İki yıl süren yüksek lisans boyunca Ayşe ve Levent hem çok sıkı çalıştılar hem de çalıştıkları yarım günlük işlerden para biriktirmeyi bile becerdiler. Döndüklerinde kısa bir süre şirketlerde çalıştıktan sonra kendi mimarlık bürolarını açmak istiyorlardı. Aslında Levent yüksek lisans bitince de kalmalarını önermişti ama Ayşe’nin ailesinden ayrılmak istemediğini anlayınca bundan vazgeçmişti, aynı şehirde olmasalar bile karısının özleyince ailesine ulaşabilmesi onun için önemliydi. Hele kendi yaşadıklarından sonra onu da ailesinden ayıramazdı. Söz verdikleri gibi ilk yaz tatilinde Nazım bey onlara köyde güzel bir düğün yaptı. Ayşe’nin gelinliği o gelmeden hazır edilmişti. Kardeşleri seçebileceği gelinliklerin fotoğrafını ona internetten yollamışlar, onlar da Levent’le birini beğenmiş cevap yazmışlardı. Levent köy düğününü ilk defa kendi düğününde gördü. Karı koca bir yıllık uzun bir tempodan sonra kendi düğünlerinde o kadar çok eğlendiler ki, Levent kesin dönüş yaptıklarında bir daha mı yapsak demeye başladı. Nazım beyin şart koşması ile Levent’in ailesine de davet gönderildi ama düğün günü davete uyan veya tebrik gönderen ne yazık ki kimse olmadı. Levent ne kadar gelmeyeceklerinden emin olduğunu söylese de, Ayşe onun düğün boyunca ailesinin çıkıp gelmesini beklediğini biliyordu ama son olaydan sonra onu artık annesini veya aileden herhangi birini araması için ikna etmeyeceğine kendi kendine söz vermişti. Bu her seferinde Levent’i daha çok incitecek durumlara yol açıyordu. Tatil bitince yeniden yurt dışına döndüler ve yüksek lisanslarını ikisi de başarıyla tamamladılar. Orada kalmaları için bir kaç fırsat çıksa da, birbirlerine söz verdikleri gibi ülkelerine geri geldiler. Kendi hayatlarını kurmak için hazırlık yaparken yine Nazım beylerin yanına yerleştiler. Bu defa evin arkasındaki kulübede birlikte kalıyorlardı. Emine hanım artık döndüklerine göre bir çocuk düşünüp düşünmediklerini soruyordu kızına. İkisi de çalışsa bile o seve seve torununa bakardı. Büyük oğlu ve Ayşe’nin küçüğü olan oğlunu da evlendirmişlerdi. Büyük oğlunun çocuğuna gelininin annesi bakıyordu. Küçük oğlu ise daha yeni evlendiği için çocuk istemiyordu.
“Sıranı kaybetmeden doğursan iyi olur!” diyordu Emine hanım, biraz daha beklersen kardeşlerinden birinin çocuğuna bakmak zorunda kalabilirim.
Aslında Levent’te istiyordu bir çocuk ama Ayşe daha eğitimlerini yeni tamamlayıp döndüklerinden, hayatlarını yoluna koyana kadar bir çocuğun sorumluluğunu alamayacaklarını hatırlatıyordu sürekli. İşe başlar başlamaz doğum iznine mi ayrılacaktı yani?
“O zaman kendi işimizi kuralım doğrudan!” dedi Levent, “Başka yerlerde çalışma kısmını boş verelim. Sen doğum iznindeyken ben işimizi idare ederim ne dersin?”
“İş kurmak için sermaye gerek!” dedi Ayşe merakla onun yüzüne bakıp, onun sözlerinden ailesi ile barışmayı planladığını sanmıştı ama Levent hem kendisinin bunca zaman faizde bekleyen parası, hem de orada biriktirdikleri ile bir şirket ve ev kurabileceklerini söyledi. Zaten kendileri kazanacaklardı ondan sonra. Bebeklerine ve kendilerine yetecek parayı kazanacakları kadar eğitimleri vardı.
“İki tecrübesiz mimarın açtığı büronun hemen iş alacağına emin misin?” dedi Ayşe’de “Ya olmazsa ne olacak. Bir de çocuğumuzu kaderimize ortak mı edeceğiz?”
Sonunda Levent’in ısrarı ile ilk altı ay içinde durum umutsuz gözükürse çocuk yapmayı erteleyeceklerine, olur da işler iyi gidecek gibi olursa da ertelemeyecekleri konusunda anlaştılar.
Büroyu köyde açamayacakları için yeniden şehre dönmeleri gerekiyordu. Kısa bir ön çalışmanın ardından kendilerine uygun kiralı bir büro tutup, hazırlıklara başladılar. Nazım bey ikisinin kararlı tutumunu görünce iki tarlasını satıp onlara sürpriz olarak bir ev alınca, her şey kolayca rayına girmiş oldu. Levent, Ayşe’nin ailesini gerçekten kendi ailesi gibi seviyordu. Hiç bir nedenleri yokken onu ilk gördükleri andan itibaren sahip çıkmışlar, kendi kızlarından hiç ayırt etmemişlerdi. Ayşe’nin kardeşleri de tıpkı annesi ve babası gibi, hemen kabullenmişler ve sevmişlerdi Levent’i. Kendi ailesi ile yaşadığı anlamsız sürtüşme içinde her zaman derin bir yara olarak kalacaktı ama Ayşe ve ailesi ile mutlu olduğuna şükrediyordu içinden.
Berent yüksek lisansını iki yılda tamamlayamadığı için henüz dönmemişti ancak ortak arkadaşlarından kardeşi ve karısının geldiklerini ve bir büro açtıklarının haberini almış hemen anne ve babasına iletmişti.
“Hiç pes etmeyecek!” diyordu Elif hanım kendi kendine, oğlunu çok özlese bile, onlara böyle kolay sırtını dönmesini ve bir kızın peşinden gitmesini hazmedemiyordu bir türlü. Toygar bey de karısı gibi düşünüyordu. Onca zaman oğullarına sahip çıkıp, arkasında duran ailenin servet avcısı olmadığı fark etmek yerine hâlâ aynı yerde dönüp duruyorlardı. Egoları gözlerini kör etmişti, Berent’te yangına körükle gitmeyi hiç bırakmıyordu. Belirli bir noktaya kadar kendisinin buna neden olduğunun farkındaydı ama sonrası tamamen kardeşinin kendi aptallığıydı. O yüzden de ailesinden yana durması onu kötü değil, tam aksine iyi bir evlat yapıyordu, hem de rakipsiz.
İlk altı ay Levent’in öngördüğü gibi oldukça iyi geçti şirketleri için yeni mezun olmuş olsalar da yurt dışında aldıkları yüksek ortalamalar ve okullarından aldıkları referans dosyaları onlara başlangıç için ayakta kalacak iş fırsatları sağladı. Karı koca büyük bir heyecanla aldıkları işlere sarıldılar. Levent, Ayşe’yi hamileliğin son dönemlerine kadar çalışabileceğine, hatta isterse evden bile halledebileceğine ikna edince, bir bebek için de hazır olduklarına karar verdiler. Şirketin kuruluşundan yaklaşık dokuz ay sonra Ayşe annesine hamile olduğu müjdesini verince, Emine hanım ve Nazım bey hemen kızlarına hediye olarak altın bir bilezik gönderdiler. Emine hanım büyük oğlunun çocuğuna ördüğü battaniye ve berelerden yeni gelecek torununa da örmek için harekete geçti. Bebek doğduktan sonra ihtiyaçları kadar gidip kızının evinde kalacaktı. Nazım bey çocukları rahatsız etmemek ve yanlarında olabilmek için bir ev kiralayabileceklerini söylese de, Levent böyle bir şeye asla gerek olmadığını ve ne zaman isterlerse gelip kalabileceklerini söyledi.
Kerem dünyaya geldiğinde, şirketin işleri de iyice yoluna girdiğinden, Levent çalışan sayısını artırarak, hem karısını rahat ettirmek hem de karısı ve bebekleriyle daha çok vakit geçirmeyi tercih etti. Babası gibi işi ailesinden önce tutmamaya kendi kendine söz vermişti. Bir torunları olduğu haberi yine Berent aracılığı ile ulaştı Elif hanım ve Toygar beye, tenezzül edip kimse onları aramadığı için onlar da bu haberi duymaza gelmeyi tercih ettiler. Berent bu arada ülkeye dönmüş, babasının tanıdığı ünlü mimarlık bürolarından birine bir yıllığına işe girmişti. Bir yıl sonunda babası onu şirkete ortak yapmayı planlıyordu. Ayşe’den sonra kimseye gönlünü kaptırmayan Berent babasının ona sağladığı olanakları sonuna kadar kullanarak gününü gün ediyordu. Kardeşi ile evlenmiş olmasına rağmen Ayşe hâlâ aklının bir köşesinde duruyor ve çocuklarının amcası olarak onlar adına sevinemiyordu bile. Ailesine rağmen istese o kardeşi ile görüşebilecek konumdaydı, hatta istese ona yardım eli de uzatabilirdi çok daha önceleri ama egosuna yenildiği için ne yazık ki ikisini de yapmamıştı.
Levent kendi oğlu olduğu zaman bir kat daha gönül koydu babasına, bir çocuğun babası olmanın nasıl güzel ve insanın yüreğini eriten bir şey olduğunu hissettiğinde onu ailenin dışına itişleri daha da fazla acıttı canını ve bir daha ailesini düşünmemeye, aramamaya kendi kendine yemin etti.
(devam edecek)