Kerem altı aylık olduğunda, gerçekten büyük bir ihale için bir teklif aldı şirketleri. Başka şehirde gerçekleşecek bu ihaleyi tanıtacak toplantıya katılmak için çalışanlardan birini göndermek istemediği için Levent bizzat gitmeye karar verdi. Sadece üç gün kaldıktan sonra geri döneceği halde, Ayşe’yi bebekle bırakacağı için özür dileyerek izin aldı karısından. Emine hanım Kerem dört aylık olana kadar yanlarında kalmış, daha sonra Ayşe kendi idare edebileceğini söylediği için köye geri dönmüştü. Yarım zamanlı bir yardımcı kadın haftada üç gün gelip Ayşe’ye ev işleri konusunda yardımcı olduğundan bebeği idare edebiliyorlardı. Levent istersen anneni geri çağıralım demesine karşılık, Ayşe “Üç gün için kadıncağızın düzenini bozmaya gerek yok! Ben idare ederim!” dediği için onlara haber vermediler.
Levent bu işi alırlarsa, Kerem’in geleceği için de büyük bir adım atmış olacaklarını düşünerek heyecanla ayrıldı evden o sabah. Daha yoldayken karısını ve oğlunu özlemeye başladı. İhaleyi açan kurumla görüştükten sonra bir gün daha kalabilecekken, onlara daha erken kavuşmak için ikinci günün akşamında yola çıktı ama ne yazık ki gece uyuyan bir tır şoförünün yoldan çıkması ile başlayan kazaya karışan arabasında, evine kavuşamadan hayata veda etmek zorunda kaldı.
Sabaha doğru çalan telefonun sesiyle içine kocaman bir kor düşen Ayşe, haberi alır almaz olduğu yere yığılıp kaldı. Telefonun sesi ve arkasından annesinin boğulur gibi hıçkırmasına uyanan Kerem ağlamaya başlamasa da, Ayşe çöktüğü yerde öleceğini sanmıştı. Oğlunun çığlıkları kulaklarına dolunca sanki onun da her şeyden haberi olmuş gibi yatağından alıp, sıkıca göğsüne bastırdı ve “Merak etme!” diyerek yarım saat şuursuz bir şekilde evin içinde dolandıktan sonra, ailesini aramayı akıl edebildi.
Erken saatte çalan telefonun hayır olmayacağını düşünen Nazım bey, kızının ağlamaktan anlatamadığı şeyin ne olduğunu anlayınca bembeyaz oldu. Emine hanım daha konuşmanın başında onun gerilen yüz ifadesini gördüğünden endişe ile yüzüne bakıyordu.
“Ayşe’ye mi bir şey olmuş?” dedi korkuyla.
“Levent!” diyebildi Nazım bey sadece. Hemen karı koca toparlanıp yola çıktılar.
Levent’in cenazesi ambulansla şehir hastanesine geliyordu o sırada.
Ayşe anne, babası ve ağabeyi ile bekar kardeşi geldiğinde hâlâ şoku atlatamamış Kerem ile ilgilenmeye çalışıyordu. Yaşadığı şeyin sadece bir kabul olduğunu tekrarlıyordu kendine. Emine hanım göz yaşlarını tutmaya çalışarak torununu kızının kucağından aldı ve ağabeyi Ayşe’yi karşısına alıp, onunla biraz konuşmaya çalıştı. Nazım bey Levent’in ailesinin haberdar olması gerektiğini söyleyince, Ayşe elleri titreyerek telefonu eline alıp, babasına uzattı, “Ben yapamam!”
Ayşe’nin telefonunda sadece Berent’in numarası kayıtlıydı. Nazım bey kendini toparlamaya çalıştıktan sonra, damadının ikiz kardeşini arayarak, kendini tanıttı ve sonra olanları kısaca anlatıp, Levent’in hangi hastaneye getirildiğini söyledikten sonra Berent’in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan kapattı. Aslında bunu bilinçli yapmamıştı. Berent duyduklarının bir şaka olduğunu sandığı için Ayşe’nin telefonunu tekrar aradı. Herhalde kardeşi ondan bir çeşit intikam almak için böyle bir şey planlamıştı. Telefon yeniden çalınca Nazım bey yeniden açtı, Berent “Bunun hiç hoş bir şaka olmadığını, kardeşi veya karısı ile görüşmek istediğini söyleyince, Nazım bey bir şey söylemeden telefonu kızına uzattı. Ayşe, Berent’e bir şey diyemeden hıçkırıklara boğulunca, Berent bunun bir şaka olmadığını anladı ve Ayşe toparlanamadan şok içinde telefonu kapattı. Annesi ağladıkça ağlayan yeğeninin sesini de ilk böyle duymuş oldu. Bir süre boşluğa bakıp, bu haberi anne ve babasına nasıl söyleyeceğini düşündü. Bu güne kadar hep büyük bir hırsla ailesine şikayet ettiği kardeşinin artık hayatta olmadığını söylemenin neden ona düştüğünü sorgulamak bile istemiyordu. Evet Levent’e kızıyor ve kıskanıyordu ama onu böyle kaybedecekleri aklına bile gelmemişti. Bu haberi annesine söylemenin daha zor olduğuna karar verip babasını aradı.
Nazım bey ve oğulları cenazeyi teşhis için hastaneye vardıklarında, Toygar bey ve Berent oradaydılar. Elif hanım fenalık geçirdiği için yanlarında değildi. Toygar bey hiç tanımadığı Nazım beyin oğlunun cenazesini sorduğunu duyunca, yıllardır bastırdığı tüm öfkesi ve pişmanlığını oracıkta zavallı adamın yüzüne kusuverdi.
“Oğlumuzu hayattayken elimizden aldığınız yetmedi, şimdi de cenazesini mi almaya geldiniz!” diye bağırarak. Nazım bey neye uğradığını şaşırmış bir şekilde bir süre baktıktan sonra ağzını açıp cevap verecekken büyük oğlu koluna yapışıp, “Baba acıdan ne söylediğini bilmiyor!” deyince sessiz kalmayı tercih etti. Sakinliği ile tanınan babası, bir anda merhum kardeşinin kayınpederinin üzerine yürüyünce, Berent’te neye uğradığını şaşırmıştı.
Nazım bey oğulları ile Toygar bey ve oğlu hastaneden ayrılana kadar sessizce bekledi ve onlar gittikten sonra ayarladıktan cenaze bilgilerini hastaneden öğrendikten sonra kızının evine geri döndü. Yolda oğullarını da tembihleyerek hastanede olanlardan Ayşe’ye bahsetmemelerini istedi.
Ertesi gün Emine hanım yardımcı kadın ve torunu ile evde kaldı, Ayşe babası ve kardeşlerinin kollarında cenazeye gidebildi. İş arkadaşları, sosyal çevreleri, okul arkadaşları, Toygar bey ve ailesinin çevresinin katıldığı cenaze oldukça kalabalıktı. Elif hanım ayağa kalkamadığından oğlunun cenazesine de katılamadı. İki baba yan yana durdular cenaze namazında ama birbirleri ile hiç konuşmadılar. Sadece Berent Ayşe ve ailesinin yanına gidip ne söyleyeceğini bilemediğini ifade etti ve babasının yanına döndü. Toygar beyin de sağlığı hiç iyi görünmüyordu. İki ailenin birbirleri ile görüşmediğini bilmeyenler doğrudan Ayşe’nin evine gittiler taziye için, bilenler ise ayrı ayrı iki aileyi de ziyaret ettiler. Her gelen Ayşe’ye oğlu için ayakta kalması gerektiğini söylüyor, Ayşe o kadar çok sevdiği kocasının oğlunun büyüdüğünü göremeyeceğini düşünerek katılarak ağlıyordu. Bir ayın sonunda gelen giden azalınca Ayşe biraz daha sakin kalma şansı yakaladı. Nazım bey ve oğulları dönmüşler, Emine hanım kızının yanında kalmıştı. Levent öldükten sonra bile ailesinin onun çocuğuna sahip çıkmayışı Ayşe’nin canını daha çok yakmıştı. Berent’in cenazede yanlarına gelişinin dışında aileden kimse Ayşe’ye baş sağlığı dilememiş, arayıp, sormamıştı. Emine hanım hastanede, Levent’in babasının kocasına söylediklerini bildiği için Ayşe’yi “Evlat acısı çekiyorlar, kolay değil!” diyerek teselli etmeye çalışıyordu ama pek işe yaramıyordu. İki ayın sonunda Ayşe yeniden şirkete gitmeye başladı. Kocasının ölümünden sonra projelerle çalışanlar ilgilenmek zorunda kalmışlardı. Allah’tan hepsi işinin ehli ve şirkete bağlı kişilerdi de bu süreç sorunsuz atlatılabilmişti. Hepsi Levent ve Ayşe’yi çok sevdiklerinden kendi şirketleri gibi işe sahip çıkmışlardı. Ayşe geri döndüğünde onlara tek tek teşekkür etti. Emine hanım kızı iyice kendini toparlayana kadar yanından kaldı. Nazım bey arada gelip gidiyordu.
Ayşe’nin annesi yanında kalmadan kendi ayaklarının üzerinde yeniden durması bir yılı geçmişti. Levent’in kaybının senesi dolduktan sonra Emine hanım kızının işi bırakıp köye dönemeyeceğini bildiği için artık geri dönmesi gerektiğini söyledi. Ayşe bundan sonra Kerem’e hem anne, hem de baba olacaktı. Nazım beyin de sağlığı iyiye gitmediği için, Emine hanımın onun yanında olması gerekiyordu. Ayşe ikisinin temelli yanına taşınmasını isteğini de kabul etmediler. Onlar alıştıkları yerde mutlu olabilirlerdi. Elbette kızlarını ve torunlarını görmeye sık sık geleceklerdi.
Berent kardeşinin cenazesinde Ayşe’yi yeniden görünce içinin yağları erimişti. O kardeşinin arkasından ağlayıp, çırpınırken, sarılıp onu teselli etmemek için kendini çok zor tutmuştu. Onca zaman sadece kıskançlık ve öfke hissettiğini sanırken onu görünce bunların aslında onu çok ama çok özlediği için olduğunu anlamıştı. Onu arayıp hissettiklerini söylememek için ayalardır kendisi ile mücadele ediyordu.
(devam edecek)