Pervin arkadaşının çaresizliğini iyice benimsemiş ve onun için çözümler arıyordu, “Annenin hiç kardeşi yok mu? Onlar yanında olurlar.” dedi umutla.
“Var ama dayılarımın hepsi evli ve uzakta oturuyorlar! Annem onları her zaman göremez ki, şimdi bile çok görüşemiyoruz! Kuzenlerimin okulları, dayılarımın başlarından aşan işleri var! Bir baban olduğu için şanslısın senin bunları düşünmene gerek yok ama bana yardım edebilirsin!” diye yanıtladı Kerem’de, o da düşünmüştü bunu ama maalesef birlikte değillerdi işte.
“Tamam!” diye yanıtlamıştı Pervin o ilk gün sonra iki çocuk oyuna dalmışlardı beraber.
Ayşe şehir hastanelerinde daha iyi bakılacağını düşündüğü için anne ve babasını alıp yanına getirmişti. Emine hanım evde torunu ile ilgilenirken, Ayşe’de babası için hastanede koşturuyordu. Kerem dedesini hasta yatağında bir kez ziyaret edebilmişti. Emine hanım torununun endişeli halini görünce onun üzülmesini istemediğini, dedesini sağlıklı haliyle hatırlamasını istediğini söylemişti. Levent’i kaybettikten sonra oğlunun üzerine titreyen Ayşe’de, hastane ortamının Kerem’e göre olmadığını düşündüğünden itiraz etmemişti. Ancak babasının da torununu görmüyor olmasına gönlü razı gelmediği için bir kereliğine Kerem’i dedesinin yanına getirmişti.
Kerem dedesinin o çaresiz solmuş halini görünce gerçekten üzülmüş, annesinin yaşlanıp hasta olması veya yalnız kalmasından iyice korkar olmuştu. Aslında Kerem’in kimseye itiraf etmediği korkusu, babası gibi erkenden hayattan ayrılıp, annesini tek başına bırakma korkusuydu. Normalde tüm çocuklar anne ve babalarını kaybetmekten korkarken, o babasının kaderini tekrarlamaktan korkuyordu.
Hamiyet hanım, Emine hanımın da geldiğini duyunca hem geçmiş olsun demeye, hem de çocukları bir araya getirme Ayşe’nin evine uğradı. Daha önce bir kaç kez karşılaştıkları için Emine hanım da çok sevindi bu ziyarete. İki büyükanne kendi hayatlarından sohbete dalınca Kerem ve Pervin de kendi sohbetlerine devam ettiler. Ayşe, anneannesi yanındayken de Kerem’i okula göndermediği için bir süredir okulda da görüşemiyorlardı.
“Bir şey bulabildin mi?” dedi Pervin fısıltıyla, bu konudan büyüklere bahsetmemek konusunda birbirlerine söz vermişlerdi.
“Henüz bulamadım, dedemin halini görünce kafam iyice karıştı.
“Annemin bir arkadaşı var. Onun da kocası ölmüş. Annem babama anlatıyordu geçen gün. Ayşegül yeniden evleniyormuş diye. Babam da ‘iyi olmuş tek başına kalmaz’ dedi ama annen evlensin ister misin bilmiyorum.”
Kerem şüpheyle baktı arkadaşının yüzüne, “İster miyim?” diye sordu yüksek sesle. Pervin omuzlarını kaldırıp, “Ne bileyim?” diye yanıtladı, “Ben babamın yerine birini istemezdim sanırım!”
“Ben de!” dedi Kerem bu olasılığı geçtiler hemen.
Bir kaç gün içinde durumu kötüleşen Nazım bey ne yazık ki kurtarılamadı. Ayşe o kadar çok ağladı ki babasının arkasından, Kerem onu teselli etmek için her gece annesinin yanına gidip “Uyuyamıyorum, seninle yatabilir miyim?” diyerek kendince onu tek başına bırakmamaya çalıştı. Emine hanım da yıkılmıştı kocasını kaybedince ama o Ayşe’den daha metanetli gözüküyordu. Kerem’in bütün dayıları, eşleri ve çocukları da gelmişti yanlarına. Emine hanım kocasının köydeki aile mezarlığına gömülmesini istiyordu. Bu yüzden hep birlikte köye gidip, Nazım beyi köyün camisinden toprağa verdiler. Kerem hayatında ilk defa tanıdığı birini kaybettiği için çok etkilenmişti bu ölümden. Babası öldüğünde de herkesin böyle üzüldüğünü düşünüp, iyice kötü hissetmişti kendini. Kalabalık bir aile olduklarından yeğenleri ile bir arada olmak aklındakileri çabucak dağıtmasına neden olmuştu ki neyse ki. Ne kadar yas evi de olsa, çocuklar kendi aralarında eğlenip gülmeye devam ediyorlardı. Nazım beyin çocukları, kendi çocuklarını sessiz olmaları için uyarsalar da, Emine hanım tam tersine, çocukların özgürce gülüp, eğlenmeleri gerektiğini savunduğu için serbest bırakmışlardı.
“Çocuklar evin neşesi!” demişti Emine hanım, “Bırakın da uğurlarken Nazım beyin evi neşe ile dolup taşsın hep istediği gibi!”
Babalarının ardından Emine hanımı köyde tek başına bırakmak istemedikleri için en büyük ağabeyleri onu yanına almaya karar verdi. Karısı üçüncü çocuklarına hamile olduğundan evde desteğe de ihtiyaçları vardı. Emine hanım bütün gelinleri ile iyi anlaştığından, oğlunun evine gitmeye hiç itiraz etmedi. Kalabalık olduklarından iki katlı müstakil bir evde oturuyorlardı. Bahçesi de olduğu için köydeki evini çok aratmıyordu. Apartman dairelerine çocuklarını görmek için katlansa da alıştığı gibi açık havaya çıkamazsa kendini boğulacakmış gibi hissediyordu.
Emine hanımın da ne olacağına karar verildikten sonra herkes kendi hayatına döndü. Köydeki ev hepsinin buluşma noktası olarak dağıtılmadan bırakılacaktı. Hayvanların ve tarlaların bakımı için köyden bir kaç kişi ayarlandı. Babalarının onca emek verdiği şeyin dağılıp gitmesine gönülleri razı değildi. Onun sağlığında olduğu gibi köyden taze şeyler gelmeye de devam edecekti böylece. Yaz gelince herkes kısa süreliğine de olsa anneleri ile köy evinde buluşacaktı.
Ayşe, Kerem’, alıp geri geldiğinde babasıyla ilgilendiği için bir süredir ihmal ettiği işlerine yoğun bir şekilde geri dönmek zorunda kaldı. Aslında bu yoğunluk, Levent’i kaybettiğinde de olduğu gibi onun acılarını soğutmasına yardımcı oluyordu. Yüreğinin sesini duymamak için ayakta duracak hâli kalmayana dek zihnini ve bedenini yoruyordu. Levent’i kaybettiğinde, Kerem henüz çok küçük olduğundan daha ihtiyatlı davranmış, enerjisini oğluna harcamayı seçmişti. Oğlu yine küçüktü ama kocaman bir adam gibi annesini anlıyor ve teselli ediyordu. Böyle huyları babasına o kadar çok benziyordu ki, Ayşe ona göstermeden başını okşayarak ağlıyordu oğlunu uykusunda seyrederek. Dönüşte yol boyunca minik elini annesinin elinden çekmemişti. Yine korktuğunu bahane edip annesine sokularak uyumuştu. Kendince annesine “Ben yanındayım!” dediğini Ayşe yürekten hissediyordu. O da sıkıca oğluna sarılıyor, “Ben de yanındayım!” mesajı vermeye çalışıyordu.
Kerem köyde yaşayıp, gördüklerinden sonra, babasının yerine başkasını koyup, koymak istemediğini uzun uzun düşündü. Babasını hiç hatırlamıyordu o yüzden annesinin birini sevmesi Kerem için tan olarak onun yerine koymak olmazdı. Bu açıdan Pervin ile farklı durumdaydılar ve aynı hissetmek zorunda değillerdi. Öte yandan annesinin onu mutlu edecek birini sevmesini isterdi. Her işe kendi başına koşturmak zorunda kalmazdı hiç değilse, biraz dinlenir, daha da mutlu hissederdi. Anneannesi “Bu kadar kendini hırpalamaya devam edersen yakında hasta olursun!” demişti kızına ayrılmadan önce. Dayılarının hepsi babalarının arkasından ağlayınca eşleri onlara sarılıp teselli etmişti. Annesine ise sarılacak sadece Kerem vardı. Birinin canı yandığından ona verilecek en güzel tesellinin sarılmak olduğunu biliyordu Kerem. Annesi ona sarılınca, onun sıcacık kollarında kaybolmak her zaman bütün acı ve kederlerini unutturuyordu ona. Kendi kolları küçük olduğu için annesini öyle kucaklayamıyordu henüz ama büyüdüğünde sık sık sarılıp göğsüne bastıracaktı onu hiç üzülmemesi için. İşte şimdi onun kolları yetmezken annesine sarılıp, sevgisini verecek birisi olmalıydı hayatında.
Döndüklerinde evde onunla kalacak kimse olmadığı için başlamıştı hemen okuluna. Böylece Pervin’le de servis beklerken karşılaşmışlardı hemen. Hamiyet hanımın yanında bu konulara girmediklerinden servise biner binmez fısıltıyla “Annemin evlenmesi gerek kararımı verdim!” demişti Kerem arkadaşına.
Planın ikinci aşaması, Kerem’in annesinin kiminle evleneceğiydi. Kerem her şeyi garantiye almak için annesinin evleneceği kişiyi de kendisi seçmek istiyordu. Annesi bu kadar yorgun ve üzüntülüyken doğru kişiyi seçemeyebilirdi. Oysa Kerem annesi için en iyisini görür görmez anlayacağından emindi. Önce ihtiyaçları belirleyip, bu ihtiyaçları karşılayacak adayları seçmek daha kolay olacağından, Pervin ile annelerin neye ihtiyaç duyacaklarına dair bir liste yapmaya başladılar. Pervin’in evde babası olduğundan, Kerem’in aklına onun aklına gelmeyen bir sürü şey geliyordu.
(devam edecek)