“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!”
Bir kaç gün sonra Ayşe pastaneye uğrayıp hem teşekkür etmek, hem de lezzetini beğendiği sütlaçlardan almak üzere uğradı Altay’a. Kerem Hamiyet hanımın evinde olduğundan vakti vardı dönmek için, eve geldiğinde onun da sütlaç yemekten hoşlanacağından emindi.
Altay caddeden onu dükkana doğru yürüdüğünü görünce gülümsediğini, yanında çalışanlardan biri onun yüzüne gülümseyerek bakınca anladı. Ayşe içeri girdiği için bir şey söyleyemeden yüzünü toparlamaya çalışacaktı ki, kontrol edemediği gülümseme daha da büyüyüverdi. Neyse ki Ayşe’de gülümsemişti onu görünce.
“Merhaba, ben yeniden teşekkür etmek istedim size!” dedi içeri girince doğrudan onun yanına kasaya yürüyerek.
“Teşekküre gerek yok ama sizi gördüğüme sevindim!” dedi Altay hemen kasanın arkasından çıkıp, masalardan birini işaret etti oturmaları için. Ayşe hiç itiraz etmeden oturdu masaya, “Size bir kahve ısmarlayayım mı, günün yorgunluğunu atarsınız!” dedi nazikçe.
“İyi olurdu ama henüz yemek yemeye fırsatım olmadı, başka zaman inşallah!”
“Ah! Doğru ya işten geliyor oluyor olmalısınız” diyerek demin gülümseyen çalışanına dönüp, börek getirmesini işaret etti.
“Lütfen hiç gerek yok!” dedi Ayşe ama çalışan hızlıca böreği tabağa koyup bıraktı önüne. Altay onun tabağı bırakırken yüzündeki gülümsemeyi gördü yine ama dikkatini Ayşe’ye vermeye çalıştı. Neredeyse çoğu çalışan dükkanı açtığından beri onun yanındaydı ve onun mimiklerini bile okur hale gelmişlerdi. Az önce anlamıştı ki kendini çalışanlarına ele vermiş olması pek iyi bir şey sayılmazdı.
Ayşe böreği yerken, aynı çalışan bir bardak da çay getirdi patronuna yakalandığını anlayıp, kendini affettirmek için.
“Kerem’in benden başka birine böyle güvenebilmesi beni mutlu etti!” dedi Ayşe, “Ben onun size nasıl sarıldığını görünce biraz duygulandım açıkçası. Size bunun için de teşekkür etmek istiyorum. Eşim öldükten sonra ona hem anne, hem baba olmaya çalıştım ama belli ki onun bir erkek modele ihtiyacı varmış!”
“Kerem çok duygusal ve iyi bir çocuk!” dedi Altay, “Elbette her çocuğun babaya ihtiyacı vardır ama ben hem anne, hem baba olarak sizin başarılı olduğunuza eminim. Sizi o kadar çok seviyor ki korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır! Beni de o yüzden aradı! Sizi korumak için!”
“Aslında babasına benziyor çok!” dedi Ayşe gözleri dolarak.
“Eşinizin kaybına üzüldüm gerçekten!”
“Teşekkür ederim, hayat insanı bir şeylere mecbur bırakıyor bazen, çaresizce boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. Eşim gerçekten çok iyi bir insandı!”
“Ne güzel böyle bir insana denk gelmişsiniz, herkes bu kadar şanslı olmayabiliyor!” dedi Altay mahcup bir şekilde.
“Siz evli misiniz?”
“Ah hayır! Ben işimle evliyim sanırım!”
“Kerem ile bağınız o kadar güçlü olunca, baba olduğunuzu sanmıştım!” dedi Ayşe.
“Aslına bakarsanız ben de Kerem ile yakınlaşınca baba olmadığıma pişman oldum.”
“Eminim iyi bir baba olursunuz!”
“Teşekkür ederim ama baba olmak bu kadar kolay değildir sanırım. Şey! İzin verirseniz ben Kerem ile biraz vakit geçirmek isterim. Yani bu onu duygusal açıdan zorlayacak bir şey değilse tabi. Ben böyle şeylerden pek anlamam aslında ama kendimi ona çok yakın hissettim.”
“Buna çok memnun olur eminim!” dedi Ayşe şaşkınlıkla gülümseyerek, “Sizin onun için bütün bunları düşünüp, yapmak istemeniz gerçekten çok hoş! İnsanlar genellikle daha haşin oluyorlar”
“Eşinizin kardeşini kastediyorsunuz sanırım!”
“Evet sizin yaptıklarınızı başından beri onun yapması gerekirdi aslında ama maalesef, ne eşime, ne de bize pek destek olmadı. Hatta ailesini eşimden uzaklaştıranın bile o olduğunu düşünüyorum ama bundan Levent’e hiç bahsetmemiştim! İlk defa yüksek sesle söyledim hatta!”
Gülümsedi Altay onun haline, aslında Kerem annesine benziyordu daha çok. O gülümseyince Ayşe anladı ne düşündüğünü.
“Biz ailecek size içimizi açmaya müsait durumdayız sanırım!” dedi gülümseyerek.
“Sorun değil, bu güveni verdiğime sevindim açıkçası!” dedi Altay kızararak. İkisinin arasında bir elektrik olmaya başladığını hissedince toparlandı Ayşe, “Ben gideyim! Kerem annenizde, onu alacağım!” dedi mahcup bir sesle.
Altay ayağa kalktı nezaketle hemen, “Geldiğinize sevindim!” dedi gülümseyerek.
“Şey ben aslında sütlaçlarınızı çok beğenmiştim, iki tane paket alabilirsem çok mutlu olurum!” dedi Ayşe konuyu kendinden uzaklaştırmak için.
Altay tezgahın arkasına geçip, kendisi paketledi iki sütlacı, “Kerem’e sevgilerimi iletin!” dedi ve Ayşe’nin uzattığı kartı geri çevirdi nazik bir şekilde, “Bu defalık benden olsun!”
Ayşe veda edip, arabaya bindiğinde gördü kendini dikiz aynasından, yüzünde farkında olmadığı kocaman bir gülümseme duruyordu hâlâ. Yüzünde bir gülümseme unutmak komik bir düşünce olduğu için gülümsedi iyice ve arabayı çalıştırıp, Kerem’i aldı Hamiyet hanımdan.
Kerem annesinin pastane uğradığını hem de sütlaç aldığını duyunca o kadar sevindi ki, Ayşe bu pastanenin ve sahibinin ikisine de gerçekten iyi geldiğini düşündü elinde olmadan.
“Altay bey, eğer istersen seninle vakit geçirmek istediğini söyledi!” dedi oğluna sütlaçlarını yerlerken.
“Sahi mi? Neden?” dedi Kerem tuhaf bir yüz ifadesi ile annesi ile vakit geçirmek istemesi gerekiyorken neden onunla olsun istiyordu ki? Aslında bu fikir çok hoşuna gitmişti ama yine de hedefin kendisi olması kafasını karıştırdı biraz.
“Belki de amcam seni bahane ederek anneni görmek istemiştir!” dedi Pervin ertesi gün. Aklına böyle bir şey hiç gelmeyen Kerem gözlerini kocaman açarak hayran hayran baktı Pervin’e, “Öyle mi diyorsun?” dedi heyecanla.
“Yani biz akraba olduğumuza göre aynı şekilde düşünüyor olmamız gerekir değil mi? Bence amcam annenle görüşmek istediğini hemen söylemeye çekindiği için seninle vakit geçirmek istediğini söylemiştir. Bu durumda anneni de görmüş olmayacak mı zaten?”
“Evet bu doğru, beni görmesi için gelip beni alması gerek!”
“Aynen! Bu arada amcamın benimle değil de seninle vakit geçirmek istemesini normal şartlarda kıskanırdım ama konu sen değil annen olduğu için sesimi çıkarmayacağım!” dedi Pervin bilmiş bilmiş kollarını kavuşturarak.
“Sen de bizimle gelirsin ki!” dedi Kerem gülümsedi ve erkek arkadaşıymış gibi küt küt omuzuna vurdu Pervin’in. Pervin’in bütün yüz kasları yumuşadı aniden, “Evet değil mi? Benim amcam o sonuçta, benimle de vakit geçirmeli!”
“Böyle iyi bir amcan olduğu için çok şanslısın!” dedi Kerem hüzünlenerek, “Benim amcam kapımıza dayanıp, bizi korkutuyor baksana!”
“Amcam harikadır!” diyerek el çırptı Pervin, “Sayesinde yakında akraba olabiliriz, ona baba dersin o zaman!”
Kerem’in yüzü allak bullak oldu bir an için “Yok!” dedi kararlı bir sesle, “Altay amca derim sanırım!”
Pervin omuz silkti “Baba demesen de, baban olacak!”
“Olsun!” dedi Kerem, annesini ona emanet edebileceğinden hiç şüphesi olmadığı için buna razıydı şimdiden.
Akşam eve gidince, “Altay amca benimle ne zaman görüşecekmiş?” diye sordu annesine hemen.
“Bilmiyorum zaman söylemedi!” dedi Ayşe gülümseyerek, “Sanırım bunu ikiniz konuşup karar vermelisiniz!”
“Onu arayayım mı yani?”
“Olabilir, o seni arayamayacağına göre doğrudan, belki sen onu ararsın ya da birlikte uğrarız hafta sonu pastaneye o zaman konuşursunuz!”
“Evet yüz yüze daha iyi!” dedi Kerem ciddi bir ifadeyle, böylece annesi ve Altay amcayı yeniden bir araya getirebilirdi. Belki Altay amca annesi ve onunla vakit geçirmekle ilgili bir şey söylerdi. Zaten öyle söylerse Altay amcanın annesinden hoşlandığına emin olacaktı. Annesinin ondan hoşlanıp, hoşlanmadığından emin değildi henüz.
(devam edecek)