Doğum normal bir şekilde tamamlanmış, bebek planladığı gibi Nusret beye teslim edilmiş, o da belirlenen süt anneye götürmüştü. Doğumhanenin kapısında bekleyen Naci, Semiha’nın iyi, bebeğin ise hayatta olmadığını duyunca üzülse de, Semiha’ya bir şey belli etmemek için elinden geleni yapmıştı. Semiha bebek olmasa da bir kaç gün merkezde kalarak kontrol altında tutulacaktı. Nusret bey ile henüz haberleşemiyordu ama bebeğin süt annesine ulaştığından şüphesi yoktu. Zaten bebeği nüfusuna geçirmeyi kabul eden aile bir kaç gün sonra kontrole geleceğinden bebeği yeniden görüp muayene edeceklerdi. Ailenin doğan bebeğinin adı Yaren olduğundan, yeni gelen bebeğin adını da Seren koymuşlardı. Nüfusa Yaren ve Seren ikiz kardeşler olarak kayıt edildiler.
Semiha hastaneden çıkana kadar planı işletebildiklerinin huzurunu yaşasa da eve geldikten bir süre sonra bebeğinden ayrılmış olmanın acısını hissetmeye başladı. Yine de aldığı kararın en doğrusu olduğundan hiç şüphesi yoktu. Naci onun bu durgun ve mutsuz halinin bebeklerini kaybetmiş olmalarından kaynaklandığını düşündüğünden onu neşelendirmek için elinden geleni yapıyordu. Oysa kendisi de beklemediği kadar üzülmüştü bebeği yaşatamadıklarına. Sevdiği kadın bir gün kollarından ayrılacak olsa da ona ait bir parçanın evlatları olarak geriye kalmasını çok istemişti içten içe.
Seren bebek yeni ailesinde bir ay boyunca iyi bakılmıştı. Daha az sağlıklı başka bir anneden doğduğu için Yaren ile arasında gözle görülür bir cüsse farkı vardı ama emdikçe o da yavaş yavaş toparlandı. Nusret beyin içi rahat etmediği için bebeğin süt annesinde olduğu o bir ayın içinde merkeze yeniden uğrayarak, orada daha uzun kalmasının çocuğun sağlıklı gelişimi için daha iyi olup olmayacağını sordu. Aslında elbette ki anne sütünü uzun süre alması çocuğun gelişimi ve sağlığı için çok daha iyiydi ama aile de para karşılığı sadece bir ay bakabileceklerini söylediğinden doktor Hayrettin yeni üretilen mamaların anne sütünü aratmadığını söyleyerek onu ikna edip gönderdi.
Kerem bebeğin sağlıklı bir şekilde doğduğu haberini almıştı. Çocuğun adı şimdilik nüfusa Seren olarak geçirilmişti ama evlat edinme işlemlerinin ardından henüz küçük olduğundan adı değiştirilebilirdi. Dilek zaten pek umursamadığından, Kerem’de buna gerek olmadığını söyledi. Bir ayın sonunda Nusret bey Seren’i almaya gittiğinde, onu bıraktığı halinden çok daha iyi olduğunu görünce mutlu oldu. Hâlâ minicikti ama anne sütü sayesinde toparlamıştı. Seren için tutulan bakıcı da tıpkı Handan gelirken olduğu gibi o eve girmeden işe başlatıldı. Seren çok daha küçük olduğundan daha özenli bir bakıma ihtiyacı olacaktı.
Nusret bey kucağında Seren ile kapıdan girdiğinde, doğrudan Kerem’in yüzüne baktı. Onun kendi öz kızını gördüğünde farklı bir tepki verip vermeyeceğini merak ediyordu. Kerem Handan’ın eve gelişi ile kedini çocuklara adamaya hazır bir ruh haline geçtiği için, Seren’i de görür görmez çok sevdi ama çok küçük olduğundan gelir gelmez kucağına almaya cesaret edemedi. Daha bir kaç ay önce kurulan ailelerine bir anda iki çocuk birden eklenmişti. Evin içi yıllardır olmadığı kadar kalabalık ve gürültülüydü artık.
Seren geldiği günden başlayarak uzun süre her gece ağladığı ve Handan’ı uyandırdığı için planlan oda bölünerek ikisine ayrı oda düzenlemesi yapıldı. Her bebeğin bakıcısı baktığı bebekle kalabilecekti böylece. Diğer bebeğin kendi kızından ayrılması Dilek’in de içini rahatlattı. Annesinin sağlıklı olmadığını duyduğu bebeğin de sağlıklı bir çocuk olacağını düşünmediği için kızından uzak durmasını istiyordu.
Kerem her gün işten gelir gelmez çabucak benimsediği kızları ile vakit geçiriyordu. Seren ikinci ayını doldurana kadar incitme korkusu ile onu kucağına alamasa da artık bilinçli tepkiler veren Handan ile oynamak hoşuna gidiyordu. Tabi Kerem’in bu halleri de Dilek’in çok hoşuna gidiyor bu yüzden de Kerem’i hoş tutmaya çalışıyordu. Ne kadar anlaşmalı da evlenmiş olsalar kızını getirmekten sonraki planı Kerem’in kalbine girmekti ama geçen süre boyunca Kerem açısından böyle bir gelişme maalesef olmamıştı.
Kerem her sabah arabaya bindiğinde kızlardan bahsedip durduğu için Nusret bey de Semiha fırsat bulup aradıkça ona kızının da, Kerem’in de iyi oldukları bilgisini ulaştırabiliyordu. Kerem’i oğlu gibi sevdiği için onun çocuklara duyduğu bağlılık ve sevgi Nusret beyi mutlu ediyordu. Çocukları doktor kontrolüne götürmek için eve geldiğinde iki kızı da görüp sevme imkanına da kavuşmuştu. İki bakıcı, Dilek ve iki bebekle birlikte kontrollere giderlerken yol boyunca onun yanında oturan Dilek’i inceliyordu. Onun Handan’a olan ilgi ve sevgisinin devam ettiğini ama Seren’e aynı ilgiyi duymadığını hissetmeye başlamıştı, şimdilik Seren çok küçük olduğu için böyle davranıyor olabileceğini düşünmüş, Semiha’ya bundan kesinlikle bahsetmemişti. Doktorun da tespitine göre Seren, Handan’a göre daha zayıf bünyeli bir çocuktu. Handan’da anne sütü alamamış olsa da, Seren’e göre daha sağlıklı bir annenin rahminde büyümüştü. Genetik olarak annesinden aldığı bir hastalık olduğuna dair bir bulgu olmasa da Dilek onun hasta bir çocuk olduğunda ısrarcıydı. Hasta ve mızmız bir bebekti Seren ona göre.
Kerem’e göre ise ikisi de harikaydı. Ağabeyi onun evlenir evlenmez iki çocuk evlat edindiğini duyunca çok şaşırsa da yeniden ve hızlı bir şekilde aile olma iç güdüsüne bağladığı için üzerinde durmadı ve çocukları yeğenleri olarak sevgiyle kabul etti. Yurt dışından onları görmeye ilk gelişinde pek çok hediye de getirmişti. Dilek’in anne ve babası ikinci çocuğa neden gerek duyduklarını anlayamasalar da bu defa sessiz kalmayı tercih ettiler. Zaten kızları ile aralarında, şirketleri ile aralarında olan bağları kadar güçlü bir bağları yoktu. İlk bebek evlatlık olduktan sonra, ikinci için aynı sorgulamalara girmeye gerek yoktu. Dilek ilk bebeğine hamile kaldığında bu iki çocuğunda hükmü kalmayacaktı onlara göre ve asıl mirasçıları o çocuk olacaktı.
Seren’in gelişinden bir yıl sonra, Nusret bey yurt dışında yaşayan arkadaşından beklenmedik bir telefon aldı. O zamana kadar Dilek’in oradaki yaşantısı hakkında hiç bir bilgiye ulaşamamış olmasına karşılık, bunca zaman sonra onun yurt dışında olduğu yıllarda hamile olduğuna dair bir bilgiye ulaşmıştı arkadaşı. Tamamen tesadüfi bir şekilde olmuştu üstelik bu. Dilek’in o zamanlar yaşadığı dairenin sahibi ile nasıl olmuşsa bir toplantıda tanışmışlardı. Aile de onlar gibi Türk kökenli bir aileydi. Dilek ile araları iyi olduğundan birlikte çekilmiş birden çok fotoğrafları bulunuyordu. Onun hamile olduğu dönemde tek başına olmasına üzüldükleri için de sık sık yemeğe almışlardı. Dilek çocuğun babasının kaçtığını söylemişti onlara. Çocuğun doğumundan önce daireyi boşalttığı için sonrasında ne olduğunu bilmiyorlardı. Eğer söyledikleri tarihlerde bir sorun yoksa bebeğin şimdi iki yaşına yakın olması gerekiyordu ve Handan’da tam olarak iki yaşına yakındı. Eğer bu çocuk Handan’ın öz kızıysa o zaman neden evlenme fikri ortaya çıkar çıkmaz bir evlat edinme konusunda girdiği ve bu çocukta ısrar ettiği anlaşılabilirdi. Ailesinden habersiz hamile kalmış olduğunu tahmin etmek zor bir şey değildi. Kerem’e bir çocuğu olduğunu söyleyemediği için kendi kızını evlat edinmek zorunda kalmıştı muhtemelen. Nusret bey kendi yazdığı bu senaryoya ikna olmuş olsa da arkadaşına devamında neler olduğunu da araştırması için rica da bulundu. Aslında çocuğun Handan’ın öz çocuğu olup olmaması bir şeyi değiştirmezdi, sonuçta onu evlat edinmişlerdi ama yine de iki çocuk arasında gerçekten bir ayırım yapıyorsa, Nusret bey bunu bilmek istiyordu. İşin tuhaf yanı eğer haklıysa evde hem Dilek’in, hem de Kerem’in öz çocukları vardı. Bir aile olmayı planlamamış bile olsalar, kendi çocukları ile yaşıyorlardı. Kerem’in iki kıza da harika babalık yaptığından hiç şüphesi yoktu ama Dilek’in bunu başarabileceğinden emin değildi ve Seren’e karşı derin bir sorumluluk hissediyordu.
(devam edecek)