“Size teşekkür etmeliyim sanırım!” dedi Ayşe, hâlâ onun nereden çıkıp geldiğine tam akıl erdirememişti.
“Kerem’in sesini öyle duyunca hemen koşup geldim!” dedi Altay, Kerem o çömelince boynuna sarılıp bırakmadığı için, kucağına alıp doğrulmuştu şimdi.
“Anlamadığım şey siz ikiniz nasıl haberleştiniz böyle? Siz Pervin’in amcasıydınız değil mi? Pastanenize gelmiştik!”
Altay, açıklamak için Kerem’i ele vermesi gerektiğinden başını kaldırıp annesine bakan Kerem’e döndü yüzünü.
“Sana bir şey itiraf etmeliyim!” diyerek Altay’ın kucağından inip, annesinin yanına geldi Kerem ve evlenme kısmından bahsetmeden, “Biz Altay amcayla biraz konuşmuştuk önceden, o da yardıma ihtiyacın olunca beni arayabilirsin demişti. Ben de sen öyle bağırınca hemen onu aradım!”
“Sen ailemiz hakkında bir şeyler mi anlattın Altay beye?” dedi Ayşe şaşkın şaşkın, Altay az önce Levent’in öldüğünden ve aile ile yaşananlardan da bahsetmişti sanki Berent ile konuşurken.
“İşin aslı!” dedi Altay, Kerem’i kurtarmak için, “Pastanede çantasını unuttuğu gün biz biraz sohbet etmiştik, sanırım ben fazla soru sorunca, o da anlatmak zorunda kaldı! Kusura bakmayın özelinize girmek değildi niyetim!”
“Ah anlıyorum!” dedi Ayşe eliyle başını tutarak, “Benim aklım karışık sanırım kusura bakmayın, Kerem arar aramaz geldiğiniz için yeniden teşekkür ederim size. Gerçekten zamanında yetiştiniz!”
“Sorun değil! Sanırım geri gelmez!” dedi Altay gülerek.
“Ya gelirse!” dedi Kerem bu defa annesine sarılarak.
“Gelmez merak etme, gelirse bile bu defa kapıyı açmaz, doğrudan polisi ararız merak etme! Sonuçta o senin amcan bize bir zarar verme niyetinde olduğunu sanmıyorum!” dedi Ayşe, oğlunun başını okşayarak.
“Altay amca lambada kamera yok bizim apartmanda!” dedi Kerem başını kalıdırıp.
“Biliyorum ama amcan bilmiyormuş belli ki, hareket sensörünü kamera sandı!” dedi Altay gülerek
Kerem onu tam bir kahraman gibi görüyordu artık, “Harikaydı!” diyerek gülümsedi kocaman.
“O halde ben gideyim, saat geç oldu, dükkanı kapatmam gerek!” dedi Altay ve Kerem’e göz kırparak veda etti yeniden ve dönüp indi merdivenleri.
Ayşe kapıyı kapatıp, sakin mi diye gözlerinin içine bakan oğluna sarıldı dönüp, “Ah tatlı oğlum benim!” dedi iç çekerek. Kerem’in hiç tanımadığı bu adama bu kadar güvenip, hayatlarını anlatması ve yardım istemesine içlenmişti biraz. O olaylara kendi tarafından bakıp bir şeyler yapmaya çalışırken, Kerem’in minik yüreği sandığından fazlasını yaşıyordu demek.
“Altay amca ile konuşmama kızmadın değil mi?” dedi Kerem annesine iyice sokularak.
“Hayır kızmadım tabi, söylediklerin sırrımız değil. Güvenilir biri olduğunu ispatladı değil mi az önce, senin için koşup geldi hemen!”
“Evet o çok iyi biri! Sen de zorlandığın zaman arayabilirsin bence!”
“Tamam!” dedi Ayşe gülerek, sonra aklına gelince durdu ve baktı Kerem’in yüzüne, “Peki ama Altay beyin ya da pastanenin telefonu kayıtlı değildi ki benim telefonumda sen nasıl?”
“Ben Altay amcadan aldığımız sütlacın torbasına baktım sen kapıda konuşurken!” dedi Kerem annesi sözünü bitirip bitirmez ve annesi daha fazla soru sormasın diye kucağından ayrılıp, çizgi filmin başına geçti hemen.
“Artık geç oldu küçük adam! Banyo ve uyku vakti!” diyerek kaldırdı annesi onu. Annesi ile Altay beyin bu akşam ki kahramanlıktan sonra arkadaş olabileceklerini hissetmişti. Altay bey gerçekten çok nazik ve iyi bir adamdı ve akşam annesini tam bir kahraman gibi kurtarmıştı. Olanlar Pervin’e anlatmak için sabırsızlanıyordu.
“Ya!” dedi Pervin ertesi gün serviste, “Amcamın böyle kahraman olduğunu ben de bilmiyordum doğrusu!” dedi ellerini göğsünün üzerinde kavuşturarak, “Annen kesin aşık olmuştur ona!”
“Annem onun güvenilir biri olduğunu söyledi sadece!” dedi Kerem düşünceli bir şekilde, “Amcan anneme aşık oldu mu acaba?”
“Evet o da doğru!” dedi Pervin hemen ciddileşerek, “İkisinin karşılıklı aşık olması gerekiyor. Amcan bir daha gelir mi sence?”
“Gelirse Altay amcayı ararım yeniden, o da haddini bildirir onun!” dedi Kerem yumruğunu süper kahraman gibi boşluğa savurarak, “Bizi de ele vermedi bu arada, durumu çok güzel kurtardı, onun çok zeki olduğunu düşünüyorum. Büyüyünce ben de onu gibi olacağım!”
Pervin onu amcası gibi büyümüş hayal edip gülümsedi bir şey söylemeden. Sessizleşip, Kerem’in amcasının Ayşe teyzeyi kurtardığı gibi, onu kurtardığını hayal etti kalan yol boyunca. Tabi Pervin bir prenses, Kerem de bir prensti hayalinde. Onun aksine Kerem ise Altay amcası ile ikisinin kostümleri olan süper kahramanlar olduklarını ve kötülere karşı savaşıp, iyileri kurtardıklarını hayal ediyordu. Pervin’i bu hayalin içinde bir yerlere yerleştirmek aklına bile gelmemişti.
Ayşe, Kerem’e çok belli etmese de akşam olanlardan tedirgin olduğu için hemen bina yönetimini aramıştı ertesi gün. Görüntülü sistemin ve otomatik kapı kilidinin bir an önce devreye alınmasını istiyordu. Yönetici bir kaç dairenin daha benzer talebi olduğunu belirtip, ilgilendiklerini söyledi.
Berent gece boyunca sakinleşip yeni plan yapabilmek için çaba sarf etmişti ama Ayşe’nin o adamın arkasından gördüğü gözlerindeki korku dolu öfke aklından çıkmıyordu. Ona sevgiyle bakmasını istediği kadını iyice uzağa koymuştu bu son olanlarla.
“O sersem çıkıp gelmese, bu sabah orada uyanmış bile olabilirdim!” dedi hırsla, yakın zamanda yeniden hareket geçmesi imkansız hâle gelmişti şimdi, bir daha giderse Ayşe kesin polisi arardı bu defa.
“Dün gece için özür dilerim!” diye mesaj attı Ayşe’nin telefonuna, “Ben sanırım alkol çizgisini biraz aşmışım, yeğenimi ve seni korkutmak değildi amacım. Biz bir aileyiz!”
Ayşe iş yerine gider gitmez aradığı bina yöneticisi ile konuştuktan sonra gördü Berent’in mesajını.
“Aile falan değiliz!” diye mırıldandı kendi kendine, önce engellemeyi düşündü numarayı ama sonra vazgeçip bıraktı telefonu. Neden bunca zaman sonra yeniden ortaya çıkıp hayatlarına girmek için bu kadar ısrarcı davrandığına bir anlam veremiyordu Berent’in. Söylediği gibi pişman olduysa bile onu hayatına almak gibi bir mecburiyeti yoktu artık. Kocası ölmüştü ve onun sağlığında bir bağı olmadığı ailesi ile bağ kurması gerekmiyordu bile. Berent’i eski bir okul arkadaşı olarak bile istemiyordu hayatında. Kardeşinin arkasında durmadığı için kızgındı ona.
Altay onlardan ayrılınca dükkana dönüp, kapatmıştı pastaneyi. Kerem’in telefonu gelir gelmez hiç düşünmeden fırlayıp gittiği ve yaşanılan sahneyi görür görmez de düşünmeden dahil olduğu için ancak döndüğünde gözden geçirebilmişti olayları. Kerem’in korku dolu sesi ve yine korkuyla ona sarılışı çıkmıyordu aklından. Neden ona bu kadar güvendiğini anlayamamıştı ama içinde ona karşı giderek büyüyen bir sevgi olduğunu hissediyordu.
“Babasız bir çocuğa duyduğum bir merhamet mi acaba bu?” diye sordu kendi kendine, “Babaya ihtiyacı olan bir çocuğun daha da doğrusu!”
Ne sakıncası vardı ki öyle olmasının, bir çocuğun güvenini kazanmanın bu kadar iyi hissettireceğini hiç düşünmemişti. Annesinin tek başına onu koruma çabasının ne kadar zor olduğunu anlayabiliyordu biraz. Kerem’in normalden fazla duygusal bir çocuk olması da zorluyor olmalıydı onu. Sonrasında neler olurdu bilmiyordu ama bu anne ve oğulun hayatına girdiklerini hissediyordu içinden. Onlarla yeniden karşılaşacaktı muhtemelen ve aslında bunu istiyordu da. Annesi izin verirse belki Kerem ile vakit bile geçirebilirdi biraz. Sevgisini ondan esirgemesi için bir neden yoktu ortada!
(devam edecek)