Yokluğum – Bölüm 8

Naci ve Semiha’nın nikahlarından bir gün önce, Semiha içinde bir türlü söndüremediği Kerem aşkını biraz olsun bastırabilmek için Nusret beyin telefonunu buldu rehberinden. Bir süre kararsız halde ismi seyrettikten sonra aradı.

“Merhaba Nusret bey, Semiha ben! Umarın onunla değilsinizdir!”

“Semiha? Merhaba hayır Kerem ile birlikte değilim! Nasılsın?”

“İyiyim, evleniyorum. Söylemiştim ya size?”

“Mutlu olursun umarım!” dedi Nusret bey ama sesindeki hayal kırıklığını gizleyemedi. Kerem o kadar üzgündü ki hâlâ onun sesini duyunca yeniden görüşmeye karar verdiğini söyleyecek sanmıştı.

“Umarım!” dedi Semiha, “O nasıl?”

“Çok mutsuz. Bir türlü kabullenemedi çekip gidişini! İki gün bir insanı nasıl bu hâle getirebilir anlamıyorum!”

“Unutacaktır. Ben de etkisindeyim niye yalan söyleyeyim ama ikimiz için de doğru olan şimdi yaşananlar!”

“Madem sen de onu düşünüyorsun, neden yapıyorsun bu evliliği ya da neden dürüstçe onunla konuşmuyorsun?”

“Konuşmak mı?” dedi Semiha hayret dolu bir sesle, “Onunla yeniden konuşmayı göze alırsam nasıl vazgeçeceğim söylesenize!”

“Neden vazgeçmen gerekiyor? başın bela da mı? Sana yardım edebilirim belki. Bana gerçeği söylersen eğer!”

“Verdiğim sözden dönemem! Evlendiğim adam çok iyi bir insan! Onu üzmek istemiyorum!”

“Peki ya sen? Peki ya Kerem?”

“Şimdi üzülmek sonra üzülmekten iyidir! Ben sizi yine ararım. Lütfen aradığımdan ona bahsetmeyin. Bu geçici bir numara, o yüzden beni arayamaya çalışmayın! Sesinizi duyduğuma sevindim!” diyerek kapattı Semiha. Kapatırken sesinin titrediğini fark etmişti Nusret bey. Ağlamak üzere olan bir kadının sesini tanıyacak kadar uzun yaşamıştı.

Bir taraftan bu gizemli kadının Kerem’den uzak olmasının iyi olduğuna inanmak istese de, öte yandan her ikisinin de acı çekerek ayrı kalmalarına gönlü razı olmuyordu. Belli ki ikisi birbirlerine bir ömürde rastlanmayacak kadar çok yakın hissetmişlerdi. Çok az insan böyle bir şans yakalardı. Kerem’i tanıyordu, yaşadığı hoşlanma değildi delikanlının. Sırılsıklam aşık olmuştu Semiha’ya.

Şirketin uzun süredir ortak iş yaptığı şirketlerden biri iflasın eşiğine gelmişti. Kerem uzun süre birlikte çalıştıkları Sami beyin dişiyle tırnağı ile kurduğu şirketinin bu noktaya gelmesinden ne kadar üzgün olduğunu görebiliyordu. Kerem’in ailesine ait şirkete de oldukça yüksek miktarda borcu vardı. Kerem şirketin borçlarına karşılık, Sami beyin şirketini satın alma teklifi ile gittiğinde, adamcağız ne diyeceğini bilememişti. Kerem’in şirketi açısından o şirketle yaptıkları işler oldukça verimli sonuçlar veriyordu. Giderlerin yükselmesi ve şirket içi hatalı stratejiler yüzünden iflas etmesi Kerem’in şirketinin de işine gelmiyordu. Borçlara karşılık o şirketi ele geçirdiklerinde eskisinden çok daha verimli işler yapabilmek için ortak düzenlemeler sağlamak mümkün olacaktı. İflasın eşiğinde olmasına rağmen yine de şirketini satmak Sami beye çok zor geliyordu. Öyle bir noktaya gelmişti ki bir süre önce Kerem’e tek evladı Dilek ile evlenmesi için teklifte bulunmuştu. Kerem’i uzun süredir tanıyor ve seviyordu. Kerem, kızı ile evlenirse hiç değilse kendi şirketlerinden pay sahibi olabilirdi. Kızına bir şey bırakmadan iflas ederek bu dünyadan ayrılmak istemiyordu.

Semiha ile tanışmadan yaklaşık üç ay önce yapılan bu teklif için Kerem bir yorumda bulunmamıştı. Hayatının en zor günlerinden birini yaşayan adamın yüzüne bakarak, “Ben sizin kızınızla evlenmek istemiyorum!” demek zor gelmişti. Sessizliğinden Sami beyin ne demek istediğini anlayacağından emindi ama Sami bey son konuşmalarında bir süre düşünmesi için bekleyeceğini söyleyince zamana bırakmayı tercih etmişti.

Nusret bey yine koruma iç güdüsüyle Dilek’i biraz araştırmış ama Kerem için hiç uygun olmadığı sonucuna varmıştı. Camiada şımarıklığı ile tanınan bir kızdı. Lükse düşkündü ve başına buyruk yaşamayı seviyordu. Üniversiteyi zorla bitirdiği için babasının şirketinde sözde yönetici olarak görev yapıyor gözüküyordu ama sosyal hayatının zenginliğinden neredeyse hiç gelmiyordu işe. Sami bey muhtemelen kızının şirketteki görevi üzerinden kendi şirketini yine kendisi yöneterek kendini tatmin etmek istiyordu. Kerem’in Dilek ile hiç görüşmeden bu teklifi düşünmüyor olması içini rahatlattığı için kız hakkında öğrendiği her şeyi ona anlatmaya gerek görmemişti.

Sami beyin kızı dışında Kerem ile evlenme hayali kuran pek çok genç kadın vardı. Kerem’in yaşadığı acılardan sonra içine kapalı bir yaşam seçmiş olması Nusret beyi üzüyordu ama gerçekten etraflarında Kerem’i mutlu edecek bir gelin adayı da göremiyordu. Semiha ile kısa da olsa vakit geçirdikten ve Kerem’in onun yanında nasıl da hayata yeni gelmiş gibi coşkulu ve sevgi dolu olduğunu görünce ikisinin yapabileceğini düşünmüştü. Semiha’nın kendini saklama isteği onu rahatsız etse de, döndüklerinde onu iyice araştırabileceğine kanaat getirmişti. Ancak Semiha onun beklediğinin aksine gizemini koruyarak, Kerem’den kaçıp gitmeyi uygun görmüş, şimdi de evlenmek üzere olduğunu söylüyordu. Bunun anlamı bundan sonra Kerem için herhangi bir umut kalmadığıydı zaten. Belki onun evlendiğini bilse daha kolay umudunu keserdi bilemiyordu ama o da söz verdiği gibi Kerem’e onunla konuştuğundan bahsetmeyecekti. Semiha’nın konuşmalarından mecburi bir evlilik yaptığını hissettiği ve sesinde herhangi bir mutluluk cıvıltısı duymadığı için de üzülmüştü. İnsanlar bazen istemedikleri evlilikler yapıp, ömür boyu mutsuzluğa razı olabiliyorlardı. Kerem zengin bir adam olmasa, diğer adamla parasına mecbur olduğundan evlendiğini düşünebilirdi ama Kerem gerçekten varlıklı bir gençti. Semiha’nın nedeni ne olursa olsun, yakında evli bir kadın olacaktı ve Nusret bey artık ona Kerem ile ilgili bir şey söylemeyecekti, tabi bir kez daha aramayı seçerse. Geçici bir numaradan araması bile tuhaf ve gizemliydi. Bu kadar çekindiğine göre kocası ya çok kıskanç ya da belalı bir adam olmalıydı.

Naci’nin planladığı tüm ritüeller tamamlandıktan sonra eve gidip üstlerini değiştirdiler ve balaylarını geçirecekleri yere ulaşmak için havaalanına gittiklerinde Semiha yorgunluğunu bahane ederek sessizleşmişti. Naci onun kendi içine kaçışlarına alışkın olduğundan yeni evli bir kadın mutluluğuna sahip olmayışını sorgulamadı. Biliyordu onun zihninden geçenleri tahmin edebilecek kadar çok vakit geçirmişti onunla. Semiha ne kadar uzak durursa dursun o daima yakınında kalmıştı. Onu anlıyordu ama vazgeçmiyordu yine de. On günlük balayı boyunca ikisi de en azından dinlenecek ve sakin vakitler geçireceklerdi. Tuttuğu yerin hemen önünde denize açılan bir havuz vardı. Semiha’nın suyu ne kadar sevdiğini biliyordu. Bütün vaktini o suyun içinde veya yanında geçirmek isteyecekti.

Tam tahmin ettiği gibi kalacakları yeri görünce Semiha bir sevinç çığlığı attı.

“Naci sen nasıl bir adamsın!” dedi minnettarlıkla, “Neden beni bu kadar şımartıyorsun, neden biraz da kendin mutlu olmaya çalışmıyorsun?”

“Ben seninle mutluyum zaten, seni mutlu görünce daha da mutluyum!” dedi Naci onun alnından öperek.

On gün boyunca hayatlarının en güzel tatillerinden birini geçirdiler. Kaldıkları yer Naci’nin tahmin ettiği gibi Semiha’nın ruhuna ilaç gibi geldi ama romantik bir tatil için her şeyin düşünüldüğü bu yerde Kerem ile olma hayaline de karşı koyamadı. Naci balayında oldukları için normal hayat akışlarının dışında bir şeyler için onu zorlamadığından sessizce içine dönüp, hayallere dalma fırsatını bolca yakaladı.

Artık evli bir kadındı. Hiç istememiş olsa bile Naci’ye bu kadarını borçlu olduğunu bildiği için tatil boyunca onun yüzüne her baktığında gülümsedi. Fazlasını hakkediyordu, kalbini doldurmayı hakkediyordu ama başından beri ona bunun olmaması gerektiğini ve olmayacağını söylemiş, Naci kendi kalbini kontrol etmemeyi seçmişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın