Kerem’in tek çekincesi evlat edinmeyi kabul ederse bunun anlamının, Dilek ile yollarını ayırmayacaklarını da kabul etmiş sayılacağıydı. Çocuğa karşı değildi ama bunu düşünmesi gerekiyordu. Bunu tartmak için de acele etmeden bir flört ya da sözlülük dönemi geçirmelerinde fayda görmüştü. Eğer Dilek samimi bir şekilde anne olmak istiyorsa o çocuğa ömür boyu aile olmaları gerekirdi.
Diğer tarafta balayından döndükten yaklaşık bir ay sonra, Semiha ile Naci evliliklerinin birinci ayını kutlamak için yemeğe çıkmışlardı. Semiha o gün kendini pek iyi hissetmiyor olsa da, Naci’nin ısrarına dayanamadığı için kabul etmişti. Sabah kalktığından beri midesi kötüydü ve hiç hali yoktu. Naciye hasta olduğunu söyleyip, onun ortalığı ayağa kaldırışına şahitlik etmektense, yemeğe gitmek daha kolay gelmişti. Birinci ay kutlamaları için Naci’nin seçtiği yer ocak başı olan bir et lokantasıydı. Normalde ikisi de ocak başı sevdikleri için böyle bir yer seçmişti. Daha kapıdan girer girmez içerideki yoğun et kokusu burnuna dolunca midesi ayaklandı ama Naci anlamasın diye başını öbür tarafa çevirip bastırmaya çalıştı. Garson onlar için ayırtılan masaya eşlik edip gittikten sonra yüz yüze bakacakları için o ana kadar midesini sakinleştirmesi gerekiyordu ama maalesef ocaktan yükselen duman da işin içine girince daha yerine oturur oturmaz eliyle ağzını kapadı ve Naci’nin bir şey söylemesine fırsat kalmadan tuvalet yazan kapıya doğru koşmaya başladı. Neye uğradığını şaşıran Naci onun peşinden koşup, diğer kadınlara aldırmadan kadınlar tuvaletine dalmıştı. Semiha daha kapıyı kapatamadan kusmaya başladığı için Naci’nin arkasından geldiğinin farkında değildi. Midesini boşaltıp kafasını zar zor kaldırınca arkasına peçete uzatan Naci’yi görünce gülse mi, ağlasa mı bilemedi.
“Neyin var bir şey mi dokundu, üşüttün mü yoksa?” dedi Naci hayıflanan bir anne gibi, “Hiç kendine dikkat etmiyorsun gerçekten!”
Kendini iyice nefessiz hisseden Semiha bir kez daha öğürüp başını yeniden klozete çevirdi. Bir süre daha kustuktan sonra Naci’nin desteği ile zorla doğruldu ama başı döndüğü için yürüyemeden onun üzerine doğru yığıldı. Naci onun bembeyaz olmuş yüzünü görür görmez, kucakladığı gibi fırladı tuvaletten ve kucağında Semiha ile masaların arasından geçerek kapıya ulaştı. O bu haldeyken araba sürmek istemediği için, tuvaletten çıkar çıkmaz tüm restoranın bakışlarına aldırmadan, “Taksi çağırın!” diye bağırmaya başlamıştı bile, insanlar onun neden bir ambulans yerine taksi çağırmak istediğini anlayamasalar da o kendince taksinin ambulanstan daha hızlı geleceğini hesaplamıştı. Garsonlardan biri Semiha’nın masada kalan çantasını peşlerinden yetiştirdiğinde taksi yeni gelmişti En yakın hastanenin aciline yine Semiha kucağında ve bağırarak girdiğinde Semiha arabanın sarsıntısından yeniden kusmak üzereydi. Ayrıca Naci onu kolları ile fazla sıktığından iyice havasız kalmış ve bunalmıştı.
Bir saat sonra Naci baba olacağını söyleyen doktorun suratına bir kaç saniye şaşkın şaşkın baktıktan sonra tüm acili sevinç çığlıklarına boğacaktı. Korunuyor olmalarına rağmen bir kaza olmuştu demek ki! Naci’nin asıl sevindiği bir çocuk sahibi olmaya Semiha’yı asla ikna edemezken, çocuğun kendiliğinden rahme düşmüş olmasıydı.
“Bu bir kader!” diyordu zıplaya zıplaya, Semiha’nın yaşadığı şokun farkında bile değildi!
Semiha Kerem ile birlikte oldukları gece öyle bir şey beklemediği için korunmamıştı. Birbirlerinden o kadar etkilenmişler ve her şey o kadar kendiliğinden olmuştu ki Kerem’de böyle bir şeyi aklına getirmemişti. Zaten kadınlarla o kadar kolay birlikte olmadığı için tedbirli dolaşmak gibi bir alışkanlığı yoktu. Naci ile birlikte oldukları tek bir kere bile korunmadıkları olmamıştı. Sadece o gece korunmayı akıl etmediklerine göre çocuk Naci’den değildi. Onun da ötesinde Semiha kesinlikle anne olmak istemiyordu. Bunu bir çocuğa yapmak ona göre yapılacak en büyük haksızlıklardan biriydi. O kadar şaşkındı ve korkmuştu ki, Naci’nin sevincini bile görecek hâli olmadan sedyede öylece yatıyordu. Sonunda biraz toparlanıp, “Naci bunu yapamayız!” dedi acıyla, “Lütfen anlamaya çalış, bir çocuk doğuramam ben!”
“Aşkım biliyorum, istemediğini biliyorum. Haksızsın demiyorum ama bak bu çocuk kendiliğinden gelen bir çocuk değil mi? Yani o bir hediye!”
“Hayır! Hayır! Hediye falan değil, bu bir kaza Naci!” dedi Semiha inleyerek, bir çocuk sahibi olmama kararı almak çok kolaydı ama rahmine çoktan yerleşmiş bir çocuğun hayatına son verme düşüncesi içini parçalıyordu. Naci o gece bir hafta düşünmesi için ona yalvardı. Bu çocuk şansını kendi yaratmıştı. Her şeye rağmen dünyaya gelmeye can atıyordu belli ki ve Naci onun babası olmayı her şeyden çok istiyordu.
Semiha çocuğun ondan olmadığını söylemek isterdi ama Naci gibi bir adamı üzmek o kadar zordu ki sesini çıkaramadı ve bir hafta düşüneceğine ama bunun çocuğu kabul edeceği anlamına gelmeyeceğini bastıra bastıra söyledi. Bu bir hafta boyunca da Naci asla bu konudan bahsetmeyecek ve bir imada bulunmayacaktı. Naci onun istediği gibi yapacağına defalarca yemin etti. Hatta istemiyorsa o bir hafta onun gözüne bile gözükmeyecekti.
Semiha’nın kafası çok karışmıştı. Birlikte olamasalar bile Kerem’in bir parçasını içinde taşıdığını düşünmek onu çok etkiliyordu ama öte yandan bu çocuğu dünyaya getirmek çok büyük haksızlıktı. Hem Naci’ye, hem de çocuğa. Öte yandan Naci bu çocuğu o kadar çok istiyordu ki, biyolojik babası olmasa bile onu en iyi şekilde büyüteceğinden ve hiç bir şeyi esirgemeyeceğinden hiç şüphesi yoktu. Onun bir çocuk istediğini söylemesine alışıktı ama o gece hastanedeki tepkisi bunun öylesine söylenmediğini açıkça gösteriyordu. Naci gerçekten güçlü bir şekilde baba olmak istiyordu ve buna rağmen onunla evlenmişti. Bu bile onu ne kadar çok sevdiğinin göstergesiydi zaten. Kendini bir anne olarak düşününce içinde tatlı bir bahar meltemi esmeye başlamıştı ama bunun hormonları ile ilgili olduğuna ve bir çocuk sahibi olmaması gerektiğinde aslında emindi. Annelik bu aşamada hormonların tetiklediği bir his olmalıydı. Vücut ister istemez, bir başka canlının sorumluluğunu alabilmesi için hormonları ile onu tetikliyordu. Ancak hormonlarının bilmediği ve Semiha’nın bildiği bir şeyler vardı ki, çocuk sahibi olmamalıydı.
Bir haftanın sonunda konuşacakları akşam Naci o kararını söylemeden önce bir şeyler söylemek istediğini söyledi. Onun kararını değiştirmemek için bir haftadır susmuştu ama şimdi söyleyeceklerini o kararını açıklamadan önce söylemesi gerekiyordu.
“Kimse yatağa giderken, ertesi gün uyanamayacağını düşünmez ama dünya üzerinde uykusunda ölen bir çok insan var. Akşam eve dönebileceğimizin bile garantisi yok biliyorsun. Her kim olursak olalım, hayatın bir sonraki hamlesini bilmiyoruz. Hayat bizden ömrümüzün geri kalanı da dahil bir şeyleri alacak bile olsa, vermekten de çekinmiyor. Bizim, senin ne istediğine aldırmadan bu çocuğu bize vermişken, onu istemiyoruz demek kibir olmaz mı?”
Semiha onun gözlerine baktı bir süre, elinde olmadan yanaklarından bir kaç damlayıp döküldüğü için Naci uzanıp sildi bu göz yaşlarını, “Seni anladığımı biliyorsun ama bu çocuğun yaşama şansını elinden alma sorumluluğunu üstlenemediğim gibi, onun babası olmak için yanıp tutuşuyorum!”
“Tamam!” dedi yutkunarak Semiha, daha der demez pişman oldu ama laf ağzından çıkar çıkmaz Naci hastanedekinden bile coşkulu bir tepkiye başlayınca geri adım atamadı bir türlü ve çocuğun doğması için onayı vermiş bulundu. Sabaha kadar pişmanlık içinde dönüp dursa da, Naci’ye bir kez “evet” dediği için geri çekilmesine asla izin vermeyeceğini biliyordu artık. Onun normal ısrarları ile baş edemezken bu konuda üzerine gelişleri ile baş edecek mecali bile yoktu zaten.
“Ne yapacağım?” diye sordu günlerce kendine, “Ben şimdi ne yapacağım çocuk söylesene?”
(devam edecek)