Elif hanımın Ayşe’nin diğer oğluyla evlenmesini onaylar gözükmesi sayesinde, Berent’in de gönlü olacaktı. Eğer oğlunu tanıyorsa Ayşe’yi sadece elinde tutamadığı için istiyor olmalıydı ve sahip olunca kolayca değerini yitirecekti. Tabi bu arada Ayşe’nin Berent’ten de bir çocuk sahibi olmaması gerekiyordu.
Oğlunun ve rahmetli kocasının annesinin ve kardeşinin planlarından habersiz olan Ayşe, Levent’in hatırasını yaşatmak ve oğluna iyi bir gelecek bırakmak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Kerem’e söylemese de, kardeşlerinden annesinin sağlığının iyiye gitmediği haberini almıştı. Emine hanım kocası öldükten sonra amacını kaybetmiş gibi gözüküyordu. Ağabeyi annesini hayata bağlayanın Nazım beyle ilgilenmek olduğunu sandığını söylemişti. Nasıl oluyorsa torunları ile ilgilenmek bile kocası ile ilgilenmenin yerini tutmuyordu. Eskisinden daha yorgun ve daha sessizdi artık. Akşamları erkenden odasına çekiliyordu.
“Annem çekingendir biliyorsun, sizi rahatsız etmemek için öyle yapıyordur!” demişti Ayşe ama yine de aklı annesinde kalmıştı. Bir üçüncüyü kişi daha kaybetmeye hiç hazır hissetmiyordu kendisini. İşlerden uzun bir süre ayrı kaldığı için gidip annesini görmesi imkansızdı. Ayrıca ağabeyinin evi yeterince kalabalık olduğu için bir de Ayşe’nin yük olması hiç uygun değildi. Annesini yanına çağırsa, bütün gün işte olduğu için sanki Kerem’e baksın diye çağırmış olacaktı ki, şimdi ağabeyinin annesinin desteğine ondan daha çok ihtiyacı vardı.
Pervin planlarını uygulamaya koymak için beklerken babaannesine ne kadar az misafir geldiğini fark edip üzülmüştü. Pervin de olmasa bütün gün Hamiyet hanımın kapısını çalan yoktu. Altay amcası sürekli pastanede olsa da annesini görmek için dükkan uygunsa siparişleri kendisi getiriyordu. Babası da her gün Pervin’i almaya çıktığı için annesi ile ayak üstü görüşüyordu. Annesi insanların her zaman yaşıtları ile birlikte vakit geçirmesi gerektiğini söylüyordu. Aslında bunu daha çok Pervin için söylüyordu ama neden babaannesi için de geçerli olmasındı? Babaannesinin durumunu keşfedince Kerem’in annesi için üzülmesinin ne kadar haklı olduğunu düşündü. Dedesi öldükten sonra babaannesi de evlenmiş olsa şimdi böyle tek başına olmazdı.
“Babaanne?” dedi bir akşam okuldan çıkış onun evine gittiğinde, “Sen neden dedem öldükten sonra başka dede bulmadın kendine?”
“Başka dede mi?” dedi Hamiyet hanım gülerek, “Ne yapacağım ki başka dedeyi!”
“Tek başına kalmazdın! Şimdi başka dedem olsa, sana her şey de yardım ederdi!”
“Canım kızım nereden çıktı şimdi bu! Ben yalnız değilim ki sen varsın, amcan var, baban var, annen var!”
“Geceleri ona sarılır uyurdun fena mı olurdu?”
“Bak sen bu bacaksıza? Nereden aklına geliyor böyle şeyler. Ben koca yatakta tek başıma döne döne uyumaktan çok memnunum. Doğrusunu istersen bu yaştan sonra yatağımı kimseyle da hayatımı da kimseyle paylaşamam!'” diye konuyu kapatmak istedi Hamiyet hanım ama Pervin’in bakışlarından ikna olmadığını anladı. Yine de torununun onu böyle düşünüyor olması hoşuna gitmişti. Duyarlı ve duygusal bir çocuktu Pervin. Annesi ve babası onu gerçekten iyi yetiştiriyorlardı, tabi onlardan gelen güzel huylarını da yok saymak olmazdı.
Pervin hem babaannesinin kapısını birilerinin çalmasını istediği, hem de misafirler gelirse planlarını devreye sokacağını düşündüğü için plan yapmaya başladı. Oturdukları apartmanın giriş katında oturan yaşlı karı koca, babaannesinin yaşıtları ile görüşmesi için uygun arkadaşlara benziyorlardı. Hamiyet hanımı onlarla konuşurken bir kaç kez görmüştü. Havalar güzel olunca, apartman kapısının hemen yanındaki mutfak balkonlarında oturup, gelen geçenle selamlaşıyorlardı. Bir kaç gün sonra anne ve babası ile hafta sonu gezmesine giderken yaşlı kadını kapının önünde görünce, “Bir gün babaanneme gelirseniz sizinle çay içmekten mutlu olurum!” deyiverdi. Anne ve babasının şaşkın bakışları sürerken, yaşlı komşu Berrin hanım, sevgiyle onun yanağını okşayıp, “Ben de memnun olurum!” dedi.
Babasının bu konuşmayı hemen annesine yetiştireceğini biliyordu. Pazartesi okuldan döndüğünde Hamiyet hanım “Sen bizim eve komşu mu çağırdın bakayım?” dedi gülerek, “Oturup çay içeceksin Berrin hanımla öyle mi?”
“Babaanne o kadın hep kocasıyla ya sıkılmıştır diye düşündüm!” diye gülümsedi Pervin en şirin haliyle “Babaannesinin sen sıkılıyorsun diye çağırdım” dese tepki göstereceğini anlamıştı.
“Sen demiyor muydun bir dede olsa sıkılmazdın, yardım eder diye! İşte onun bir dedesi var evde! Bak adamın yemeği, ilacı yüzünden kadıncağız evden çok fazla çıkamıyor bile ama madem söylemişsin ayıp olmasın diye yarın akşam üzeri çaya çağırdım ikisini!”
“Yarın mı?” dedi Pervin telaşla, bunu hemen Kerem’e söylemesi gerekiyordu.
“Ne oldu uygun değil misin yoksa?” dedi Hamiyet hanım alaylı bir sesle, “Önce sana mı sorsaydım günü? Söyle bakayım?”
“Şey, babaanne siz onlarla otururken ben de Kerem’i çağırsam olur mu?”
“Olur ama Berrin hanımla çay içmeyecek miydin sen?”
“Düşündüm de ben çay sevmem biliyorsun. En iyisi Kerem’de gelsin ki, herkes yaşıtları ile otursun değil mi? Annem öyle diyor ya!”
“Ah sen yok musun?” dedi Hamiyet hanım ellerini beline koyarak, “Dur Ayşe’yi arayıp da Kerem’i de yarın çaya çağırayım bari!”
“Teşekkür ederim babaanne!” diyerek yaşlı kadının boynuna atlayıp öptü Pervin. Annesi söyleyince Kerem’in planı devreye sokacaklarını anlamasını umuyordu.
Tam da düşündüğü gibi oldu, zaten haber bekleyen Kerem annesi Hamiyet hanımın yarın okuldan sonra onu çağırdığını duyunca, hemen kumbarasındaki paralar ile pastanenin adı ve adresi yazan kağıt parçasını çantasına koydu annesine göstermeden. Kağıtta pastanenin telefonu da yazıyordu. Okuma yazması bilmese de sayıları tanıdığı için kaybolursa birinden telefon rica edip arayabilirdi. Hayatının en büyük macerasını çıkacağı için heyecandan uyuyamadı o gece. İlk defa bu kadar uzağa, kimseye söylemeden ve kendi başına gidecekti ama annesi için bunu başarabileceğine emindi. O cesur bir çocuktu. Pervin’in bu başarısından sonra ona hayranlık duyacağından da hiç şüphesi yoktu.
Ertesi sabah servise bindiklerinde Pervin onun mesajı doğru anladığını öğrenince rahatladı. İkisi de çok heyecanlılardı. Hamiyet hanım misafirlerle otururken Kerem sessizce kapıdan çıkacak ve tarife göre pastaneye gidecekti. Pervin babaannesinin odaya gelme olasılığına karşılık odada sürekli ses yapacak, Hamiyet hanım gelip Kerem’i sorarsa, tuvalette diyecek ya da saklambaç oynuyoruz diye bahaneler üretecekti. Kerem geri geldiğinde fark edilmeden içeri girebilsin diye de sokak kapısını tam kapamadan çıkacaktı. Bütün bunların bir saat içinde olup bitmesi gerekiyordu. Bir saatten fazla sürer, misafirler de erken giderlerse başları ciddi olarak belaya girebilirdi.
“Kaybolmazsın değil mi? Korkuyorum biraz!” dedi dönüş servisinde Pervin
“Saçmalama ben erkeğim kaybolmam!” dedi Kerem havalı bir şekilde ama zaman yaklaştığı için onun da kalbi küt küt atmaya başlamıştı korkudan ama Pervin’e belli etmeye utanıyordu. Hamiyet hanım onları karşıladıktan sonra misafirleri geleceği için çabuk çabuk yukarı çıkardı. Kapıda kalmasınlar diye çocukların dönüş saatinden yarım saat sonrayı vermişti randevu olarak. Altay’ın gönderdiği siparişler gelmiş, çay da demlenmişti.
Kerem ve Pervin odaya geçerek kapının çalmasını beklemeye başladılar. Kapı çalıp misafirler içeri girer girmez harekete geçeceklerdi. Hamiyet hanım misafirleri beklemeden onların tabaklarını ve sütlerini odaya getirmişti. Bu da misafirler geldikten sonra odaya girme ihtimalini düşürüyordu. Pervin unutmaması için Kerem’e tarifini tekrarladı. Kerem korkusunu gizlemek için elinden geleni yapsa da, konuşurken nefes nefese kaldığı için Pervin onun heyecanını fark etti.
(devam edecek)