Yokluğum – Bölüm 15

Nusret bey, Kerem ile konuştuklarını bir an önce Semiha’ya anlatmak istiyordu ama Dilek’in nasıl bir anne olabileceği konusunda ciddi şüpheleri vardı. Kerem ise beklemediği bir şekilde Nusret bey tarafından onaylanmış olmanın şaşkınlığını yaşıyordu. Eğer Nusret bey bunun iyi bir fikir olmadığını söylemiş olsa kolayca vazgeçeceğini onunla konuşurken hissetmişti ama bu kez tahminin de farklı bir tepki ile karşılaşmıştı. Bahsettiği o bebek hakkında da içinde bir şeyler kıpırdamıştı. Bilmedikleri bir yerden evlat edinmek yerine hiç değilse Nusret beyin kefil olduğu bir kadının çocuğunu almak daha mantıklıydı.

Kerem ile yaptıkları konuşmanın ardından Dilek merakla onun cevabını bekliyordu. Eğer Kerem kabul ederse, kızını alıp getirmek için hemen harekete geçecekti. Babasını bir işini halletmek için bir haftalığına yurt dışına gideceğini söylemesi sorun olmazdı. Sami bey kızının gezip tozmalarına zaten karışmazdı. Çocuğu bildiği birinin çocuğu olarak gösterecekti, yaşadığı yerde tanıştığı birinin çocuğu demesi gerekiyordu, çünkü çocuğun kayıtlarında yurt dışından getirildiği gözükecekti muhakkak. Kerem bu iş için avukatlarını araya koyacağını tahmin ettiği için onlar bu detayı atlamayacaklardı. Kerem’den buluşup, konuşmak için mesaj gelince heyecanlandı. Aradığına göre kararını vermişti ve son buluşmalarından aldığı hissiyata göre Kerem evlat edinmeyi kabul edecekti. Hemen buluşmayı onayladığını belirten bir mesaj attı. Ertesi gün iş çıkışınca Kerem gelip onu alacaktı.

“Söylediklerini iyice düşündüm!” dedi Kerem, Dilek arabaya biner binmez, “Tuhaf bir tesadüf eseri de çocuğunu evlatlık vermek isteyen bir aday bile buldum!”

“Ne?” dedi Dilek şaşkın şaşkın, kendi kızını getirmeyi planladığı için Kerem’in de bir çocuk için harekete geçeceği hiç aklına gelmemişti.

“Şaşırdın değil mi? Ben de çok şaşırdım ama güvenilir biri olduğuna dair arada tanıdığım kişiler var!”

Kızını getirme şansını bir başka bebek yüzünden kaybetmek istemeyen Dilek hemen araya girdi “Şaşırdım, çünkü inanılmaz bir şekilde benim de bir adayım var!”

“Şaka mı bu?” dedi Kerem, “Evren bize bir mesaj mı vermeye çalışıyor acaba?”

“Yani sen evlat edinmeyi kabul ediyorsun değil mi? Bu söylediklerin bu anlama geliyor!”

“Sanırım ediyorum evet, bir çocuğun sorumluluğunu alabilecek bir çift olabilir miyiz ondan emin olamadığım için seninle yeniden konuşmak istedim”

“Neden alamayalım? Yetişkin insanlarız öyle değil mi? Bir çocuğa en iyi hayatı sağlayacak fiziki ortamlara da sahibiz!”

“Bir çocuk hayatımıza dahil olursa aile olmamız gerekir. Biz anlaşmalı evlenen bir çiftiz, o çocuk için yuva olabilir miyiz?”

“Sen o bahsettiğin çocuğu almak mı istiyorsun?” dedi Dilek konuya odaklanamadığı için, kızını getirmesi bu evlilik sayesinde mümkün olmayacaksa neye yarardı ki?

“Güvendiğim bir yerden almayı tercih ederim elbette!”

“Peki ya benim bulduğum çocuk?”

“Sen onu mu istiyorsun?”

“Bir kız çocuğu henüz bebek!”

“Ah dünyaya gelmiş bir çocuktan mı bahsediyoruz. Benim bahsettiğim çocuk henüz doğmamış bile! Doğar doğmaz onu alırsak, gerçek anne ve babası gibi olabiliriz diye düşündüm nedense!”

“İkisini de alsak olmaz mı? Kardeş olurlar hem!”

“İkisini de mi?” dedi Kerem bu kez şaşkın şaşkın. Arabayı park etmiş, yemek yiyecekler restorana girmişlerdi.

Keremin diğer çocuğa ikna olduğunu hissettiğinden kendi kızını riske atamazdı Dilek. Hiç beklemediği bir durumdu bu. Kerem sadece kendi seçtiği çocukta ısrar ederse ne yapacağını bilemiyordu henüz.

“Evet iki çocuk!”

“Bizim durumumuzda bu iyice cesur bir girişim olur sanırım. Birbiri ile kan bağı olmayan iki ayrı çocuğu anlaşmalı bir evlilikle büyüteceğiz öyle mi? Bunun anlamı ikimizin de hayatlarımızı onlara adamamız gerektiği olacak?”

“Yapabiliriz. Yardım alırız, alacağımız çocuklar kardeşsiz de kalmamış olurlar, daha gerçek bir ailede hissederler kendilerini öyle değil mi?”

“Bilemiyorum!” dedi Kerem ama nedense çocukların kardeş olarak büyümeleri kulağa hoş geliyordu. Bütün gece konuştuktan sonra ikisi de onlar iyi birer ebeveyn olduktan sonra iki çocuğun kötü bir fikir olmayacağı sonucuna vardılar. Aslında Dilek diğer çocuğu hiç istemiyordu ama kendi kızını getirebilmek için ona itiraz edemiyordu. Kerem nedense bir türlü o çocuğu boş verelim o zaman demiyordu. Aslında Kerem’de bilmiyordu neden Dilek’in bulduğu çocuğa razı olup diğerini boş vermediğini. Annesinin öleceğini duyduğu için üzülüyordu belki de. Onu kurtarmak ve sahip çıkmak için içinde tuhaf bir istek duyuyordu. İkisi de çocukların geçmişlerini ve sağlık hikayelerini ellerinden geldiğince araştırmak için karar alarak birbirlerinden ayrıldılar. Çocukları evlat edinmeden önce evlenmiş olmaları gerekiyordu. Bu yüzden bir an önce kararlarını verip, özellikle yurt dışından gelecek olan kız çocuğu için girişimlerde bulunmaları gerekiyordu.

“Ben bizzat gidip halledeceğim!” dedi Dilek, “Aslında önce gideyim diyordum ama nikahlanmadan evlat edinemeyeceğimize göre, haklısın nikahı bekleyip sonra gitmeliyim!”

“O zamana kadar diğer çocuğun cinsiyet de belli olur, ben de annesinin ve onun sağlık kontrollerini takip ettireyim! Onun zamanı olduğu için sanıyorum doğumu ancak nikahımızdan sonra olacaktır!”

Yaşayacakları ev, evlilik merasimi ve diğer tüm konulardan önce bu çocuk konusuna odaklanmışlardı. Elbette Sami beye şimdilik evlat edineceklerinden bahsetmeyeceklerdi. Dilek bunun için de bir çare düşünmek zorundaydı. Babasına ondan habersiz bir çocuk doğurup yurt dışında bir yetimhaneye bıraktığını söyleyemezdi.

“Nusret bey bir değil iki çocuk olduğunu duyunca bakalım ne diyecek?” diye düşündü Kerem içinden, bu kez itiraz edeceğine hiç şüphesi yoktu.

Nusret bey, böyle bir konuyu telefonda konuşmanın uygun olmayacağını düşündüğü için Semiha ile yeni bir randevu ayarlamıştı. Naci, Semiha’yı sıkı koruma ve takibe aldığı için yine onun şehir dışında olduğu bir zaman görüşmek zorundaydılar. Bu nedenle Nusret bey, Semiha’nın ona dönüş yapmasını bekliyordu. Kerem ile konuşup, konunun bir şekilde gündeme geldiğinden henüz bahsetmemişti, aklında bir çözüm olduğunu söylemişti sadece. Dilek’in de henüz bu çocuğu kabul edip, etmeyeceği belli değildi çünkü. Öyle bir kızın anne olmak için bu kadar istekli ve duygusal davranması hiç normal gelmemişti Nusret beye. O yüzden Semiha’ya hemen umut vermek istemiyordu. Sadece Kerem’in evleneceği kadının çocuk sahibi olamayacak bir sorunu olduğundan bahsedecekti. Bunun anlamı illa evlat edinecekler demek değildi nasılsa.

Henüz Semiha’dan yanıt alamadan Kerem bir kez daha konuşmak istediğini söyleyince, onun veya Dilek’in evlat edinme fikrinden vazgeçtiklerini sandı. Dilek belki de ajitasyon yaparak Kerem’i avucunun içine almak istediği için böyle bir konu açmış ve işin ciddiye bindiğini fark edince de yan çizmiş olabilirdi. En azından Semiha’ya şimdilik bir şey söylemediği için durumu iyice anlaması daha iyi olurdu.

“Ne bir çocuk daha mı?” dedi şaşkın şaşkın Kerem ona Dilek’in de bir adayı olduğunu söylediğinde. Duymayı beklediği en son şey bir çocuğun daha evlatlık alınmak istemesiydi, “Onu mu almaya karar verdiniz yoksa?” dedi endişeyle. Eğer diğer çocuğu alırlarsa, Kerem’in öz çocuğunun şansı ortadan kalkabilirdi.

“Dilek ikisini de alabileceğimizi söyledi?”

“İki çocuk birden mi?” dedi yine şaşkın şaşkın, “Dilek kendi bulduğu çocukta mı ısrar ediyordu yani? Önce Kerem’i evlat edinmeye ikna edip, hemen arkasından hazır da bir çocuk olduğunu söylemesi normal miydi yani? O çocuk başından beri olmasındı?

(devam edecek)

Yorum bırakın