Buluşmaya çok az vakit kaldığı için Kerem’i köşeye sıkıştırmak istemedi Ayşe ama mutlu olması için gidip üzerini biraz daha şık bir kıyafetle değiştirdi. Kerem annesinin yeni kıyafetini görünce yeniden gülümsemeye başladı.
“Siz erkekler, neden dış görünüşü bu kadar önemsiyorsunuz acaba?” diye mırıldandı kendi kendine. Altı yaşındaki oğlu bile şimdiden küçük bir erkek modeliydi neredeyse. Genellikle erkek çocuklarının annelerini başka erkeklerden kıskandıklarını düşünürdü ama görünüşe göre Kerem bu açıdan farklıydı onlardan. Altay’dan aşağıda olduğuna dair mesaj gelince oyalanmadan indiler aşağıya.
Kerem, Altay amcasının da özenli giyindiğini fark edince, annesinin üzerini değiştirmiş olmasına mutlu oldu. Onun annesine arabanın kapısını açtığını görünce neşesi iyice yerine geldi. Altay eğer uygun görürlerse sinema yerine bir başka yer için plan yaptığını açıklayınca, daha önceden bildikleri ve sevdikleri bir yer olduğundan hemen kabul ettiler. Böylece Kerem oynarken, annesi ile Altay amcası da baş başa konuşup birbirlerini tanıyabilirlerdi. Altay amcası “Yetişkinler önce beğenirler, sonra konuşup, tanışırlar!” demişti, birbirlerini beğendikleri bariz olduğuna göre şimdi sıra konuşup, tanışmalarına gelmişti.
Birlikte planlamış oldukları etkinlik için yeni yer seçimi kendilerine keyifli bir deneyim yaşatacaktı. Altay’ın hassasiyetini ve incelikli davranışlarını takdir eden Kerem, onun annesinin kişiliğine uygun olduğunu hissetti. Yeni mekan, onlara sadece eğlenceli bir zaman geçirme fırsatı sunmakla kalmayacak, aynı zamanda birbirlerine daha da yakınlaşmalarını sağlayacaktı. Bu nedenle, herkes heyecanla bu yeni deneyimi paylaşmayı bekliyordu.
Akşam hepsinin umduğundan çok daha keyifli ve eğlenceli geçmişti. Önce hep birlikte bir hamburger yemişler, sonra Kerem oyun alanına girince Ayşe ve Altay sohbet edebilecekleri bir kafeye oturmuşlardı. İkisi de kendi hayatlarından ve yaptıklarından konuşmaya başlayınca, pek çok ortak yanları olduğu da ortaya çıkmıştı. Kerem’in oyun alanındaki saati dolunca, bu sefer hep beraber bowling oynamaya gitmişler ve en çok da orada eğlenmişlerdi. Ayşe uzun zamandır hiç bu kadar güldüğünü hatırlamıyordu. Altay ise neden daha önce evlenip, çocuk sahibi olmak istemediğini düşünüyordu bu anne oğula bakınca. Kerem her başarılı atışında koşup annesine sarılıyordu. Ayşe ile aralarındaki ilişkinin ne kadar kuvvetli olduğunu birbirlerine bakışlarından anlaşılıyordu. Kerem’in annesini neden bu kadar korumak istediğini o akşam ikisini izlerken daha çok anlamıştı. Garip bir şekilde de bu güçlü bağın bir şekilde içinde yer almaktan çok mutlu olmuştu. Ayşe gerçekten eğlenceli bir kızdı. Çok ciddi gibi görünüyor olsa da, konuştukça samimi ve neşeli olduğunu fark etmişti Altay. Tıpkı oğlu gibi biraz saf bir tarafı vardı. Kendi ailesinden sevgiyle bahsedişi, onun büyürken sevgi görmüş ve sevmeyi bilen bir insan olduğunu gösteriyordu. Oğluna da kendisi gibi sevmeyi çok güzel öğretmişti. Anlattığına göre rahmetli eşi ile çok güzel bir ilişkileri olmuştu. Dinlerken Altay hem o eşin yerinde olmak istemiş, hem de o kadar iyi bir eşten sonra Ayşe’nin onu beğenip, beğenmeyeceğinden endişe etmişti.
Ayşe ise hem çok eğlenmiş hem de uzun süredir hayatın ne kadar dışında olduğunu fark etmişti. Levent’ten sonra kendini oğluna ve işine adamış, kocasının yanında olduğu zamanlar gibi dışarıda keyifli zamanlar geçirmeyi kendisinden esirgemişti farkında olmadan. Bunu ona olan sadakati ile maskelemişti belki, belki de onsuz eğlenmeyi kendine yedirememişti. Arada bir katıldığı arkadaş toplantıları vardı elbette. Arkadaşları arasında onu başkaları ile tanıştırmak isteyenler de çıkıyordu ama Ayşe, Kerem’in hayatını etkileyecek ve onu mutsuz edecek hiç bir şey yapmak istemediği için hiç birine meyletmemişti. Bu akşam oğlunun isteği ile çıktığı bu randevu Levent’ten sonra gerçekten eğlendiği ilk randevusuydu. Bir romantik randevu değildi elbette, öyle olmaması daha da rahatlatıcı olan tarafıydı zaten. Oğlunun ne kadar eğlendiğini, Altay ile ne kadar iyi anlaştığını, babası olmasa da büyürken bir erkek modele ihtiyacı olduğunu düşünmüştü onlara bakarken. Nazım bey hayatta olsa torununa en güzel model olurdu muhtemelen büyürken ama ne yazık ki o da yanlarında değildi. Herkes böyle mutluyken sorgulamadan tadını çıkarmak en iyisiydi belki de. Kendine de biraz şans tanıması gerekiyordu. Annesi o mutlu olursa, oğlunun mutlu bir çocuk olacağını söylüyordu her zaman.
“Endişeli bir anne olursan, o da senin gibi endişeli ve huzursuz olur” demişti Emine hanım.
Onların bu kadar eğlenip mutlu olduğunu görse annesinin de çok mutlu olacağını düşündü eve gelince ve gülümseyerek uyudu o gece.
Kerem, annesi, Altay amcası ile geçirdiği bu güzel akşamdan o kadar yorgun düşmüştü ki daha arabaya biner binmez uyumuştu. Altay onu kucağına alıp, yatağına kadar taşımıştı, Ayşe yorulmasın diye. Annesi sabah uyandığında onu yatağına Altay amcasının getirdiğini söylediğinde yüzünün aldığı şekil görülmeye değerdi.
“Sen neden bu kadar seviyorsun bu adamı?” diye sormuştu Ayşe bu sefer fırsatı kaçırmamak için, “Kimseye bu kadar yakınlık gösterdiğini görmedim bunca zamandır! Sürekli birlikte olduğunuz halde Pervin’in babasına bile bu kadar ilgi göstermiyorsun, yanılıyor muyum?”
“Altay amca çok iyi biri, sen öyle düşünmüyor musun?” dedi Kerem hemen.
“Evet iyi biri ama hayatımızdaki tek iyi değil öyle değil mi?”
“Onunla olmaktan hoşlanmıyor musun?”
“Benden değil senden bahsediyoruz, sen çok hoşlanıyorsun belli ki! Sen hoşlanınca ben de hoşlanıyorum!”
“O kadar mı?”
“Ne o kadar mı?” diye onun burnuna vurdu hafifçe Ayşe, “O küçük aklından neler geçtiğini bilmek istiyorum bazen!”
“İkimizin de iyi bir yetişkin arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum!” dedi Kerem gülümseyerek.
“Evet bu konuda sana katılıyorum!” dedi Ayşe de uzatmadan ve kalkıp mutfağa gitti kahvaltıyı hazırlamak için. Annesinin karşı koymayışı ve bir akşam önce yüzündeki o mutlu ifade, Kerem’e beklediğinden fazlasını vermişti bile. Pazartesi günü servise biner binmez Pervin’e olanı biteni büyük bir mutlulukla anlattı.
“Neden beni çağırmadınız?” dedi Pervin yine kollarını önünde kavuşturarak.
“Anlatamadım mı?” dedi Kerem şaşkın şaşkın, “Konu sen değilsin, annem ve amcan birlikte harika vakit geçiriyorlar!”
“Ben de konunun içinde olmak istiyorum!” dedi Pervin istifini bozmadan.
Kerem “Tamam da annem ve amcanın arası olursa zaten ikimizin iyi vakit geçirmesi için daha çok ortamımız olsun diye uğraşıyorum işte! Niye memnun olmuyorsun ki? Siz kadınları anlamak ne kadar zor!” deyince, Pervin’in yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi hemen ama Kerem görmeden hemen toparladı yüzünü.
“Bir daha ki sefere beni de çağırmazsanız, bir daha benimle iyi vakit geçiremezsin!”
“Of! Tamam anladım!” diyerek başını dışarı çevirdi Kerem, anlattıklarını duyunca onun çok heyecanlanıp, mutlu olacağını sanmıştı ama o kapris yapıyordu hiç umursamadan.
Akşamın çok iyi geçmesinden cesaret alan Altay sonraki hafta sonu için kendisi aradı Ayşe’yi. Bu defa bir başka yer bulmuştu gidebilecekleri. Hatta isterlerse pazar günü açık havada vakit geçirebilecekleri bir yer daha bulmuştu. Altay’ın araması hoşuna giden Ayşe hemen kabul etti bu teklifi. Kerem’in itirazı olmayacağına da emindi ve düşündüğü gibi de oldu ama Kerem bu defa Pervin’in de onlarla gelmesini istediğini söyledi. Bu sefer de onu davet etmezlerse, Pervin kesin bir daha yüzüne bakmazdı çünkü. Ayşe bunu kendin söylemen gerek diyerek telefonu Kerem’e verdi ve Kerem Altay amcasını kendisi aradı talebini söylemek için.
“Tabi neden olmasın!” dedi Altay duyunca ama sonradan Pervin’i de götürürlerse, ağabeyi, yengesi ve ardından annesinin bu buluşmalardan haberdar olacağını hatırladı.
“Kerem!” dedi ciddi bir sesle, “Ben senin sırrını sakladım biliyorsun, şimdi benim de senin yardımına ihtiyacım var!”
“Nedir?” dedi Kerem bir yetişkine yardım etme fırsatı çıkmasından heyecan duymuştu.
(devam edecek)