Yarın sabah buradan ayrılırken büyük bir parçasının burada kalacağının habercisi yürek sızını bastırmaya çalışırken geldi Kerem. Elindeki güzel leylak buketini görünce Semiha çocukluğunu hatırladı birden. Oturdukları evin bahçesindeki leylak ağacından her bahar sabahı leylak koparıp, bir su bardağına koyardı babası. Bir kaç gün sonra mor leylağın rengi koyulaşıp, minik çiçeklerini tek tek masaya dökmeye başladığında bir yenisini getirirdi. Bir tur beyaz, bir tur mor açan leylak ağacından getirdiği için Kerem’in kucağında mor ve beyaz leylaklardan oluşan bu sade buket babasından gelmiş gibi hissetmişti bir an için. Birbirlerini biraz daha yakından tanımış olmanın rahatlığı ile süslenen güzel bir akşam geçirdiler yeniden. Geç saate kadar sahilde kaldıkları için Semiha yorgunluğunu bahane ederek kendi pansiyonuna geçti o gece. Sanki sözsüz bir iletişim içindelermiş gibi ertesi güne dair bir plan yapmadan ayrıldılar pansiyonun önünden.
Nusret bey hemen yan odada olduğundan Kerem’in döndüğüne dair tıkırtıları duyunca baktı saatine. Ertesi gün toplantı devam edecek ve sonraki gün ayrılacaklardı otelden. Kerem ertesi gün daha erken çıkması gerektiğine dair bir mesaj gönderdi uyumadan. Semiha’nın telefonunu almadığı için sabah pansiyona uğrayıp akşama görüşebileceklerini hatırlatmasını istiyordu şoföründen. Nusret bey mesajı okuduktan sonra onun tek başına döndüğünü anlamış ama uykusu dağıldığı için bir iki saat dönüp durduktan sonra kalkmıştı yataktan. Gün doğalı neredeyse yarım saat olduğundan kahvaltı için henüz çok erken bir saattelerdi. Kerem’in kalkmasına daha bir saat olduğu için dışarı çıkıp taze sabahı solumak istedi. Otelin dışına çıkıp ne yöne gitmesi gerektiğini düşünürken, ayakları hesapsız bir şekilde Semiha’nın pansiyonuna sürükledi onu. Saatin erken olduğunu biliyordu, şimdi uğrayıp patronun mesajını verecek değildi aslında ama yine de serinliği içine çekerek o tarafa meyletti. Uzaktan pansiyonun bahçe duvarından sarkarak, meraklı çocuklar gibi yola eğilmiş dalları fark etti hemen. Bahçenin mahremiyetini yeşil bir duvarla koruyan bu dallar hoşuna gitmişti daha önce geldiklerinde de, henüz ancak tomurcuklanmış olsalar da bir süre sonra yemyeşil ve çiçeklerle dolu olacaklarını hayal etti. Koca bir buket gibi sokağa sarkmaları şimdiki hallerinden muhtemelen daha güzel görünüyor olmalıydı. Elleri cebinde keyifle dallara bakarak yürürken, pansiyonun önünde gelip bir taksi durdu. Bir kaç dakika sonra da Semiha küçük valizini sürükleyerek çıktı dışarı. Kerem’in söylediklerinin ardından, gördüğü bu manzarayı doğru anlıyorsa, Semiha veda etmeden gitmeye karar vermişti. Kendini belli edip etmemesi gerektiğinin tereddüdünü yaşarken Semiha da onu fark etti.
“Ayrılıyor musunuz?” dedi şaşkınlığını saklamadan Nusret bey.
“Her güzel şeyin bir sonu var öyle değil mi?” diye yanıtladı Semiha, yakalandığı için mutlu olmamıştı ama gitmesi gerektiğinden emindi.
“Evet maalesef. Kerem için zor bir son olacak sanırım, bu akşam sizi görmeyi planlıyordu!”
“Ona bu sabah ayrılacağımdan bahsetmedim. Sizinle karşılaştığımıza göre vedamı iletirsiniz sanırım. Bu güzel iki gün için çok teşekkür ediyorum!”
“Hepsi o kadar mı?” dedi Nusret bey, “Belki arayıp konuşmak istersiniz!”
“Hayır!” dedi Semiha net bir ifade ile “Bundan sonra görüşeceğimizi sanmıyorum!” bunu söylerken elinde olmadan gözleri dolunca Nusret bey onun da bu ayrılığa istekli olmadığını anladı ama neden bu şekilde kaçtığına bir anlam veremedi.
“O sizi iki günlük bir arkadaşlık gibi görmüyor bildiğim kadarıyla!”
“Biliyorum. Ben de onu öyle görmek istemezdim ama ne yazık ki gitmeliyim! Siz ona çok yakınsınız, lütfen ona çok iyi bakın. O hayatımda bende bu kadar yoğun iz bırakan çok az insandan biri!” derken artık yaşlar yanaklarından akıyordu.
“Neden? Bu kaçış niye?”
“Böyle olması gerekiyor inanın bana. Keşke başka şartlar altında yaşansaydı tüm bunlar ama maalesef fazlası mümkün değil bundan sonra!”
“Evli değilim demiştiniz!”
“Değilim ama olacağım. Keşke ona hissettiklerim gibi hissediyor olsaydım ve bu iki gün hiç yaşanmasaydı demek isterdim ama bir yandan da pişman değilim aslında!”
“Sevmediğiniz biri ile evlenmek ne kadar doğru, belki de kader size bu seyahatte bunu göstermek istemiştir!” dedi Nusret bey son bir çabayla. Kerem’i ilk defa bu kadar mutlu görmüştü. Herhangi bir açıklama yapmadan giden bu kadını hiç unutamayacaktı muhtemelen, bu vedasızlık de bu unutamayışı maalesef besleyecek ve onu aramasına neden olacaktı!”
“Evlenmeyecek olsam da ben onun için doğru kişi değilim Nusret bey. Bilmek istiyorsanız bu iki günde nasıl olduysa ona aşık oldum gerçekten. Hayatımda kimseye hissetmediğim tuhaf bir tanıdıklık var aramızda. “
“Numaranızı verin hiç değilse!”
“Maalesef veremem ama izniniz olursa ben sizin telefonunuz alayım ve arada sırada onun hakkında sormak için arayayım olmaz mı? Benim için de zor bir ayrılık olacak. Ancak lütfen bu sabah beni gördüğünüzden ve bu konuştuklarımızdan ona asla bahsetmeyin. Lütfen!”
“Umarım fikrinizi değiştirirsiniz!” dedi Nusret bey ona telefonu numarası yazan kartını uzatırken.
“Sanmıyorum!” diyerek veda edip taksiye bindi Semiha, gara vardıklarında göz yaşları sel olmuştu neredeyse.
“Hoşça kal güzel adam!” diye mırıldandı kendi kendine, “Seni tanımış olduğum için bile şanslı sayılırım, iki gün seni yaşamak bu hayattan aldığım en güzel tatlardan biriydi!”
Otobüsten indiğinde Naci ona kocaman bir buket hazırlatmış bekliyordu. O kadar güzel ve gösterişli bir buketti ki, iyi giyimli ve yakışıklı bu adamın bu güzel buketle beklediği kadının kim olduğunu herkes merak ediyordu. Semiha otobüsten inmeden onu fark ettiği için derin bir nefes almak zorunda kaldı. İşte yine başlıyorlardı, Naci o daha merdivenlerden iner inmez koşup yanına geldi, belinden çekip ona tek koluyla sıkıca sarıldı ve boynuna bir öpücük kondurarak “Seni o kadar özledim ki!” dedi sevgiyle ve sonra geri çekilip, diğer elindeki büyük buketi onun kucağına verdi. Semiha bu karşılamanın hakkettiği, büyük sevgi dolu gülümsemeyi yerleştirdi yüzüne ve kol kola girip arabaya yürüdüler. Onları izleyen herkes Semiha’nın ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordu muhtemelen ardından. Kerem gibi birini tanıdığı için şanlıydı evet ama onlar bilmiyorlardı. Gözleri dolmasın diye Naci’nin o yokken olanları anlatışına kulak vermeye çalıştı. Rengini solgun görmüştü Naci, oralarda kendine dikkat etmediği ve yorduğu belliydi, hatta gözlerindeki torbalara bakılırsa kaliteli bir uyku da uyumamıştı.
“Güzel bir duş alırsın, sana harika bir masaj yaparım ve mışıl mışıl uyursun!” dedi sevgiyle.
“Harika olur!” dedi Semiha gülümsemesini bozmadan, “Hava değişiminden böyle olmuş olmalıyım!”
Nusret bey taksi gözden kaybolana kadar arkasından baktıktan sonra, keyfi kaçmış bir şekilde yürümeye devam etti yol boyunca ama Kerem’in bu gidişe vereceği tepkiyi düşünmek tadını kaçırdığı için oyalanamadı fazla ve geri döndü otele. Semiha’nın bu gizemli tavrını düşünmüştü biraz ama evlenecek olmasından başka mantıklı bir neden gelmemişti aklına. Ki zaten başkasına verilmiş sözleri varsa ve Kerem’e biraz daha geçtikten sonra bundan bahsetse çok daha kötü olurdu elbette.
Kerem kalkıp kahvaltısını ederken, pansiyona uğramasını hatırlattı ona yeniden. Sabah olanlardan bahsetmemeye söz verdiği için başıyla onayladı Nusret bey.
“Bu akşam da o çiçeklerden alsak olmaz değil mi? Üst üste anlamını kaçırmayalım!” dedi Kerem neşeyle.
“Ondan çok etkilenmiş gibisin!” dedi Nusret bey sessiz kalmamak için.
(devam edecek)