Semiha az önce bir atak gibi yaşadığı heyecan ve elektriklenmenin neyin nesi olduğunu düşünürken, yansıyan fotoğrafların Kerem’in yüzüne düşürdüğü gölgeleri seyrettiğini fark etti. Bu adam da özel bir şeyler mi vardı da önündeki setler kaldırılmış bir nehir gibi ona doğru aktığını hissediyordu çağlayarak.
Kerem ise hayatında ilk defa kendini hapsedilmiş gibi hissetmediğini fark ediyordu şaşkınlıkla. Uzun süredir etrafı çitlerle çevrili bir alanda yaşayarak cennetinde olduğunu sanmıştı ama şimdi o çitlerin arkasında bunca zamandır fark etmediği başka güzellikler olduğunu hissetmişti ilk defa. Kendi bedeninden çıkıp, tuhaf bir çekiciliği olan bu kadının tüm gizli labirentlerinde dolaşmak istiyordu zihni. Onu tanımak, tanımak için daha çok vakit geçirmek istiyordu. Ortak olmayan geçmişlerine rağmen konuşmak için yüz yıllarca beklemiş biri gibiydi sanki. Bunca zaman dudaklarına vurulan bütün mühürler, bu kadından yayılan sıcaklıkla eriyip gitmiş, kalbi, sesine yeni kavuşmuş gibi şakıyordu adeta. Bu andan çok daha önceki anların hapsolduğu karelerin gölgeleri arasına saklanarak birbirlerine bakıyor gibi görünseler de, aslında akıyorlardı düpedüz. Nusret beyin bile karşıdan sezebildiği bir akıştı bu. Olmadık yerde, olmadık zamanda başlayan bu akışa dur demek gerekir mi diye endişe eden de sadece Nusret beydi.
Kerem sergiden sonra bir şeyler içmeyi teklif ettiğinde Semiha duraksamadan kabul ediverdi. Onun neredeyse boğulmasına neden olacak kadar heyecan verici bir şekilde sergi salonunun kapısında belirmesinden önce, onu yaşam alanı içinde her an boğan Naci ile haberleşmişler, sergiden sonra pansiyona dönüp uyuyacağını söylemişti. Gece boyunca onunla mesajlaşmak istemediği için de pansiyonun olduğu bölgede telefonların çekmediği yalanını uydurmuştu. Aslında gerçekten de yapacağı şey sergiden sonra gidip uyumaktı. Ertesi gün de sergi devam edecekti ama her dakika orada olması gerekmediği için erkenden kalkıp, kendini yine festival alanına atmayı hesaplamıştı. Şimdi biraz daha dışarıda kalmaya razı olduğuna göre belki de mesaideymiş gibi sabahın köründe kalkmasına gerek yoktu. Bir kafede biraz oturduktan sonra, ikisinin aklında da sahile gitmek olduğu ortaya çıkınca, Kerem Nusret beyi otele gönderdi ve ikisi birlikte sahile kadar yürüdüler. Açık bir gökyüzünün altında dalgaların tatlı fısıltılarını dinlemek doğanın onlara sunabileceği en güçlü afrodizyak olduğundan olsa gerek, gecenin sonunda küçük bir öpücükle başlayan yakınlıkları birbirlerinin kollarında son buldu.
Sabah olduğunda Semiha kendini kötü hissedip, hissetmemesi gerektiğinden emin değildi. Gözlerini henüz açmamış olan Kerem’in yüzüne baktığından bir gün önceki elektriği hâlâ aldığından pişmanlık duyacak bir şey olmadığını söyledi kendine. Naci’ye saygı duyduğu için bunca zaman boyunca onunla olmak istemediği halde bir başkasına akmamıştı hiç bir zaman ama yanında güzel yüzüne yayılan derin uykusu ile yatan bu adama karşı hissettikleri bambaşkaydı. İlk defa Naci’nin ona karşı ne hissettiğini anlıyordu galiba ve bunun tek taraflı bir akış olması üzücüydü. Kendiliğinden gelişip buraya kadar gelen bu yaşanmışlığın bir devamı olması mümkün değildi elbette. Yine de bir gece daha kalacağı için tam da şimdi bitmesi gerekmiyordu. Doğrulup kalktı ve kıyafetlerini alıp duşa girdi. Çıktığında Kerem uyanmış yatağın içinde gülümseyerek ona bakıyordu. İkisi de ne içki içmişler, ne de şuurlarını etkileyecek bir maddenin etkisine girmişlerdi dün gece. Hayatın onlara sunduğu bu güzel tesadüfü değerlendirmişlerdi sadece. Kerem’in aklında bu tesadüfle başlayan yakınlıklarını burada bırakmak değildi Semiha gibi ama ilk sabahtan söze dökülmesi gerekenler bunlar mı emin olamadığı için alışık olduğu sessizliğini tercih etti yine. Kerem’in devam edecek görüşmeleri olduğundan günün bir kısmını yine başka adamlarla kapalı kapıların ardından geçirmesi gerekiyordu. Nusret bey, gece olanları tahmin ettiğinden giyinmiş ondan haber gelmesini bekliyordu. Her zaman kalktığı saatten neredeyse bir buçuk saat sonra arayınca bir şey sormasına gerek kalmamıştı.
Semiha, Nusret beyle karşılaşmak istemediği için otelden ayrılmıştı kendi başına. Akşam yeniden görüşmek için plan yaptıkları için gün onundu şimdi. Herhangi bir yerden ziyade akşamı yeniden sahilde geçirmeyi planlamışlardı ve bu defa Semiha festival alanından akşam pikniği için uygun bir şeyler ayarlayacaktı. Kerem, Nusret beye yolda planını açıklarken ondan o toplantıdayken bir buket çiçek almasını rica etmişti. Akşam onlar sahilde olacaklarından, o da istediği gibi plan yapabilirdi. Nusret bey gülümseyerek karşılık verdi onun söylediklerine. Bir gün öncesine göre sesinde artan o tını artık onu az tanıyanların bile fark edeceği bir tona ulaşmıştı. Festival alanında kalkan görevine devam etmesi gerektiğine dair iç güdüsü yeniden harekete geçtiğinden Kerem toplantısına girer girmez, Semiha’ya rastlama umuduyla festival alanına yöneldi ve tam da düşündüğü gibi onu yine kendi başına gezinirken yakaladı. Semiha onun bir gün önceki arkadaşlığından hoşlanmıştı ama ikinci günü de birlikte geçireceklerini hiç hesaba katmamıştı. Kerem ile yaşadıkları yakınlığın farkında olduğunu bildiği bu adamın koruma iç güdüsü ile etrafında dolandığını da hissetmişti aslında. Önceki güne nazaran Nusret beyin özel hayatı ile ilgili daha çok soru sorması da bunun en büyük deliliydi. Yine ustaca tüm soruları savuşturduktan sonra biraz işleri olduğunu bahane ederek onun yanından ayrıldı. Yüreği zararsız olduğunu söylese de böyle gizemli ve uzak davranması içine sinmediği için Kerem’i alma saatine kadar belli etmeden onu takip etti Nusret bey ama onu rahatsız edecek hiç bir ize rastlamadı ve dönerken Kerem’in sipariş ettiği çiçekler için dolanırken, yolun kenarına oturup, kendi yetiştirdiği leylakları satan katına denk geldi ve kendisinin de çok sevdiği bu güzel çiçeklerden sade bir buket satın alarak Kerem’in yanına gitti. Kerem bir çiçekçinin hazırlamadığı belli olan bu sıra dışı buketi görünce çok beğendi. Kendisi de olsa aynı buketi aynı yerden alırdı muhakkak. Nusret beye teşekkür etti ve akşam için üzerini değiştirmek üzere onu otele bırakmasını rica etti, sonra istediği gibi vakit geçirmekte serbestti. Nusret bey bu defa kendi peşine düştüğü için festival alanında karşılaştıklarından bahsetse de detaylara fazla girmedi ve sessizce onayladı Kerem’i.
Semiha pansiyona dönmeyeceğini söylediği için Kerem’in gelip onu almasını istememişti. Nusret beyden ayrıldıktan sonra bir gün önce giydikleri ile dolaşmak istemediğinden pansiyona gidip sahilde oturmaya daha uygun bir şeyler giydi ve sonra akşam için alacaklarını almak için yeniden festival alanına döndükten sonra gün batımını seyretmek için kendi başına sahile gitti. Kerem ile sözleştikleri saatten bir buçuk saat öncesiydi bu. Naci’yi aramış, sergi salonuna gideceğini ve arkasından yine pansiyona dönerek uyuyacağını söylemişti. Ertesi sabah da yola çıkıp gelecekti zaten. Naci gelen yabancılarla dolaşmaktan sıkıldığı için onun dönmesini dört gözle bekliyordu. İki gün de olsa orada kendine iyi bakıp bakamadığı konusunda endişeleri vardı. Semiha zaten döndüğünde onun boğulduğu bu endişelerine bol bol maruz kalacağı için lafı uzatmasına izin vermeden telefonu kapattı. Derin bir iç çekip güneşin ufuk çizgisinde kayboluşunu izledi sessizce. Deniz tatlı tatlı mırıldanarak önceki gece olanları anlatıyordu sanki güneşe. Bunca saat beklemiş, Semiha gelir gelmez hatırlamış, güneş gitmeden yetiştirmeye çalışıyormuş gibi aceleyle. Aslında kendine tekrar ettiği yıldızların altındaki geceyi denizin mırıltıları ile hatırlamak yüzüne farkında olmadığı bir gülümseme yerleştirmişti bile. (devam edecek)