Kerem’in annesi ile evlenecek olan adayın, annesine yardım edebilecek kadar güçlü ve sabırlı, onu kollarıyla sarıp teselli edecek uzun boylu biri olmalıydı mutlaka. Kerem orada burada uyuduğunda da onu da taşıyıp yatağına götürmeliydi. Annesinin işinden anlasa da iyi olurdu ama o çok da şart değildi belki. Annesini işe bırakıp almak için arabası olmalıydı. O çok yorulduğunda yemekleri yapması için mutfak işinden anlamalıydı. Annesi onca işin içinde bir de markete koşturduğu için market işini de yapması gerekiyordu, çöpü çıkarması da şarttı. Eve haftada iki gün yardımcı bir kadın geliyordu ütü ve temizliği yapıp gidiyordu ama yine de evde yapılacak daha bir sürü iş vardı. Annesinin işi olduğunda Kerem’e bakması gerekeceğinden, Kerem’in de iyi anlaşabileceği, eğlenceli biri olmalıydı. Servis’te ki dar zamanda akıllarına kimse gelmeyince, okul çıkışında Pervin ısrar edince Hamiyet hanım Ayşe’yi aradı ve Kerem’i onlara götürdüğünü haber verdi. Ayşe oğlunun köydeki ağır havadan etkilendiğini düşündüğü için memnuniyetle kabul etti bu teklifi. Yukarı çıkar çıkmaz hemen plana başladılar iki çocuk. Hamiyet hanım duymasın diye Pervin’in amcasının odasına kapanmışlardı
“Bizim servisi şoförüne ne dersin?” dedi Pervin, “Bildiğim kadarıyla evli değil! Kocaman da bir adam hepimizi kolayca kucaklayıp taşıyabiliyor!”
“Olmaz!” dedi Kerem ağzını eğerek. Annemin işinden anlamalı diyorum, “Erdem amca iyi biri kabul ediyorum ama annemin mimar olduğunu unutma!”
“İyi de biz mimar tanımıyoruz ki, neden illa annenin işinden olması gerekiyor. Her gün anneni alır, işe götürüp, getirir fena mı?”
“Bunu arabası olan herkes yapabilir!” dedi Kerem kaşlarını çatarak, “Annem için uygun biri olduğunu sanmıyorum!”
“Neden?”
“Çünkü öksürürken ağzını kapatmıyor! Annem böyle şeylere hassastır benim! Ya tam bakışırken annemin yüzüne ya da yemeğine öksürürse ne olacak?”
“Ne?” dedi Pervin yüzünü buruşturarak, “Sen nereden dikkat ettin ki böyle şeylere!”
“Çünkü ben de sevmiyorum!”
“O zaman bizim okulun müdür yardımcısı nasıl?”
“Gökçe öğretmeni mi diyorsun?”
“Evet onu diyorum!”
“Onun masasında bir çocuk resmi var, onun bekar olduğunu sanmıyorum!”
“Belki sevdiği herhangi bir çocuktur!”
“Kim masasına herhangi bir çocuğun resmini koyar? Onun parmağında bir yüzük gördüğümü sanıyorum ayrıca!”
“Babaannemin karşı komşusunun bir oğlu var! Kırmızı çok güzel bir arabası var üstelik. Babam o arabayı çok beğeniyor! Pahalı bir arabaymış. Demek ki zengin biri! Ayrıca saçları da çok güzel, dalga dalga ve bazen de topluyor arkasından. Babaannem onun annesi ile kahve içiyor bazen. Ailesi ile oturduğuna göre evli de olamaz öyle değil mi?”
“Olabilir!” dedi Kerem kaşlarını kaldırarak, “Biz yine de başka alternatifler düşünelim ki biri elendiğinde elimizde seçenekler kalsın!”
“Hep ben söylüyorum senin tanıdığın kimse yok mu?”
“Düşünüyorum ama aklıma kimse gelmiyor?”
“Sen aslında kimseyi istemiyor olabilir misin?” dedi Pervin ellerini göğsünde kavuşturarak, “Belki de kimseyi annene uygun bulmuyorsun bu yüzden!”
“Hiç de bile, anneme birini bulmam gerektiğini düşünmesem ne diye bunu konuşayım seninle!”
“Sana ilk söylediğimde olmaz demiştin ama?”
“Evet ama bazı şeyler değişti. Dedem ölünce olanlar, fikrimi değiştirdi benim!”
“O zaman annen hakkında biraz daha düşünelim aklımıza biri gelir belki!”
“Tamam!” diyerek elini şakağına dayadı Kerem ve sonra gözlerini açarak bulacakları adamın annesinin papatyaları sevdiği için o da papatya sevmeli ona sık sık papatya alıp getirmesi gerektiğini söyledi. Öyle herkesin yaptığı gibi gül alıp gelirse Ayşe mutlu olmazdı. Bir keresinde Kerem annesi seviyor diye ona bahçede kendiliğinden açmış papatyaları toplayıp getirdiğinde annesi mutluluktan ağlamıştı. Parmağında babasının verdiği papatyalı yüzüğü hiç çıkarmadığını biliyordu. Ayrıca duvarda çerçevenin içinde duran kurutulmuş papatya da babasının annesine verdiği ilk çiçekti.
“Peki tamam o zaman çiçekçiye ne dersin? Babam her zaman anneme oradan çiçek alıyor, çok güler yüzlü, yakışıklı da bir adam!”
“Bekâr mı ki çiçekçi?” dedi Kerem hemen.
“Bilmiyorum ama bence bekar, ayrıca çiçekçi olduğundan annen ne zaman istese ona papatyalar getirebilir düşünsene! Çok romantik değil mi? Ben de papatya seviyorum biliyor musun?” dedi Pervin yanakları biraz kızararak.
“Konu sen değilsin!” diye azarladı Kerem onu, “Çiçekçiyi de alalım listeye! Babaannenin komşusunun oğlu ile iki etti, bir tane daha bulursak tamam bence, içlerinden biri mutlaka doğru kişi olacaktır!”
“Başka aklıma kimse gelmiyor!” dedi Pervin suratını asarak, Kerem’in onun papatya sevmesi ile ilgilenmemesine bozulmuştu biraz.
O sırada Hamiyet hanım elinde iki tabakla içeri girdi, “Haydi bakalım Pervin’in amcası size krokanlı kurabiyeler göndermiş seversiniz diye!” diyerek tabakları çocukların önüne koydu.
“Yaşasın amcam!” dedi Pervin el çırparak bunlar onun en sevdiği kurabiyelerdi. Hamiyet hanım yukarı
çıkınca oğlunu aramış, Kerem’in geldiğini ve cenaze evi sayılacağı için eve bırakırken Ayşe’ye eli boş gitmek istemediği için onlara gönderilecek bir paket ile çocukların yemesi için bir şeyler yollamasını söylemişti. Altay bey, yeğeninin de orada olduğunu bildiği için pakete onun en sevdiği kurabiyelerden de eklemeyi ihmal etmemişti.
“Bunlara bayılacaksın!” diyerek tabağındaki kurabiyelerden birini hemen ısırdı Pervin, o ısırırken çıkan çıtırtılı ses Kerem’i de cezbettiği için hemen o da bir tanesini alıp komple ağzına attı. O yanaklarını şişire şişire ağzındaki kurabiyeyi çiğnerken, “Büyüyünce amcam gibi biri ile evleneceğim!” dedi Pervin Kerem’in haline gülerek, “O çok düşünceli ve nazik biri!”
Sonra iki çocuk gözlerini kocaman açarak birbirlerine baktılar. Kerem henüz ağzındakini yutamadığı için, “Tabi ya!” dedi Pervin, “Amcam harika biri! Üçüncü aday olarak onu yazalım! Düşünsene annen amcamla evlenirse biz seninle akraba oluruz!”
Heyecandan zorla ağzındakini yutan Kerem, elini ağzına kapatarak biraz öksürdükten sonra, “Amcan tarife uyuyor mu?” diye sordu hemen.
“Hem de nasıl uyuyor? Dükkanda kasanın arkasındaki vazoda bir buket papatya var üstelik!”
“Her gün pasta yiyebiliriz hem değil mi?” dedi Kerem neşeyle, kurabiyeleri çok beğendiği için en çok puanı Pervin’in amcasına vermişti hemen ama yine de Pervin anlamasın diye ciddiyetine geri döndü çabucak, “Tabi her adayı tek tek görüp değerlendirmek gerek, annemin önüne hiç birini pat diye çıkaramam. Hepsiyle görüşmeliyim!”
“Tamam!”
“Sen çiçekçi evli mi? Onu öğrenmeye çalış ailenden, karşı komşunun oğlu ile karşılaşmanın bir yolunu bulmaya çalışalım!”
“Babaannem bazen bir şey istemek için çalıyor kapılarını ama annesi açıyor tabi!”
“İşe falan gidiyordur nasılsa arabası da varsa, kaçta çıkıyor, nerede çalışıyor onları çaktırmadan öğrenirsen belki karşısına çıkabiliriz!”
“Tamam!” dedi Pervin yine ellerini çırparak, “Peki ya amcam?”
“Onunla da görüşeceğiz tabi? Pastanesi yakındaydı değil mi?”
“Evet çok yakın buraya, biz yürüyoruz oraya gideceğimiz zaman!”
“O halde harekete geçelim. Sen diğer adaylar hakkında bilgi toplarken ben de amcana giderim!”
“Birlikte gideriz daha iyi olur, annenin ne kadar iyi biri olduğunu söylerim ben amcama!”
“Kesinlikle olmaz! Bilgi toplarken kendimizi açık mı edelim istiyorsun. Ben tek başıma gitmeliyim!” dedi Kerem bir ajan edasıyla.
Pervin onun ciddiyetinden etkilendiği için kabul etti hemen bu fikrini. Yapacak başka plan kalmayınca, adayları belirlemenin mutluluğu ile kurabiyelerini yiyip, oyunda başladılar. Pervin’in babası gelip, Kerem’i eve bırakmadan önce Pervin amcasının pastanesine nasıl gidileceğini Kerem’e tarif etmiş, bir de plan çizmişti. Plan sadece ikisinin anlayabileceği şekilde olduğundan, onlardan başka gören kağıda çizilmiş bu şekillerin ne işe yaradığını asla anlayamazdı. Okuma yazmayı henüz bilmediklerinden, çizgiler ve oklardan başka bir şey yoktu kağıtta ama Kerem gayet iyi anlamıştı nasıl gideceğini. Ayrıca Hamiyet hanımın hazırlattığı paketin kağıdından pastanenin adı ve adresi yazıyordu. Kendi okuyamasa bile birilerine sormak için kağıdın ad ve adres yazan parçasını saklayacaktı.
(devam edecek)