Naci’ye çocuğu doğuracağını söyleyişinin ardından gelen bir ay boyunca gece gündüz düşündü. Bu çocuğu doğuracaksa eğer, hamileliğini onu istemediğini düşünerek veya umutsuzluk içinde geçiremezdi. Bu bebeği ile bu kadar yakın geçireceği bu özel süreç için haksızlık olurdu. Onu en yakından hissedeceği ve tüm dünyadan kendi bedenini tam siper ederek koruyabileceği bu aylarda ona sevildiğini hissettirmeliydi. O yüzden bir an önce kendini toparlaması, bir karar alması gerekiyordu. Naci geçen bir ay boyunca Semiha’yı neredeyse kıpırdatmadığı gibi, nereye yine neredeyse gitseler başının üzerinde getirip götürüyordu. Hamileliğin sıkıntıları, Naci’nin bu iflah olmaz yoğun ilgisi nefes almasını iyice engelliyor olsa da, asıl derdine çözüm aramak başını ağrıtmaya başlamıştı.
Hamileliğinin üçüncü ayı tamamlandığında dayanamayıp Nusret beyi aradı yine. Nusret bey Semiha’nın sesini hemen tanıdı. Tam da Kerem’in Dilek ile evlenme kararını vermiş olduğu günlere denk geldiğinden çok da umutlandı bu aramadan.
“Sizinle acil olarak konuşmam gerek!” dedi Semiha açar açmaz.
“Benim de seninle konuşmam gerek!” dedi Nusret bey.
En azından aynı şehirde yaşıyor olduklarını bildikleri için buluşmak için bir gün ve saat belirlediler. Naci o tarihte şehir dışında olacağından Semiha onsuz nefes alabileceği bir dönemde olacaktı. Hamileliği nedeni ile onu seyahatine dahil etmek istememişti. Nusret bey Semiha’nın evlendiğini biliyordu, eğer bu buluşma evliliğinden pişmanlığını ve Kerem’i özlediğini söyleyeceği bir buluşma olursa patronunu hemen Dilek’ten kurtarabilirdi. İkisi de buluşmadan önce neler söyleyeceklerini uzun uzun hesaplamış ve düşünmüşlerdi. Nusret bey Kerem’e özel bir aile işini halletmesi gerektiğini söylemişti. Ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, özel bir iş ifadesini kullandıklarında ikisi de birbirlerine hiç soru sormuyorlardı. Semiha’nın bulantıları daha hafiflediği için kendine biraz olsun gelebilmişti, biraz da kilo almaya başladığı için eskisinden daha sağlıklı görünüyordu ama bu sadece dış görünüşüne yansıyan bir hâldi.
“İyi görünüyorsun!” dedi Nusret bey, “Evlilik yaramış!”
“Teşekkür ederim!” dedi Semiha gülmeye çalışarak. Kısaca birbirlerine hâl hatır sorduktan sonra Kerem’in nasıl olduğunu sordu hemen.
“Sana kapılıp kendi zayıflıklarından zarar gördüğünü düşündüğü için hayatında sevebileceği son kadınla evlenmek istiyor!”
Semiha onun evleneceğini duyunca içinin burulmasının hiç hakkı olmadığını düşünse de, göğsünde bir yanma hissetmeye başladı. Sonuçta onu terk etmiş ve kendisi de evlenmişti. Sonra evli olmasının söyleyecekleri için daha iyi koşullar sağlayacağını düşündü hemen.
“Neden sevemeyeceğini düşünüyorsunuz, nikahta keramet vardır derler!” dedi sahte bir neşeyle.
“O halde sen neden buradasın ve hâlâ onu soruyorsun?”
Semiha’nın yüzünden bir gölge gelip geçti ama yine de Nusret beye açık vermek istemediği için toparlandı çabucak, “Başka bir konu yüzünden!”
“Sahi mi neymiş o başka konu? Şoföre mi ihtiyacınız oldu yoksa?”
“Lütfen!” dedi Semiha, alaycı kelimeler duyacak kadar güçlü değildi duyguları.
“Özür dilerim!” dedi Nusret bey, “Ama Kerem’in hâli beni gerçekten endişelendiriyor. Tamam seninle olamayacağını anladım ama hiç olmaması gereken biriyle neden oluyor ona bir anlam veremiyorum. Resmen bir acıyı bastırmak için daha büyük bir acıyı çağırıyor!”
Semiha sıkıntıyla iç geçirince, onun söyleyeceklerinin de pek hoş şeyler olmayacağını tahmin ettiği için susup onun yüzüne baktı.
“Ben hamileyim!” dedi Semiha bu sessizliği kullanarak.
“Yani?” dedi Nusret bey, onun evlendiğini zaten biliyordu, hamile olmasının onunla ne gibi bir ilgisi olabilirdi ki? Soru dolu gözlerle Semiha’nın yüzüne bakarak birden bire aklına geldi, “Yoksa?” dedi şaşkınlıkla, “Yoksa? Öyle mi?”
“Öyle olduğuna yüzde doksan beş eminim!”
“Nasıl?”
“Başka türlü olamaz çünkü, bu çocuk Naci’nin değil!”
“Ne yapmak istiyorsun?” dedi Nusret bey, işler iyice sarpa sarmışa benziyordu.
“Bu çocuğa hamile hiç kalmamam gerekiyordu ama kaldım. Doğuracağım ama onu büyütemem!”
“Anlamadım? Kocan çocuğun ondan olmadığını biliyor mu?”
“Hayır, bilmiyor tabi ki! O kendi çocuğu olduğunu sanıyor ama bu bir şeyi değiştirmez! Babası o olsaydı şimdi burada olmazdım ama babası Kerem!”
“Ona söylememi mi istiyorsun, başkasıyla evlendiğini ama ondan bir çocuk sahibi olacağını yani? Aslında buna çok sevineceğine eminim, belki o kadınla evlenmekten bile vazgeçer!”
“Hayır tam da aksine vazgeçmemesi gerekiyor!”
“Bak kızım! Başından beri seni gerçekten hiç anlayamıyorum. Aklının pek yerinde olmadığını düşündüğüm de çok oldu itiraf edeyim ki. Kerem sana bu kadar kapılmamış olsa bu da hiç umurumda olmaz ama ikinizin de ayrı ayrı aklınızı kaçırmış gibi tuhaf davranmanız artık benim yaşlı kalbimi yoruyor!”
“Size çok az insanın bildiği bir şeyi sadece bu defalık açıklayacağım Nusret bey, o zaman tüm davranışlarımın sebebini anlayacaksınız. Ancak bu konuda bir daha kesinlikle ama kesinlikle konuşmak istemiyorum. Sonra sizi neden buraya çağırdığımı açıklayacağım!”
“Tamam!” dedi Nusret bey çaresizce ellerini iki yana açarak, “Sonuçta buradayım değil mi?”
“Anlaştık o zaman. Bundan bir süre önce halsizliklerim çok arttığından bir doktora gittim ve bana çok nadir rastlanan bir hastalığın tanısı konuldu. Bu hastalık görünürde ciddi bir hasara yol açmıyor olsa da insan ömrünü kısaltan tuhaf bir süreç izliyor!”
“Ölmekten mi bahsediyorsun?” dedi Nusret bey, hiç beklemediği bu durum onu sarsmıştı.
“Evet ölmekten bahsediyorum, zamansız, apansız ölmekten! Kalbim bir anda duracak! Ama bu gün ama bir ay sonra, belki de yıllar sonra ama bir gün mutlaka!”
“Şaka mı bu? Ne biçim bir hastalıkmış bu?”
“Ender rastlanan bir hastalık işte!” dedi Semiha sıkıntıyla bunu kabullenmesi çok zor olmuştu hayatında. Ömrü hep bir anlıkmış gibi hissetmesine neden olan bir hastalıktı bu, iyi ve kötü yanı da buydu zaten. O an en iyisi olsun istese de, Naci gibi ona çok değer veren diğerlerini gözden çıkaramıyordu. Sadece kendi için yaşamak istese de olmuyordu bir türlü. Karnında bebeği varken bile ölebilirdi.
“Kocan biliyor mu?”
“Evet biliyor, yine de evlendi benimle, ona uzun süre yalvardım bunu yapmaması için. Bir çocuk sahibi olmamam gerektiğini de anlattım. Benimle ne yaşarsa yaşasın yarım kalacağına ikna etmeye çalıştım onu ama tam iki yıldır peşimi bırakmıyor ve bana kırılacak bir eşyaymışım gibi davranıyor. Benim aldığım her nefesi benden çok önemseyen birine ‘Hayır’ demek çok zor. Yaşamak istediğim o olmasa da Naci’nin yaptıklarına kayıtsız kalmam mümkün değil!”
“Seni gerçekten çok seviyor olmalı, hatta belki Kerem’den bile çok!”
“Bu insanların beni sevmeleri ve sevme şekilleri sadece kendilerine zarar verecek sonuçlar doğurabilir anlıyor musunuz? Kimsenin benden bir umudu, beklentisi olmamalı, hatta benim bile ama bunu kontrol edemiyorum maalesef!”
“Aman Tanrım!” dedi Nusret bey zihni az önce duyduğu şeyleri ancak idrak edebiliyordu.
“Şimdi anladınız mı beni?”
“Kendi anlarını en iyi şekilde yaşamak istediğini söyleyip kimsenin seni sevmemesi gerektiğini düşünmen çelişkili değil mi?” dedi Nusret bey onu duymamış gibi. Bir türlü zihni kabul etmiyordu karşısında bu kadar sağlıklı görünen bu kadının her an ölebileceğini.
“Bu benim meselem!” dedi Semiha kararlı bir sesle, “Sizinle bunu konuşmak için buluşmadım! Bu karnımdaki çocuk Kerem’in çocuğu. Hamile olduğumu öğrendiğimden beri bir doktora gitmedim henüz ama Naci beni çok zorluyor. Yakında cinsiyetini de öğreneceğiz. Bu çocuğu doğurabilecek kadar yaşasam bile ona annelik ne kadar yapabileceğimi hiç bilmiyorum. Ardımda bir çocuk bırakarak bu hayattan ayrılmanın düşüncesi bile mahvediyor.”
(devam edecek)