Kerem, Dilek’in anlaşmalı da olsa gösterişli bir evlilik merasimi istemiyor olmasına sevinmişti. Belki de bu kız Nusret beyin endişelendiği kadar ayakları yere basmayan bir kız değildi. Gerçek bir evlilik yapmıyor olsalar bile kendi sosyal çevresinde bir etki yaratmak için bir çok gösterişi isteyeceğini düşünmüştü Kerem ama Dilek akıllı davranıp, kızını getirmesini riske atacak bir talepte bulunmamış ve Kerem’e güvenilir olduğunu hissettirmeyi seçmişti.
Nusret beyin tüm şüphelerine rağmen sade bir nikah töreni ile evlendiler böylece. Kerem ailesinden kalan koca evde tek başına yaşadığından ayrı bir ev açmak için uğraşmadılar bile. Dilek doğrudan o eve gelmeyi zaten baştan kabul etmişti ki ev gerçekten büyük ve güzeldi. Evlenmelerinin ardından dikkat çekmemek için bir ay bekledikten sonra Dilek yurt dışına gidip kızı getirmek için hazırlıklara başladı. Zaten aynı evin için iki yabancı gibi yaşam sürdükleri için Kerem onun süreleri kendi planlamasına sesini çıkarmadı. Nusret beyin bahsettiği bebeğin doğumu için henüz bir kaç ay vardı. Dilek’in çocuğu ise bir yaşına yaklaşıyordu artık. Dilek kızını almak için gitmeden önce o bir ayı çocuklara oda hazırlamakla geçirmişti. Ev büyük ve oda çok olduğundan bir tanesindeki eşyalar tamamen boşaltılmış ve bebekler için yeniden düzenlenmişti. Evlendikleri günün ertesinden başlayarak sadece bu oda ve çocuklara lâzım olacaklarla ilgilendiği için Kerem ile birbirlerine bile denk gelmemişlerdi neredeyse. Zaten ayrı odalarda uyudukları ve farklı saatlerde yemek yediklerinden çocuklar gelmeden önceki en rahat bir aylarını geçirmişlerdi. Kerem çocuklar için neye ihtiyaç varsa yapılmasına baştan razı olduğundan Dilek’in seçimlerine karışmıyordu.
Dilek’in yurt dışına gitmesinden bir kaç gün sonra olanları hissetmiş gibi Semiha aradı Nusret beyi, Naci sürekli yakınlarında olduğu için son görüşmelerinden sonra bir türlü konuşma fırsatı bulamamışlardı. Nusret beyin, Dilek hakkında araştırma yapmasını istediği tanıdıklarından henüz bir haber gelememişti. Bu arada Semiha’nın da hamileliği ilerlemiş mide bulantılarının yerini sürekli bir yorgunluk ve uyku hali almaya başlamıştı. Normal hamilelerden farklı olarak bedeni iflasın eşiğine doğru ilerlediğinden olsa gerek hamilelik umduğundan zor geçiyordu. Bu arada bebeğin cinsiyeti de belli olmuştu tabi. Bir kızdı.
“En azından iki kız büyürler!” demişti Nusret beye neşeyle, “Kızımın bir ablası olacağına şimdiden seviniyorum!”
Nusret bey endişelerinden dolayı fazla yorum yapmamıştı ama Kerem’in bir kız babası olduğunu gerçekten bilse çok mutlu olacağına emin olduğunu söylemişti ama tabi ki bunu Kerem ile paylaşacak değildi.
Kerem, Nusret beyden alacakları bebeğin ve annesinin durumunu yakından takip etmesini istemişti. Bu yüzden de arada bir sorular sorup bilgi almak istiyordu ama Nusret bey istediği zaman Semiha ile konuşamadığı için çoğunlukla kaçamak cevaplar verebiliyordu. Bu yüzden bebeğin cinsiyetini öğrenir öğrenmez Kerem’e haber verdi.
“Bir kız ha?” dedi Kerem mutlu bir şekilde. “Dilek, getireceği çocuk da kız olacağı için her şeyi pembe ayarlamıştı. Bir de mavileri ile uğraşması gerekmeyeceği için mutlu olur herhalde” dedi.
İki bebeğin sorumluluğuna girdiklerinde de bu kadar sakin şakalar yapıp yapamayacaklarını merak ediyordu Nusret bey ama Dilek gitmeden her iki bebek için de ayrı ayrı bakıcılar ayarlamıştı bile. Tabi kendince iyi olanı kızı için seçmişti. Dilek yurt dışına gider gitmez kızını teslim ettiği kuruma gidip onu geri almak için gerekli işlemleri başlatmıştı. Zaten çocuğun öz annesi olduğundan ve geri almak üzere bıraktığını daha önce beyan ettiğinden bir zorlukla karşılaşmamıştı. Bebeği o ülkede kendi nüfusuna kayıt ettirdiğinden döndüğünde yeniden evlat edinme başvurusu yapmasına gerek yoktu. Zaten kendi üzerine alamadığı bir bebeği de yurt dışına çıkaramazdı. Kerem’in bu kadar detayla ilgilenmeyeceğini düşündüğünden çocuğu gelmeden o ülkenin yasalarına göre evlat edinip nüfusuna geçirdiğini söyleyecekti. Zaten Kerem ile evli olduğu için çocuğun onlarla yaşamasında bir sıkıntı yoktu. Kerem çocuğu nüfusuna geçirmeyi kabul ettiği anda da zaten Dilek’in çocuğu gözüktüğünden bir terslik çıkmayacaktı. Ancak yasal prosedür tahmininden uzun sürdüğünden geri gelmesi bir ayı biraz geçmek zorunda kaldı. Kerem onu ve bebeği almak için havaalanına Nusret beyi göndermişti. Nusret bey Dilek ve adının Handan olduğunu öğrendiği bebeği alıp eve getirdiğinde Kerem eve gelmiş onları bekliyordu. Dilek ile bir karı koca bağı hissetmese de bundan sonra babası olacağı bebekle tanışmak için heyecanlanmıştı. Nusret bey de Handan’ı Dilek’in kucağında görünce içinin yağları erimişti. Küçük tatlı güzel bir bebekti Handan ve kaderi yazılırken her şeyden habersiz Dilek’in kucağında uyuyordu. Eve gelene kadar uyanmadığından sakin ve sessiz bir yolculuk yaptılar. Nusret bey arada bir dikiz aynasından Dilek’e bakıyordu. Onun çocuğu tutuşu ve bakışındaki duyguların gerçek olduğunu fark etmek biraz içini rahatlatmıştı. Belki de kızın gençlik hataları üzerinde fazlasıyla durarak onu yanlış değerlendiriyordu.
Handan eve girdiklerini hissetmiş gibi gözlerini açtı. Kerem ona yüreğini çoktan açmış olduğundan kapıdan girer girmez hem Dilek rahat hareket etsin diye, hem de bir an önce yakınlaşmak için onu kucağına aldı ama nasıl tutması gerektiğini bile bilmediğinden biraz tedirgindi. Dilek onun tutuşunu düzelttikten sonra onu alıp içeri doğru yürüdü.
“Hoş geldin kızım, bundan sonra bu evde birlikte yaşayacağız!” diyerek onunla bir yandan konuşup, bir yandan evi geziyordu. Bu evde yeniden bir aile olma düşüncesi onu gerçekten duygusallaştırmıştı. Ağabeyi ile onun büyüdüğü gibi iki kız da bu evde sevgi ile büyüyeceklerdi. Bildiği kadarıyla diğer bebeğin dünyaya gelmesine iki aydan az bir zaman kalmıştı. Handan için tutulan bakıcı Dilek’in döneceği gün sabah işe başlatılmıştı. Kerem’in evin içinde dolaşma faslı bitince Handan’ı alıp odasına çıkardı. Her iki bakıcı da çocukların ihtiyacı olduğu süre boyunca yatılı olarak hizmet verecekler ve çocukların bakımı dışında bir işle uğraşmayacaklardı. Handan’ın eve girişi ile birlikte bir aile gibi davranmaları gerektiğinden kahvaltı ve akşam yemeklerini birlikte yemeye başladılar. Bakıcıya rağmen ikisinin de dikkati çocuğun üzerinde olduğu için birbirleriyle fazla diyaloga girmelerine gerek kalmıyordu. Dilek zaten çok sık görüşmediği ailesine çocuğu evlat edindiklerini bir hafta sonra açıkladı. Düşündüğün aksine anne ve babası evlenir evlenmez onlara haber bile vermeden yapılan bu girişime çok fazla şaşırdılar ama çocuk artık eve girdiğinden ve yapabilecekleri bir şey olmadığından sadece biraz surat astılar ama sonra Handan’ın sevimliliğine kapılıp onunla ilgilenmeye başladılar. Böylece Handan bilmeseler de öz anneanne ve dedesiyle de tanışmış oldu. Ufak tefek pürüzlere rağmen Dilek’in planı çok güzel işlemiş, kızını yanına getirip, yeni yaşamına başlamıştı. Bütün yorucu işleri bakıcı üstlendiğinden o sadece kızı ile güzel vakitler geçiriyor ve bunu uzun süredir beklediği için de kendini oldukça iyi hissediyordu. Diğer çocuğun varlığı onu şimdiden huzursuz etse de, kızının bu evde yerini garantileme sürecinde olduğundan Kerem’e tek bir kelime bile etmiyordu. Hem belki de Handan’ın gelişinden sonra belki o da diğer çocuğu almak fikrinden vazgeçerdi.
Ancak Kerem verdiği sözlerden dönecek biri değildi. Çocuğu alacaklarını Nusret bey aracılığı ile annesine duyurdukları ve zavallı kadının ölümcül bir hastalığı olduğunu bildiği için geri adım atmaya hiç niyeti yoktu. Handan’a sevgiyle kucak açtığı gibi, ona da açacaktı ve Dilek’in de bunu yapacağını düşünüyordu.
(devam edecek)