Yokluğum – Bölüm 7

“O hayatım boyunca karşıma çıkmasını beklediğim kadın inan bana! Kimsenin yakında kendimi bu kadar rahat ve mutlu hissetmemiştim daha önce!” dedi Kerem üzgün bir sesle.

Nusret bey ona nasıl bir teselli vermesi gerektiğinden emin değildi ama bir şekilde onun içini soğutacak cümleler arıyordu zihninden, “Birbirinizi hiç tanımıyorsunuz henüz, bu sadece bahardan olabilir!” deyiverdi çaresizce.

“Bahardan mı?” dedi Kerem gülerek, “Hayatımın ilk baharını yaşamıyorum öyle değil mi?”

“Bir bakıma evet, bir bakıma hayır!” diye yanıtladı Nusret bey, onu toplantının yapılacağı yere bıraktıktan sonra pansiyona dönüp mesajını ileteceğini söyledi. Bakalım Semiha’nın veda etmeden gittiğini duyunca ne tepki verecekti.

Kerem için toplantı bitmek bilmedi o gün, öğle arasında Nusret beyi arayıp mesajını iletip iletmediğini sordu.

“İletmek için pansiyona gittim!” dedi Nusret bey, “Ancak ne yazık ki sabah ayrıldığını söylediler!”

“Ayrılmak mı?” dedi Kerem şaşkın şaşkın.

“Evet, erkenden gitmiş!”

“Nereye gittiğini sormadın mı?”

“Evine gitmiş sanırım!”

“Anlamıyorum, veda etmeden çekip gitmiş mi öylece!” dedi Kerem sesinde hayal kırıklığı o kadar net duyuluyordu ki, Nusret beyin canı ondan çok sıkıldı, “Bir not bile bırakmamış mı?”

“Hayır sordum, not falan yok! Öylece çıkıp gitmiş!”

“Belki geri gelecektir ya da pansiyonu beğenmediği için başka bir yere geçmiştir olamaz mı? Sergi salonuna gidip bilgi alabilir misin lütfen. Onlar biliyorlardır nasıl ulaşacağımızı? Telefonunu almadığıma inanamıyorum! Şimdi kapatmam gerek, haber bekliyorum, mesaj yaz bana!” diyerek kapattı Kerem telefonu ama dikkatini toplantıya veremedi Nusret beyden haber gelene kadar. Nusret bey sergi salonuna gitse bile Semiha’nın ona ulaşmalarını istemediği bildiği için bilgi alamadığını söylemek zorundaydı. Bir saat oyalandıktan sonra Kerem’e, bilgi alamadığını ama serginin sona erdiğini söyledi. Salon birlikte iş yaptığı kişilerin bilgilerini kimseyle paylaşmıyordu. Yakında ortak başka bir sergi çalışmaları da olmayacaktı. Bu düzenleme senede bir kere yapılıyordu ancak.

Kerem, Nusret beyin mesajını okuyunca iyice çaresiz hissetti. Telefonundan internete girerek Semiha’nın adını arattı ama herhangi bir sosyal medya hesabı ya da başka bir bilgiye rastlayamadı. Bir kaç tane eski sergi duyurusundan başka bir şey yoktu.

“Nereye gittin böyle birden bire?” diye mırıldandı içinden. Sonra bir önceki geceyi düşünmeye başladı, acaba onu böyle bir anda kaçmaya zorlayacak bir şey mi yapıp söylemişti farkında olmadan. Geceyi birlikte bile geçirmemişlerdi. Güzel bir sohbetin arkasından mutlukla ayrılmışlardı birbirlerinden.

Nusret bey onu toplantıdan almaya geldiğinde Kerem’in yüzünden günü zor tamamladığını anladı.

“Belki de tek gecelikti onun için!” dedi umursamamaya çalışarak.

“Tek gecelik mi?” dedi Kerem yine şaşkınlıkla, “Bu nasıl olabilir, o da benim kadar mutlu gözüküyordu. Benimle aynı şeyleri hissettiğini anlamamak zor değildi ki, sen de gördün ikimizi değil mi? İnternetten de aradım ama hiç bir şey bulamadım!”

“Eğer kader sizi burada karşılaştırdıysa ve bu yaşadığınızın bir devamı olacaksa, nasılsa yine karşılaşırsınız. Siz isteseniz de, istemeseniz de!”

“Buna inanıyor musun sahiden?” dedi Kerem bir umuda tutunma ihtiyacı ile.

“Tabi inanıyorum, hayatta hiç bir şey tesadüf olamaz öyle değil mi?”

“Umarım haklısınızdır” dedi Kerem ama o gece boyunca internetten bilgi aramaya devam etti Semiha hakkında ama hiç bir şey bulamadı ve ertesi sabah çaresizlik hissederek ayrıldılar otelden.

Kerem’in hayal kırıklığı her geçen dakika daha da arttığı için yol boyunca sessizliğini korudu. Nusret bey de onu rahatsız etmemek için yola odaklandı.

Aynı saatlerde Naci, işe gitmeden önce Semiha’nın odasına uğramış ve akşam için özel bir yerde yer ayırttığını müjdeliyordu. Semiha onun halinden akşam konunun evlilik tarihini kesinleştirme olduğunu zaten anladı bir şey söylemedi. O gittikten sonra başını yastığına gömüp uzun uzun ağladı. Kerem’i hiç tanımamış olsa mı daha iyi olurdu, yoksa en azından onun gibi birinin varlığını bilip, kısa bir süre yaşama şansı elde ettiği için mutlu mu olmalıydı karar veremiyordu.

Akşam beklediği gibi Naci evlilik için artık beklemek istemediğini söyledi. Ona hediye olarak çok zarif bir kolye almıştı.

“Neden böyle bir kumar oynuyorsun?” dedi Semiha çaresizce, “Bunu daha önce de konuştuk biliyorsun. Evlenmek zorunda değiliz, bir yere gitmiyorum işte!”

“Karım olmanı istiyorum, bunda anlamayacak ne var Semiha. Seni gelinlikle görmek istiyorum, çocuk istiyorum senden!”

“Bu haksızlık olmaz mı o çocuğa da?”

“Lütfen bu kadar karamsar olmayı bırak artık. Rahat ve mutlu olman için her zaman çalışacağım. Kendini sürekli sonlara odaklamayı bırakmalısın. Hayat böyle yaşanmaz biliyorsun!”

“Bir sona odaklı yaşamıyorum zaten, günümü gün ediyorum farkında değil misin? Bak bir seyahatten yeni geldim!”

Naci parmağını hafifçe onun alnına vurdu bir kaç kez, “Burada olan söylediğin değil. Seni tanıyorum küçük hanım beni kandıramazsın. Sabah nüfus kağıdını bana ver. Zaten birlikte yaşıyoruz, sadece bir kağıda imza atacaksın hepsi bu! Kaçacak bir şey yok bu kadar!”

“Tamam!” dedi Semiha çaresizce, “Onu uzun süredir vazgeçirmeye çalışsa da olmamıştı. Ona o kadar borçluydu ki, üzülmesini asla istemiyordu. Naci olmasa belki de hayatını bu kadar iyi yaşayamazdı ama fiziksel olarak iyi olan bir yaşamın, yaşadığı iki günün yanında değerini sorguluyordu beyni. Bir yandan da Naci’yi daha iyi anladığı için onun yarım kalmasını istemiyordu içten içe. Böyle borcunu ödeyebilirdi belki. Ertesi sabah Naci nüfus kağıdını alıp gitti. İleri bir tarih almayacağı da kesindi.

Akşam heyecanla gelip, on gün sonrası için gün aldığını, hızlıca nikahlarını yapıp, hemen yurt dışına uçacaklarını söyledi. Kimseyi çağırmayacaklar, kimseye haber vermeyeceklerdi. Balayı yeri şimdilik sürprizdi ama sıcak bir yerdi.

“Git alış veriş yap kendine!” dedi onu yanağından öperek, “Gelinlik için yarın gideriz!”

“Kısacık bir nikah için bari gelinlik almayalım, beyaz bir elbise yeter!” dedi Semiha.

“Delirdin mi, bir fotoğrafçı ile anlaştım. Anı biriktirmemi de engelleyecek değilsin herhalde!”

“Peki tamam!” dedi Semiha gülerek, “Her şeyi abartarak yaşamayı seviyordu Naci, bir çocuk gibi heyecanlı ve mutlu oluşu etkilemişti onu. On gün sonra karı koca olacak olmalarından o kadar mutluydu ki, başka bir şey söylememeye karar verdi nikaha kadar. Onun yerinde Kerem olsa “Nasıl davranırdım?” diye soruyordu bir yandan kendine. Çok daha zor olurdu herhalde. Çok daha fazla ikilem ve acı çekerdi muhtemelen. Her şey olması gerektiği gibiydi belki de, zorlaştırmaya gerek yoktu o yüzden.

Ertesi gün Naci onu şehrin en pahalı gelinlikçilerinden birine götürüp, kısacık bir zaman için oldukça gösterişli bir gelinlik siparişi verdi. Gelinlik gerçekten o kadar güzeldi ki, Semiha itiraz edecek gücü kendinde bulamadı giyince. Sonra gidip kendilerine birer yüzük aldılar. En azından onların sade olmasına ikna oldu Naci. Kendisi de sürekli takacağı için kalın veya gösterişli bir yüzükle rahat edemezdi. Balayı için seçtiği yeri hâlâ söylememişti. On gün kalacakları, sıcak ve denizi olan bir yerdi sadece. Semiha alışverişini ona göre yapıp, valizini de ona göre hazırlamalıydı. Harika bir tatil olacaktı ikisi içinde, Semiha’nın orada kendini yenilenmiş hissedeceğinden hiç şüphesi yoktu Naci’nin. Bütün vakitlerini birbirlerini sevmek için ayıracaklardı. Unutulmaz olmasını istiyordu ikisi içinde. Her detayı düşünüyor, hiç bir masraftan kaçınmıyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın