seren evde daha huzurlu yeni bir dönem başlamış oldu. Nusret bey, Kerem’den Seren’in en sevdiği şeyin resim çizmek olduğunu dinlemişti. Semiha kızının kendi gibi resme meraklı olduğunu duyunca epeyce duygulanmıştı. Geçen dört yıl boyunca hastalığı biraz daha ilerlediği için kendini erken yaşlanmış gibi hissediyordu. Naci onun bebekten sonra toparlanamadığını bildiği için haline üzülüyordu ama nasıl mutlu olacaksa öyle yaşamasını istediği için eskisi kadar üzerine gitmiyordu. Doktorların söylediğine göre fazla da uzun yılları kalmamıştı. Hastalığın son evresi beklenilenden hızlı gelişebilirdi. Nusret bey Semiha’dan sağlığı ile ilgili tam bir bilgi alamasa da, onun konuşma şeklinden, aldığı nefeslerin hızından durumunun iyi olmadığını anlayabiliyordu. Kızından bahsederken sesi titriyordu bazen ama Nusret beyin bir kaç kez onu uzaktan görmesini önermesine rağmen kabul etmiyordu. Onu görmesinin canını daha çok yakacağını söylemişti bir keresinde ama yine de babasıyla büyüme kararından pişmanlık duymuyordu. Kızı anne acısı çekeceğine, şimdi o evlat acısı çekiyordu. Kerem iki kızın da yaşam kaliteleri için elinden geleni yapıyordu ve eğitimleri içinde aynı özeni göstereceği kesindi. Dilek’in aksine her iki kıza da sevgisini esirgemeden eşit bir şekilde hissettiriyordu. İki kız da babalarına çok düşkünlerdi.
Seren’in ilkokul üçüncü sınıfa başlayacağı sene Semiha’nın durumu iyice ağırlaşmaya başladı. Artık telefonda konuşması bile mümkün olamayacak bir evreye giriyordu ve Nusret bey her konuşmalarının son olabileceğini hatırlatıyordu. Nusret bey artık onu kızı gibi gördüğünden elinden bir şey gelmese de haline çok üzülüyordu. Genellikle telefonda ağlamayan Semiha, son konuşmalarından birinde “Lütfen kızıma ve Kerem’e çok iyi bak!” diye ağlaması iyice yüreğini dağlamıştı. Onun kızını da, Kerem’i de görmeyi çok istediğinden hiç şüphesi yoktu. Daha önce evlendiği adamla arasını bozmamak için bir girişimde bulunmak istese de harekete geçemeyen Nusret bey, son konuşmalarının ardından Kerem ile konuşmaya karar verdi. Büyüttüğü kızlardan birinin kendi öz kızı olduğunu bilmek Kerem’in hakkıydı. Bunu Dilek’e söylemek zorunda değildi, kaldı ki zaten Handan da Dilek’in öz kızıydı. Yurt dışından yarım yamalak bilgiler gelse de her şey bu varsayımını doğruluyordu. Nusret beyin de yaşı ilerlemişti. Daha uzun süre Kerem’e veya Seren’e sahip çıkması mümkün olmayacaktı ama bunu Semiha’ya itiraf edememişti. Kerem gerçeği bilirse zaten çok sevdiği kızını daha da fazla sarıp sarmalardı. Böylece Handan kadar anne sevgisi yaşayamayan çocuk hiç değilse biraz daha yoğun baba sevgisi tadardı. Kızın fiziksel gelişimindeki yavaşlık ve Dilek’in ondan anneliğini esirgemesi hakkında Semiha’ya bir şey söyleyemediği için de vicdan azabı çekiyordu. Uzun uzun düşünüp taşındıktan sonra Kerem ile konuşmaya karar verdi. Bu saatten sonra Naci’nin bir şeyleri öğrenmesini çok dert etmiyordu. Ölüm döşeğinde bir kadına işkence edecek hâli yoktu ki Naci Semiha’nın anlattıklarına göre yapabilse Semiha için canının yarısını verip onu kurtarırdı. Öte yandan zaten Naci’nin de, Dilek gibi bir şeyden haberi olması da gerekemeyebilirdi.
Kerem ile evde konuşamadığından bir akşam birlikte dışarıda yemek yemeyi önerdi. Kerem kızlar geldiğinden beri iş çıkışı hemen eve döndüğünden uzun süredir tek başına dışarı çıkmamıştı. Dilek kendi arkadaşları ile sık sık buluşup vakit geçirse bile Kerem’in bütün hayatı işi ve kızlarından ibaretti. Nusret bey bu konuşmada sadece gerçeği ona açıklamakla kalmayacak aynı amanda artık emekli olmak istediğini de söyleyecekti. Aile dostları olarak her zaman yanlarında olurdu ama kalan zamanını ailesi ile geçirmek istiyordu. Sağlığı da eskisi kadar iyi olmadığı için bundan sonra daha da yoğunlaşacak şoförlük hizmeti için daha genç birini bulmalarında fayda vardı.
Kerem bir süredir yaptıkları sohbetlerinden o akşam Nusret beyin emekli olmak istediğini söyleyeceğini tahmin etmişti. Dilek’i arayıp, Nusret beyin bu nedenle konuşmak istediğini söyledikten sonra, yaşlı dostunu alıp en sevdikleri restorana götürdü. Nusret beyin ayrılıp, yerine daha genç birinin alınması Dilek’e göre iyi olacaktı çünkü hafta sonları özellikle çocukları sürekli bir yerlere getirip, götürmek gerekiyordu ve Nusret bey artık bu işleri halledemediğini hissettiriyor, kolayca yoruluyordu. Yine de kızlar, babaları gibi Nusret beyi seviyorlardı. Onun aileden biri gibi olduğunun ikisi de farkındaydı. Nusret bey Handan’ın kıskançlık huylarını olduğunu bildiği için daha korumacı davranmak istemesine rağmen ikisine eşit ilgi gösteriyordu. Handan büyüdükçe, Dilek’in kızı olduğunu gösteren daha çok huyu ortaya çıkıyordu.
(devam edecek)