Pervin’in tarifine göre kendi evlerinden çıkıp, okula doğru değil diğer yöne yürüyecekti Kerem pastaneye varmak için. İlk sokaktan girecek, taksi durağı olan sokağa sapmadan geçip, bahçesinde kocaman köpeğin olduğu kırmızı evin önüne gelecek, o evden sonraki sokağa da sapmadan yürümeye devam edecekti. Pervin’in annesinin her zaman yufka aldığı yufkacının yanındaki boyacıya varınca karşıya geçip, kırmızı yapraklı ağaçların olduğu yerden dönecekti. Biraz daha yürüyünce, önünde sandalyelerin olduğu ve mis gibi pasta kokusu yayılan dükkanı zaten görürdü. Amcasının adı Altay’dı. Uzun boylu kahverengi saçlı ve ela gözlüydü. Arada bir gözlük takıyordu, küçükken düştüğü için kaşının birinde çizgi gibi açıklık vardı. Dükkanda önlük giymeyen tek çalışandı ve çoğunlukla kasanın oralarda duruyordu.
“Peki ne diyeceksin gidince?” demişti Pervin merakla.
“Müşteri gibi davranıp sohbet edeceğim!”
“Harika amcam sohbet etmeyi çok sever! Keşke ben de gelseydim seninle!”
“Olmaz sen kimliğimizi belli edersin, ağzından da bir şey kaçırabilirsin. Erkekler bu konuda kızlardan çok daha iyidir. O yüzden bütün ajanlar erkek olur!”
“Hiç de öyle değil!” dedi Pervin yine bozularak ama sonra oyuna dalıp unuttular bu konuşmayı da.
Hesaba katmadıkları Kerem’in henüz altı yaşında olduğu ve tek başına üç sokak arkadaki pastaneye gitmesine annesinin asla izin vermeyeceğiydi. Ayrıca müşteri gibi gidecekse, bir şeyler alması gerekiyordu ve bunun için de para lâzımdı. Ancak eve gittikten sonra bunları düşünebildiği için, önce bunları çözmesi gerektiğini anlayıp, kendi kendine planlar yapmaya başladı. Annesi onu hiç bir yerde tek başına bırakmıyordu. Annesinin haberi olmadan evden çıkıp gitmesi de mümkün değildi. Ertesi gün yeniden görüşene kadar bunu nasıl çözeceklerini düşündü durdu. Servise binmek için sabah yeniden bir araya geldiklerinde harika bir planı vardı. Hamiyet hanım duymasın diye servise biner binmez fısır fısır planını Pervin’e anlattı. Planın hayata geçmesi için Kerem’in Hamiyet hanımın misafirleri olduğu bir gün Pervin ile orada olması gerekiyordu. Bu arada Pervin de çiçekçiyi elemeleri gerektiğini söyledi, babasından onun evli olduğunu karısının da hafta sonları gelip adama yardım ettiğini öğrenmişti. Neyse ki papatyaları seven bir adayları hâlâ vardı, amcası. Babaannesinin karşı komşusunun oğlu hakkında henüz bir şey öğrenememişti. Evdekiler şüphelenmesin diye ikisini birden sormaktan çekindiği için onu babaannesine sormayı planlıyordu. Kerem onun çiçekçi ile ilgi bilgileri bu kadar hızlı topladığı için kutlayınca, önceki sefer ona kızdığı her şeyi unutup yanakları yeniden pembe pembe oldu.
“Sen iste yeter ki!” dedi mahcup bir sesle. Sonraki günler de Hamiyet hanıma misafir gelir umuduyla Kerem bir kaç kez onlara gitse de her seferinde Hamiyet hanım tek başına olduğu için planı bir türlü uygulayamamışlardı. Pervin doğru günü yakalamak için her sabah servise binmeden babaannesine “Bu gün misafir gelecek mi?” diye soruyordu. Hamiyet hanım onun bu misafir merakına bir anlam veremediği için “Hayır!” diyordu ama nedenini bir türlü Pervin’in ağzından öğrenemiyordu. Bu arada babaannesinin karşı komşusunun oğlunun henüz üniversite öğrencisi olduğu ortaya çıkmıştı. Pervin, Kerem’den bir tebrik daha almayı beklerken adayın yaşını tahmin edemediğini fark edince canı sıkılmıştı. Hamiyet hanım Pervin’in son günlerde garip soruları ve davranışları olduğunu fark etse de, o soru sorunca cevap alamadığı için gülüp geçmeye başlamıştı ama küçük kızın bir şeylerin peşinde olduğundan şüphelenmişti.
Adayların ikisi elenip geriye sadece amca kaldığı için Kerem biraz mutsuzdu, ikisi biraz daha düşünmüş olsalar da çok insan tanımadıkları, tanıdıkları herkes de evli olduğu için başka aday bulamadılar.
“Amcam son şansımız!” demişti Pervin sıkıntıyla.
“Amcanı sevmezsem son şansımız da olsa elerim sonra gücenmece yok!” demişti Kerem de kararlı bir sesle.
İki çocuk kendi masum planlarının peşindeyken Ayşe’nin babasının ölümünü tamamen tesadüfi bir şekilde öğrenen Berent, bunu bahane edip, ona başsağlığı dilemenin yollarını arıyordu. Emine hanım, oğlunun onlardan uzak ölümünden Ayşe’yi suçladığından ve o da işin içinde olduğundan Ayşe ile görüşmek istediğini annesine belli etmek istemiyordu ama hâlâ çocukmuş gibi kaçamak oynamak da istemiyordu artık. Bir kez bu yüzden kaçırmıştı Ayşe’yi elinden ve şimdi de istemiyormuş gibi yapmaya devam ederse yine onu görmeyecekti. Elif hanım Levent’i kaybettikten sonra elinde kalan tek oğlu Berent’e daha da düşkün olmaya başlamıştı. Toygar beyin de ölümünün ardından, Berent’i evlendirip mutlu bir yuvası olduğunu görmek istediğini söylemeye başladı ama Berent maalesef annesinin düşündüğü gibi herhangi biriyle evlenmek istemiyordu. Annesine göre Berent evlenip çocuk sahibi olmazsa her şey Ayşe ve oğluna kalacaktı. Annesinin ne düşündüğünü bilen Berent sonunda saklamanın bir anlamı olmadığını düşündüğü için annesiyle konuşmaya karar verdi.
“Ayşe’ye sevgi beslemediğini ve mirasın onun eline kalmasını istemediğini biliyorum” diye girdi konuya.
Elif hanım oğlunun böyle açık açık konuşmasını beklemediği için bir şey söylemeden onun yüzüne baktı sadece. Annesinin sessiz kalmasından cesaret alan Berent devam etti.
“Sonuçta o çocuk sadece Ayşe’nin değil biliyorsun. Levent’in oğlu. Ben de yeğenimin sahipsiz kalmasını istemiyorum. Aslına bakarsan okul yıllarında Ayşe’den hoşlanan tek kişi Levent değildi!”
“Ne demek istiyorsun?” dedi gergin bir sesle annesi.
“Demek istediğim, artık Levent olmadığına göre, Ayşe ile ben evlenebilirim! Böylece hem miras dışarı gitmez, hem de yeğenim babasız büyümez diye düşünüyorum!”
Elif hanım oğlunun yüzüne bakmaya devam ediyordu, Berent annesinin bu tuhaf sessizliğinden ne sonuç çıkacağından emin olamadığı için o da susmuştu. Elif hanım bir kaç dakika öylece durduktan sonra, Berent’in hiç beklemediği bir şekilde “Haklısın!” dedi oğluna, “Eğer dediğin gibi olursa babanın tüm mirasını sen yönetirsin!”
“Doğru!” dedi Berent iyice cesaretlenerek.
“Ancak o kadın seninle evlenirse bile bağrıma basacağımı kesinlikle düşünme, sadece babanın mirasına saygımdan ve torunumun sahipsiz kalmasını istemediğimden söylüyorum bunu!”
“Tamam, anlıyorum!” dedi Berent, “Ayşe yakınlarda babasını kaybetmiş, onunla yeniden diyaloga geçmek için bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Hazır duygusal bir dönemdeyken ona yanında olduğumuzu gösterebilir, aramızdaki duvarları yıkabiliriz.!”
“Baş sağlığına mı gitmemiz gerektiğini söylüyorsun! Beni kesinlikle karıştırma!” dedi Elif hanım yine gerilerek.
“Anne seni ikinci kez karşısına alacağını bile bile bana kollarını açacağını mı düşünüyorsun. İlk adımı birlikte atmak zorundayız!”
Annesi yine sessiz kalınca, en uygun zamanda Ayşe’nin hayatına yeniden girmek için plan yapmaya başladı o da. Başlangıçta niyetini belli etmeden sadece destek olmak için ona yaklaşmalıydı. Kocasını ve babasını kaybettikten sonra iyice duygusal ve zayıf olacağını tahmin ettiği Ayşe’nin ona destek olacak, oğluna sahip çıkacak bir eli geri çevireceğini hiç sanmıyordu. Berent’in Ayşe ile yüz yüze yaşadığı hiç bir tatsızlık yoktu ve uzun süredir tanıştıkları için ona güvenmesi de kolaydı. Üstelik her şeyden öte o çok sevdiği kocasının kardeşi, yani hâlâ ailesinin bir parçasıydı.
Elif hanım oğlunun teklifini çok iç açıcı bulmasa da, Ayşe’nin mirastan mümkün olduğunca az pay alması için elinden geleni yapmaya kararlıydı. Diğer oğlunun da o kızdan hoşlanmış olması fikrinden de hiç hoşlanmamıştı. Berent bunu daha önce de söylemişti aslında ama Ayşe’nin ondan hoşlandığını anlatmıştı aslında. Eğer onu ikna eder evlenmeyi başarırsa, Elif hanım bir süre sonra ayrılmaları için elinden geleni yapacaktı. Bu süre içince ona kalan her şeyi bir şekilde kendi üzerlerine almayı başarırlarsa, onu kolayca kapının önüne koyabilirlerdi. Tek yapması gereken bu süre boyunca ona katlanmak olacaktı.
(devam edecek)