Yokluğum – Bölüm 13

“Duyduklarıma gerçekten çok üzüldüm!” dedi Nusret bey, gerçekten ne düşüneceğini şaşırmıştı.

“Buraya sizi üzmek için çağırmadım. Sizden çok önemli bir şey isteyeceğim. Bu benim hayatımdaki belki de en önemli kararlardan biri olacak!”

“Elimden ne geliyorsa yapmak isterim!” dedi Nusret bey, Kerem’in sevdiği kadının yaşadıklarını duysa ne hissedeceğini düşünüyordu bir yandan ama gerçeği öğrenince Semiha’nın ondan uzak durmasının mantıklı bir nedeni olduğunu anlamıştı artık ve bu durumu iyice çaresiz kılmıştı. Buraya gelirken umutlanmıştı biraz belki ama şimdi artık Kerem’in bu kadınla bir ömür mutlu yaşaması için hiç şans kalmadığını görebiliyordu. Semiha istese de istemese bir gün onu bu dünya ile birlikte terk edip gidecekti.

“Bu çocuğu doğurursam ve sonrasında bir gün hayattan ayrılırsam Naci’nin ona çok iyi bakacağını, tüm imkanlarını onun için seferber edeceğini biliyorum. Ancak bir çocuk annesinin ölümünü yaşamamalı bana sorarsanız. Öleceğimi bile bile onu doğurmayı seçmiş olduğum için beni suçlayabilirsiniz, doğrusu ben suçluyorum. Ona hamile bile kalmamış olmam gerekirdi ama artık bunları tartışmanın bir anlamı yok! Ben ölürsem bu çocuk hem annesinden ayrılacak hem de öz babasından habersiz olacak. Bu Kerem’e de haksızlık olur değil mi?”

“Çocuktan ona bahsetmemi mi isteyeceksin yoksa?”

“Hayır! Şimdi bu çocuğu bilirse bu hiç birimiz için mutlu sonuçlar doğurmaz ama yine de bu çocuğu ona vermek istiyorum! En azından babası ile büyüme şansı olsun ve anne ölümü yaşamasın diye. Madem Kerem de evlenmeye hazırlanıyor, öz çocuğunu bu ailede büyütebilir!”

“Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun?”

“Bilmiyorum, size o yüzden ihtiyacım var!” dedi Semiha çaresizce, “Çocuğu Naci’nin elinden de çalmak istemiyordu ama Naci zaten evlenirken bir çocukları olmaması gerektiğini ve Semiha’nın bir gün öleceğini biliyordu. Eğer hamileliğini kendi başına öğrenmiş olsa ondan habersiz bir çözüm üretebilirdi belki ama maalesef çocuğun kaderini o yazmıyordu.

Nusret bey sıkıntı ile arkasına yaslandı. Bebek haberine duyduğu şaşkınlığı, Semiha’nın ölecek olduğu haberi bastırmıştı. Ayrıca çocuğu Semiha’nın kocasından kaçırıp da Kerem’e onun öz çocuğu olduğunu söylemeden vermek neredeyse imkansızdı. O yüzden buna plan bile denemezdi.

“Şimdi bir şey söylemek zorunda değilsiniz!” dedi Semiha “Daha zamanımız var, düşünebiliriz!”

“Belki vazgeçersin. Ne kadar yaşayacağını bilmediğini kendin söyledin. Belki uzun yıllar yaşar ve çocuğunu büyütebilirsin!”

“On yıldan fazla olmadığını düşünüyor doktorlar. En çok on yıl ve bu on yılın ne kadarının kaliteli bir hayat olabileceği de belli değil.”

“Bir çaresi olmalı mutlaka, kimse bu kadar belirsiz ve çaresiz bir hastalıkla sınanmamalı!” dedi Nusret bey inleyerek.

“Bu çocuğa hiç hamile kalmamam gerekirdi. O zaman sizi de bu hikayenin içine sürüklemezdim!”

“Şu an hikayenin kahramanı değilim zaten. İstediğin şeyi yapmak neredeyse imkansız çünkü!”

“Az önce söylediğim gibi bu çocuk imkansızları aşarak buraya kadar geldi. O yüzden ben imkansız olduğunu sanmıyorum!” dedi Semiha ve kendini yorgun hissettiği için gitmesi gerektiğini söyledi. Hamileliğinin bu döneminde nedense sürekli uyumak istiyordu.

“Tamam kendine dikkat et!” dedi Nusret bey, “Tabi bebeğe de! Dediğin gibi gün doğmadan neler doğar! Bekleyip görelim bakalım neler olacak!”

“Evet, geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Kerem umarım daha iyi olur ve o kadınla beklemediği bir aşk ve mutluluk yaşar. O da bu bebeğin mucizesi olsun!”

“İnşallah!” dedi Nusret bey ve ayrıldılar. Semiha bu defa ona gerçek telefon numarasını vermişti bir plan aklına gelirse haber vermesini istiyordu. Artık gerçeği bildiğine ve Kerem’e bir şey söylemeyeceğinden emin olduğuna göre ondan saklanmasına gerek kalmamıştı.

Kerem, hayatı boyunca sevdiği ilk kadından bir bebek sahibi olacağını duysa ne kadar sevinirdi kim bilir diye düşünüyordu dönerken Nusret bey. Semiha’nın tuhaf hastalığına ise inanamıyordu bir türlü. Gerçekten çok ama çok üzülmüştü. Zavallı kızın deli ya da dengesiz olduğunu düşündüğü için utanç duyuyordu ama elbette böyle bir şeyi tahmin etmesi mümkün değildi. Kafası allak bullak olmuş vaziyette günlerce düşündü ama aklına hiç bir yol gelmedi. Ayrıca Dilek gibi bir kadın başkasının çocuğunu asla kabul etmezdi. Zavallı bebek annesini kaybetmiş olmanın acısını öyle ya da böyle tadacaktı anlaşılan.

Kerem, Dilek ile konuştuktan sonra düşünmüş taşınmış ve sahipsiz bir çocuğa babalık edebileceğine karar vermişti. Nusret beye uzun süredir bir şey anlatmıyor olsa da, onun düşüncelerine her zaman güveni tamdı. Bu kararı onun fikrini almadan tamamlamak istemediği için bir akşam iş çıkışı onu içeri davet etti. Aslında bir süredir onu da çok düşünceli görüyordu ve kendi sıkıntılarından bir türlü fırsat bulup soramıyordu. Bunca yıl onunla olan, babası gibi her şeyiyle ilgilenen ve koruma gayretinde olan bu adamın bir sıkıntısı varsa mutlaka ortak olmalı ve çözmek için elinden geleni yapmalıydı. Hem kendi kararını tartışmak hem de onun nesi olduğunu öğrenmek için o akşamı birlikte geçirmelerini istemişti. Dilek ile konuştuktan sonra bir daha onunla buluşmamıştı. Gerçek bir evlilik yapmayacaklarına göre flört etmelerine gerek yoktu. Dilek sessizce onun karar vermesini bekliyordu. Kararını verdikten sonra evlilik meselesini değerlendirmek üzere yeniden bir araya geleceklerdi. Şirket evliliği amaçlı bu birliktelik gerçekten bir iş gibi ilerliyordu ikisi arasında. Çocuk meselesine kesin karar verdiğinde düzenlenecek evlilik anlaşmasına da yeni maddeler koyulması gerekeceğinden Kerem’in zamana ihtiyacı vardı. Nusret beyle konuştuktan sonra konuyu ağabeyine açacaktı. Onun bir itirazı olacağını sanmıyordu. Bu evlilik kararının onu Semiha ile olası geleceklerden tamamen koparacağını biliyordu. Ne kadar umutsuzluk kaynaklı öfke hissetse de zihninin bir tarafı yine bir gün karşılaşma ihtimallerini saklı tutmak istiyordu. Ancak bu sadece bir aptallık olurdu, kendini kesin şartlarla bir evliliğe bağlayıp bu geleceğin imkansızlığına zihnini de ikna etmiş olacaktı. Kısacık insan ömründe sürekli karşılaşma ihtimali ile yaşamak mümkün olmadığı gibi, onu hiçe sayıp giden bir kadınla karşılaşsa bile zaten yeniden bir araya gelmeleri olanaksızdı. Olanaksız olmalıydı.

“Bu akşam yalnız kalmak istemiyorum, bana eşlik edersin değil mi?” demişti Nusret beye, “Birlikte yemek yiyebiliriz!”

Nusret bey onun bir şeyler konuşmak istediği zaman böyle yaptığını bildiği için hiç itiraz etmedi. Daha önce de bir kaç kez böyle akşamlar geçirmişlerdi. Evi arayıp gecikeceğini söyledi ve Kerem’in peşinden eve girdi.

Yemek hazır olana kadar biraz havadan sudan konuştular. Son zamanlarda Nusret bey ona her baktığında neden böyle bir şansa sahip olduğunu düşünüyordu. Önce ailesini kaybetmişti, yakında da sevdiği kadını kaybedecekti. Şimdi de kazanmış değildi ama ölüm başka bir şeydi. Bir çocuğu olacaktı ama bunu da belki hiç bilmeyecekti. Gerçekten de aile anlamında hiç şansı olmamıştı Kerem’in, önce en güzeli verilmiş, sonra sırayla elinden hepsi alınıvermişti. Neyse ki onun ağzından bu sözleri hiç duymamıştı. Ya farkında değildi ya da bunu kabullenecek kadar olgunlaşmıştı artık.

(devam edecek)

Yorum bırakın