Ayşe, Levent’in arkasından kendini işlerine ve oğluna adamıştı. Levent ile birlikte kurdukları şirketi, onunla hayal ettikleri gibi başarı ile devam ettiriyordu. Artık piyasada tanınan bir isimleri vardı. Geçen yıllar boyunca ailesinin de desteği ile oğlunu kendini başına büyütmüş, babasından sıkça bahsetse de, Levent’in ailesinden herhangi birinin adını ağzına bile almamıştı.
Toygar bey oğlunun cenazesinin ardından her şeyi bırakıp, kendini odasına kapatmıştı. Aylarca kimse ile konuşmadan yaşamış, bir yıl sonra da odasında geçirdiği kalp krizi yüzünden hayatını kaybetmişti. Elif hanım oğlunun acısı yüreğini yakmaya devam ederken, kocasını da toprağa vermişti. Ayşe’nin ailelerine uğursuzluk getirdiğini ve onları mahvettiğine inanıyordu artık. Oğlunun çocuğu olmasına karşılık Berent bir kaç kere konuşmasına rağmen torununu görmek bile istemiyordu. Berent annesinin acısı henüz taze olduğundan üzerine gitmiyordu ama kendisi de Ayşe’yi aklından çıkaramadığı için annesi ile onun arasını yapmanın yollarını düşünüyordu. Elif hanımın öfkesi ne yazık ki Berent’in sandığı kadar çok dinmedi. İki yıllık psikiyatri tedavisi gördükten sonra olanlarla biraz daha barışıkmış gibi görünse de torununu görmek için herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Berent her ne kadar Ayşe’yi düşünüyor olsa da, kardeşinin ölümü onu da çok sarsmıştı. Kardeşi ile ailesinin arasına girdiği için kimseye itiraf edemediği bir vicdan azabı yaşıyordu. Aslında sırf bu yüzden de onun oğluna sahip çıkmak, Ayşe’nin yanında olmak istiyordu. Kardeşinin kopmasına neden olduğu ailesi ile yeğenini bir araya getirirse kendince bir borç ödemiş olacaktı. Babasının ölümünden sonra çalıştığı şirketten ayrılıp, babasından kalan işlerin başına geçti. Toygar beyin başka mirasçısı olmadığı için ondan başka bu işleri devralacak kimse kalmamıştı. Elif hanım Berent böyle bekâr kalmaya devam ederse, kocasından kalan her şey Levent’in o kızdan doğan oğluna kalacağını düşünüp, Berent’i evlenmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Levent ve Toygar bey öldükten sonra Ayşe zaten yasal mirasçı olmuştu ama aileye olan saygısından bu mirasın peşine düşüp, intikal işlemleri yapmamıştı. Kendine kalan her şeyin babasından Kerem’e geçmesini istiyordu. Onun hakkıydı tüm bunlar ama Levent olmadan kendine düşen paya da elini sürmeyecek, onları da oğluna bırakacaktı. Nazım beyinde sağlığı giderek bozuluyordu, Emine hanım da onu bırakamadığından sıklıkla kızının yanına gelemiyordu artık. İkisi de yorulmuş ve yaşlanmışlardı. Bütün çocuklarını evlendirmiş, artık koca evde ikisi kalmışlardı. Torunların ve çocukların ziyaretleri onları hayata bağlayan yegane mutluluktu.
Ayşe her şeyle kendisi ilgilenmek zorunda kaldığı için Kerem’i üç yaşında kreşe vermişti. Beş yaşına kadar kreşe devam eden Kerem, beş yaşından sonra da evlerine uzak olmayan özel bir okulun ana okuluna kaydoldu. Babası gibi girişken ve iyi kalpli bir çocuk olduğu için, kreşinde de, anaokulunda da hem öğretmenleri hem de arkadaşları tarafından seviliyordu. Özellikle yan binalarında oturan Pervin ile çok iyi arkadaş olmuşlardı. Pervin’in annesi, babası çalıştığı için o da Kerem gibi anaokuluna başlamak zorunda kalmıştı. Evleri yan yana olduğu için sabah servise beraber binip, akşam da birlikte indiklerinden serviste de, okulda da hep yan yana oturuyorlar, diğer çocuklarla birbirleri ile geçirdikleri zamandan daha azını geçiriyorlardı. Pervin’in anne ve babası işten geç geldiği için okuldan sonra aynı apartmanda oturan babaannesine gidiyor. Akşam yemeğini orada yedikten sonra anne ve babası gelip onu alıyorlardı. Hafta sonları da çoğunlukla babaannesinin evinde oluyordu. Pervin’in babaannesi Hamiyet hanım, akşam servis gelince aşağı inip torununu karşıladığı için Kerem’i de iki yıldır tanıyor ve çok seviyordu. Bazen annesinden izin alıp, Kerem’i onlara çıkarıyor, çocuklar gelmeden hazırladığı kurabiye ve sütleri ikram edip, uyku saatlerine kadar oynamalarına izin veriyordu. Ayşe, Hamiyet hanımı öncesinden tanıyıp, sevdiği için bu ziyaretler ona da bir mola oluyor, evde dinleniyor veya Kerem varken halledemediği işlerine odaklanıyordu. Hamiyet hanım Levent’le de tanıştığı ve ölümüne çok üzüldüğü için Kerem’e ekstra ilgi gösteriyordu. Torunu ile de iyi anlaştıkları için sık sık ikisini bir araya getiriyordu.
Kerem altı yaş anaokulu sınıfına yeni başladığında Nazım beyin durumu iyice kötüye gittiği için Ayşe babasını şehirde bir hastaneye taşımak için köye gitmek zorunda kalınca Hamiyet hanım Kerem’in üç dört günlüğüne yatıya aldı. Annesinin babası için çok endişelenip üzüldüğünü gören Kerem’de çok endişelenmişti. Babasının öldüğünü annesinden dinlemiş olsa bile tanıdığı biri ilk kez ölecek kadar hastalanmıştı. Dedesinin öleceği korkusunu annesinin yüzünde gördüğünden Hamiyet hanım da kalmaya razı olsa da geldiği andan itibaren yüzü hiç gülmedi. Hamiyet hanım zavallı çocuğun halini görünce oğluyla konuşup, Pervin’in de Kerem kaldığı süre boyunca orada kalmasını rica etti. Hatta bu süre boyunca ikisi okula gitmeden, evde kalıp oynayabilirlerdi. Henüz anaokuluna gittikleri için Pervin’in ailesi bu isteğe karşı çıkmadı. Onlarda Kerem’i tanıyor ve seviyorlardı. Dedesinin durumunun kötüleşmesine de üzülmüşlerdi. Ayşe’nin köyde kaldığı dört gün boyunca Kerem ve Pervin bütün gün ve gecelerini Hamiyet hanımın evinde geçirdiler. Hamiyet hanım Pervin’in annesi ve babası kadar katı olmadığı için mutlu olsunlar diye onlara iki kez hamburger sipariş edip, bir gün de cips yemelerine izin verdi. Pervin’in babaannesine geldiği ilk gün iki çocuk kocaman insanlarmış gibi Pervin’in amcasından kalan odaya oturup, durum değerlendirmesi yapmışlardı. Kapı açık olduğu için Hamiyet hanım ikisinin ne konuştuklarını televizyonun sesinden tam anlamasa da hallerinden Kerem’in dedesini ve annesini konuştuklarını hemen anlamıştı. Kerem, Pervin ile rahatça konuşup rahatlasın diye uzun süre kanepeden sessizce onları izlemiş, sonra çocukların yüzü gülmeye başlayınca da dizisine dalmıştı.
Kerem annesinin dedesi için gitmesinden sonra dedesi ve anneannesinin bir gün ölecekleri gerçeğini fark etmiş ve bu onu fazlasıyla sarsmıştı. Anneannesi ve dedesinin hayattan ayrılmalarına çok üzüleceği gibi bir gün evlenip giderse annesinin tek başına ne yapacağının da endişesine kapılmıştı. Hamiyet hanım annesi onu bırakırken, “Babana bir şey olursa annen tak başına ne yapar, çok zor! Kendimden biliyorum!” deyivermişti üzüntüden. Kerem de Hamiyet hanımın yalnızlığını o zaman dikkat etmişti. Ne kadar oğlu ve gelini alt dairede oturuyor olsalar da Hamiyet hanım tek başına yaşamak zorundaydı. Eğer ileride Kerem, annesine böyle yakın oturmaz bir şekilde uzak olurlarsa hepten tek başına kalırdı. Annesi, babası, kocası ve oğlu yanında olmayınca zavallı annesi ne yapacaktı?
“Sen de annene yakın oturursun o zaman?” demişti onu büyük bir ciddiyetle dinleyen Pervin, “Ama babaannemin dedemin resmine bakıp ağladığını gördüm bir kaç kez, sanırım babam ve amcam da olsa o kendini gerçekten yalnız hissediyor.”
“Düşünsene ya ben anneme uzak oturmak zorunda kalırsam!”
“Evet amcam uzak mesela, üç sokak ileride oturuyor! Bizim gibi babaannemi her zaman göremiyor. Bir pastanesi olduğu için sürekli çalışmak zorunda!”
“Amcanın pastanesi mi var?”
“Evet babaannemin kurabiyelerini öğrendiği için orada satıyor!”
“Her neyse annemin babaannen gibi olmaması için bir çare düşünmem gerek!”
“Nasıl bir çare düşüneceksin?”
“Bilmiyorum ama sen de düşünüp bana yardım etsen iyi olur! Annemin bir gün tek başına kalmasını istemiyorum. Anneanneme çok uzak oturuyoruz düşünsene, dedem ölürse o tek başına kalacak.”
“Belki size gelir!”
“Belki ama yine de her ihtimali değerlendirip, annemi bu yalnız sondan kurtarmam gerek!”
(devam edecek)