Kerem, Altay amca ve annesini bir araya getirmek için hafta sonunu iple çekmeye başladı. Annesi onunla plan yapabilmeleri için hafta sonu pastaneye uğrayabileceklerini söylemişti.
“Unutma amcama buluştuğunuzda benim de gelmemi istediğini söyleyeceksin!” diye sıkı sıkı tembihlemişti Pervin ama Kerem’in önceliği annesi ile Altay amcanın arasını yapmak olduğu için Pervin’i ikinci plana atmıştı zihninde. Pervin ile dostluk etmekten hoşlanmadığı için değildi bu, sadece öncelik annesini kurtarmaktı şimdi.
Berent, Ayşe ile yakınlaşmayı planladığı gün, Altay’ın gelmesi ile amacından sapan buluşmayı tekrarlamak için gün sayıyordu. Kardeşinden sonra ikinci bir rakiple karşılaşmak hiç hoşuna gitmemişti. Elif hanım kapıdan çevrildikleri o günden sonra bir daha Ayşe’nin adını anmamıştı. Berent’in aklında annesinin planını işletmekten çok yıllardır başaramadığı şeyi başarma hırsı olduğundan işine geliyordu böylesi. Annesinin ve babasının lüzumsuz küçük görme tavrı olmasaydı, aslında kardeşi de baştan böyle aileden uzaklaşmış olmazdı. Şimdi onun dul karısı ve oğluyla yakın olmak için de böyle bir çabaya gerek kalmazdı elbette. Ayşe zaten aile olduklarından ona zaten güveniyor olurdu. Bir yandan Ayşe’nin olanları unutması için beklemek ile bir yandan o adamın Levent’te olduğu gibi ondan hızlı çıkıp Ayşe’nin gözünü bağlama ihtimali arasında gidip geliyordu aklı. Özür dilemişti, alkollü olduğunu da söylemişti. Gerçi Ayşe cevap yazmamıştı mesajına ama arayı soğutmadan yeniden konuşmak belki de en iyisi olacaktı.
Altay beklemediği bir anda Ayşe ve Kerem’in pastaneye uğramasına çok sevinmişti. Kerem dükkana girer girmez koşup “Merhaba!” dedi ona. Bu çocuğun gözlerindeki ışıltı ve yüreğinin sıcaklığı gerçekten etkiliyordu Altay’ı.
“Nasılsın görüşmeyeli?” dedi Altay neşeyle.
“Annem bu gün uğrarsak, birlikte vakit geçirmek için plan yapabileceğimizi söyledi!”
Altay başını kaldırıp, Ayşe’ye gülümsedi “Hoş geldiniz! Sizi gördüğüme gerçekten mutlu oldum!” dedi. Çoğul konuşarak doğrudan hissiyatını belli etmemeyi hedeflemişti ama yan gözle aynı çalışanın dudaklarının kıvrıldığını görünce başarılı olmadığını anladı ama umursamadı bu sefer. Ayşe ve Kerem’i gördüğüne memnun olduğunu kimseden gizlemek zorunda değildi ki.
“Aslında bu akşam için bir planım yok!” dedi sonra neşeyle Kerem’e dönüp, “Eğer siz de uygunsanız, bu akşam sinemaya gidebilir ya da birlikte yiyebiliriz!”
“Pastane de olmanız gerekmiyor mu?” dedi Kerem heyecanla.
“Hayır bu akşam olmam gerekmiyor! Uygun mu?” dedi Ayşe’ye bakarak.
Ayşe plana kendisinin de dahil olduğunu o an anladığı için şaşırmıştı biraz, “Ben de mi?” dedi gülümseyerek.
“Anne ne olur? Altay amcanın teklifini geri çevirmeyelim!”
“Bir planınız yoksa tabi!” dedi Altay nezaketle.
“Yok değil mi anne?” dedi Kerem annesine yalvarır gibi bakarak.
“Hayır yok aslında ama!” derken Altay hemen girdi araya, “Tamamdır ben gelip sizi yedide alırım!”
“Harika!” diye el çırpmaya başladı Kerem hemen, annesi ile birlikte çıkacaklarının heyecanına kapıldığı için Pervin hiç aklına gelmemişti. Annesi itiraz etmediğine göre Altay amcayla vakit geçirmekten hoşlanacağını düşünüyor olmalıydı. Bunca zamandır annesinin arkadaşları ile bile pek çıkmadığını bildiği için Kerem ikisi için oldukça yüksek bir şans olduğuna kanaat getirmişti. Aslında Ayşe’de neden böyle kolayca içini açtığını veya çıkma teklifini geri çevirmediğini anlamaya çalışıyordu. Levent’i o kadar sevmişti ki, ondan sonra birine yakınlık duyacağı hiç aklına gelmemişti. Belki de sadece oğluyla kurduğu bağdan etkileniyordu Altay’ın ama Kerem’in de birine böyle yakınlık göstermesi pek alışıldık bir durum değildi. Üstelik farkında olmasa bile ona babasıymış gibi davranıyordu.
“Sanırım Kerem yüzünden etkileniyorum!” diye düşündü eve dönerlerken kendi kendine, yine de uzun süredir akşamları dışarı çıkmadığı için tadını çıkarmaya karar verdi. Oğlu da yanında olduktan sonra rahatsız hissedeceği bir durum yoktu.
Altay sinema demişti ama ilk buluşmada sohbet etmeye fırsat bulamayacakları bir ortamın iyi olmayacağını düşündü onlar gittikten sonra. Film zaten iki saate yakın süreceğinden neredeyse hiç iletişim kuramadan ayrılmak zorunda kalacaklardı. Hem Kerem’i, hem de Ayşe’yi mutlu edecek bir şeyler düşünmeye çalıştı. Ağabeyinin hafta sonları Pervin’i götürdüğü yerler vardı. Hem Pervin’in eğlenip oynadığı, hem de onların iyi vakit geçirdikleri bir yerlerden bahsettiğini hatırlıyordu. Hemen dışarı çıkıp ağabeyini aradı ama ağabeyi onun bir randevusu olduğunu anlayınca soru yağmuruna tutuldu. Ailede herkes Altay’ın söylediği gibi işiyle evli olduğuna karar vermişti. Ona ne kadar ısrar ederlerse etsinler, bir ilişkinin içinde olmaya sıcak bakmadığı gibi, bir ilişkinin başlaması ve ilerlemesi için gereken sosyal ortamlardan da uzak duruyordu. Aslında Hamiyet hanım bir kaç kez tanıdığı insanların kızlarından bahsetmişti ama Altay hiç birisi için umut verici konuşmadığı için onu zorlamak istememişti. Kimse ona evlenmesi ya da çoluk çocuğa karışması için baskı yapmıyordu ama beklenti her zaman vardı. Ağabeyi çocuklu bir kadınla görüştüğünü kolayca anlamış olsa da ona bunun bir randevu olmadığını sadece babasını kaybetmiş bir çocuğa destek olmak için onlarla vakit geçirdiğini söyledi. Böyle söyleyince sevgiden çok acıma hissediyormuş gibi olduğunu fark edince mutsuz oldu ama ağabeyinin imalarından kurtulmak için aklına başka bir şey gelmemişti. Sonunda hem çocuk oyun alanları hem de yetişkinlerin keyifle bir şeyler yiyebilecekleri bir kaç yer adını ağabeyinin ağzından alınca hemen kapattı telefonu ve gidip internetten o yerleri incelemeye başladı. İçlerinden bir tanesi Kerem’in daha çok keyif alacağı bir yere benziyordu, o da çocuk olsa orayı seçerdi. Ayrıca orada hep birlikte bowling oynayabilecekleri bir mekan da bulunuyordu. Pastaneden beşte ayrılıp eve gitti, duşunu alıp, günlük kıyafetlerinin dışında daha özenli bir şeyler giyindi.
“Aslında baya randevu bu!” dedi ayanda kendine bakarak, uzun süredir beğenilme endişesi taşıyarak giyinmemişti. Gardırobuna bakarken alışverişe çıkması gerektiği sonucuna bile vardı. Hatta aklının bir tarafı Ayşe’nin bu alışverişte onunla olmasının, onu beğeneceği şekilde giyinmesine yardım edeceğini bile söyleyince, “Dur bakalım!” dedi kendi kendine, “Kendini bu kadar kolay kaptırma!”
Saat tam yedide Ayşe’lerin apartmanının önüne geldi. Yan gözle annesine ve ağabeyine yakalanmamak için onların pencerelerini kontrol etti bakan var mı diye ama yemek saati olduğundan kimse camlardan bakmıyordu neyse ki. Ağabeyini zaten şüphelendirmişti bir de kızının annesinin arkadaşı ve annesi ile görüştüğünü fark ederse iyice diline düşerdi. Üstelik çenesini tutamayıp annesine de anlatacağı için bir de annesine hesap vermesi gerekirdi. Eğer Ayşe ile sadece Kerem için bir kaç kez görüşüp sonra bir yere varmazlarsa, hem Ayşe, hem de kendisi için bu pek iyi olmazdı, çünkü annesi Ayşe’yi de tanıdığı için öğrenirse kesin ona bir şeyler söylerdi.
“Aman! Aman!” dedi eliyle kovalar gibi yaparak, “Şimdilik kendime saklamak en iyisi!”
Ayşe kendini bırakmış bakımsız bir kadın değildi ama o akşam için çok hevesli görünmemek için sade ve spor bir şeyler giymeyi tercih etmişti. Her zaman annesini topuklu ayakkabılar ve şık kıyafetlerle görmeye alışık olan Kerem, Altay amca ile buluşacakları akşam neden böyle bir tercih yaptığını anlayamadığı için “Üzerini değiştirmeyecek misin?” dedi Ayşe hazır olduğunu düşündüğü bir anda.
“Değiştirdim ya işte!” dedi Ayşe gülerek.
“Bunlar akşam çıkmak için uygun kıyafetler mi sence?”
“Anlamadım?” dedi Ayşe erkek olmuş gibi konuşan küçük oğlunun sevimli yüzüne bakarak, “Güzel olmamış mıyım sence?”
“Her zaman güzelsin, benim annemsin ama işe giderken giyindiğin gibi şık giyineceğini sanıyordum!”
“Hafta sonu sinemaya veya yemeğe giderken rahat giyineyim dedim, zaten her gün öyle giyiniyorum!”
“Bence yine öyle giyin!” dedi Kerem annesini baştan ayağı süzdükten sonra kararlı bir sesle. Ayşe oğlunun bu beklenmedik tavrına güldü ama Altay beyin onu beğenmesini istediğini de fark etti içten içe. Yoksa oğlu ona çöpçatanlık mı yapıyordu, kendini bahane ederek?
(devam edecek)