“Birlikte harika vakit geçiriyoruz biliyorsun. Ancak ben bu güzel zamanlardan henüz kimseye söz etmedim. Yani erkek erkeğe konuşmak gerekirse, anneleri bilirsin, eğer annem, annen ve seninle zaman geçirdiğimi duyacak olursa pek çok soru soracaktır!”
Kerem dikkatle Altay’ın yüzüne bakıyordu.
“Demek istediğim, Pervin’i davet ettiğimizde bu buluşmalardan ailemin haberi olacak ve onlar benim bu yaşa kadar evlenmemiş olmamdan biraz şikayetçiler.”
“Annemle evleneceğinizi mi sanacaklar?” dedi Kerem ciddiyetini hiç bozmadan.
Altay onun kocaman bir aklı olduğu için gülümsedi yine, “Öyle sanmalarının benim için bir sakıncası yok ancak annene de soracaklardır. Anladın mı? Henüz annen ve benim kendi aramızda konuşmadığımız şeyleri başkalarının dillendirmesini istemiyorum!”
“Pervin onlara bir şey söylemez! Başından beri bu işin içinde zaten!” dedi Kerem ama aklı karışmıştı biraz, “Annemle evlenmek istemiyor musunuz?”
“Hayır!” dedi Altay şaşkın bir ifade ile, “Öyle bir şey söylemedim! Annen çok hoş bir insan, çok güzel vakit geçiriyoruz! Sence bu kadar yeni tanışmışken annene böyle bir şey sorsam bana ne cevap verir?”
Kerem durup düşündü biraz, “Sanırım şaşırır biraz!”
“Evet! Ayrıca benimle daha çok vakit geçirdikçe bunu istemeyebileceği gibi, hiç aklına getirmemiş de olabilir ve ben o zaman annenle arkadaşlığımı kaybetmiş olurum. Bu seninle de bu sıklıkta görüşemeyeceğimiz anlamına gelir!”
“Ne yapmalıyız o halde?” dedi Kerem canı sıkılmıştı bu defa, “Annesi, Altay amcası ile mutlu görünse de iş evlenmeye gelince, istemeyebilirdi gerçekten!”
“Madem sen Pervin’e güveniyorsun, ben de güveneceğim, o benim yeğenim sonuçta!” dedi Altay gülerek.
“Onu demiyorum, annemin evlenmeye ikna olması için ne yapmalıyız?” dedi Kerem endişesini belli ederek.
Altay yeniden güldü onun tatlı suratına bakıp, “Bazı şeyler zorlama ile olmaz. Seni hiç tanımadığınım birinin yanına götürsem, bir iki kez iyi vakit geçirdiniz diye onunla her şeyini paylaşmaya hazır olur musun? Kardeşin gibi yedi gün, yirmi dört saat onunla yaşamayı kabul eder misin?”
“Neden olmasın?”
“Evet ama işler iyi gitmezse ne olacak? Evlilik arkadaşlık gibi değildir, sadece iki insanın kalbinin çarpması yetmez, birbirlerine en berbat hallerinde bile sabır ve sevgi gösterebilmeleri gerekir. Birbirlerinin yaşamlarına tanıklık etmeleri, ne olursa olsun devam etmeyi göze almış olmaları gerekir. Bu sadece sözle olmaz, güvenle ilgilidir. Bu güveni hissetmek için ise zaman gerekir! Ayrıca annen kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan bunu görmeli ve ona güvenmelisin. Çevresinde onu seven dostları olduğu sürece asla yalnız kalmayacaktır.
“Ben Pervin ile konuşurum!” dedi Kerem pek ikna olmuş gözükmese de.
O akşam eve gittiklerinde Kerem’i düşünceli gören Ayşe, hemen anlamıştı bir şeylere takıldığını, “Söylesene bu gün seni düşündüren ne oldu bu kadar?” dedi onu yatırmaya hazırlanırken.
“Anne? Altay amca ile evlenir miydin?” dedi Kerem hiç dolandırmadan. Ayşe oğlundan beklemediği bu soruya şaşırsa da, gülümseyerek okşadı saçlarını, “Sen bizim aramızı yapmaya çalışıyor olabilir misin?”
“Belki!”
“Peki neden yapıyorsun bunu?”
“Senin tek başına kalmanı istemiyorum hiç bir zaman, yanında sana yardım edecek biri olsun istiyorum. İyi ve nazik biri. Altay amca da sence iyi ve nazik biri değil mi?”
“Evet iyi ve nazik biri buna katılıyorum ama sırf ileride tek başıma kalırsam diye biri ile evlenemem öyle değil mi? O ikimiz için de iyi bir arkadaş bunu sen söylemiştin. İleride yardıma ihtiyacım olursa arkadaşlarımdan da yardım isteyebilirim. Bir bakıcıya ihtiyacım olursa o zaman bir bakıcı da tutabilirim ya da sen tutarsın. İnan bana içinde bulunduğun anın tadını çıkarmak, gelecek için endişelenmekten çok daha iyi bazen. Bırak hayat bize ne sunmak istiyorsa sunsun özgürce, gelecek için endişelenmeni istemiyorum!” diyerek öptü Ayşe oğlunu ve ışığı kapatıp çıktı odadan. Başından beri farkında olsa da onun ağzından duyunca hissettiklerini içi burkulmuştu iyice. Odadan çıkınca biraz serbest bıraktı göz yaşlarını rahatlamak için. Yeniden evlenmeyi düşünür müydü kendisi de bilmiyordu aslında. Oğlunun gözünde bu kadar desteğe veya korunmaya ihtiyacı varmış gibi göründüğüne de şaşırmıştı. Yine de Altay’ı annesi için bile olsa kendine baba veya model seçmiş olmasından memnundu. Levent ile bir çok zorluğa rağmen onca güzel şeyler yaşamışlar ama bu defa da ölüme yenik düşmüşlerdi. Hayatı çok zorlamanın veya yönetmeye çalışmanın pembe bir dünya yaratmadığını deneyimlemişti yeterince. Şimdi oğlu için çabalıyor olsa da, kendisi için hayatın sundukları ile mutlu olmayı seçmişti artık. Kaygı hissetmediği sürece de bu seçimi değiştirmeyi düşünmüyordu şimdilik.
Onun aksine Altay, bu güzel aile ile bir gelecek fikrine giderek daha sıcak bakmaya başladığını fark etmişti. Kerem’in kendi oğlu olmasına gerek yoktu, aslında annesinden önce ona vermişti gönlünü galiba. Böyle güzel insanlarla hayatı paylaşmanın tadına ilk kez varmıştı. Bir çocukla iletişim kurmak, onun berrak zihninden akan düşüncelerini dinlemek ve hayata bakışını hissetmek çok hoşuna gitmişti. Pervin ile de her zaman iyi vakit geçirseler de, daha çok onu eğlendirmek üzerine odaklandığını ve yeğeninin iç dünyasını hiç fark etmediğini anlamıştı Kerem ile vakit geçirdikçe. En z onun kadar açık ve samimi olan Ayşe ise bambaşka etkilemişti onu. Kerem’e bir sürü açıklama yapmış olmasına rağmen, eninde sonunda Ayşe’ye evlilik teklif edeceğini biliyordu aslında. Bu yüzden belki de ağabeyi ve annesinin şimdiden fark etmelerinde bir sakınca yoktu.
Kerem buluşur buluşmaz, annesi ve Altay amcası ile yaptığı konuşmaları anlatmıştı Pervin’e, “Çok umut kırıcı olduklarını düşünüyorum ikisinin de!” demişti canı sıkkın olarak, “Sanırım bir işe yaramıyor görüşmeleri! Ayrıca amcan bizimle gelmen için evdekilere ve özellikle babaannene bir şey söylememen gerektiğini söyledi ama ben zaten senin başından beri bu sırrı sakladığına güvence verdim”
“Amcam bana güvenmiyor mu?” dedi Pervin başını bir yana eğmiş ve gözlerini kocaman açmıştı.
“Ona güvenebileceğini söyledim!” diye yanıtladı Kerem kendinden emin bir tavırla, konu o değilken neden gene Pervin’den bahsetmek zorunda olduklarını anlamıyordu bir türlü.
Pervin ise artık onlarla vakit geçireceği için çok mutluydu.
Ayşe’nin işlerinin yoğunluğu nedeniyle bir kaç hafta haberleşmiş olsalar bile görüşmeye fırsatları olamadı. Kerem için bunun anlamı artık ikisinin birlikte vakit geçirmek istemiyor oluşu olduğundan mutsuzdu. Altay amcası arasa bile annesi işlerini bahane ediyordu belli ki, belki de annesine niyetini bu kadar açık etmemeliydi. Bir kaç hafta sonra Ayşe oğlunu da alıp pastaneye kadar yürümeyi teklif edince , Kerem’in umutları yeniden yeşermeye başladı. Hem ziyaret etmek, hem de tatlı yemek için uğradıklarını söylemişti Ayşe, Kerem dükkanın önündeki mama kabından beslenmeye gelen kedilerle oynarken, Ayşe ve Altay da keyifli bir sohbete dalmışlardı. Altay annesine uğrayacağını bahane ederek evlerine kadar eşlik etti.
Bir süredir yeniden harekete geçmeyi planlayan Berent, Ayşe ile yeniden konuşabilmek için eve uğramış, ancak onları evde bulamayınca apartmanın önünde beklemeye başlamıştı. Hoplaya zıplaya önden yürüdüğü için annesi ve Altay’dan önce onun varlığını fark eden Kerem dönüp endişeyle Altay’ın elini tutunca ikisi birden onun baktığı yöne dönüp, gördüler Berent’i.
(devam edecek)