Bir hafta içinde Levent Nazım bey ve ailesine uyum sağlamıştı. Yapılacak ne iş varsa yardıma koşuyor, kalan zamanlarda da Ayşe ile birlikte iş ilanlarına bakıyorlardı. Ayşe Levent’in ailesinin göndereceği yurt dışı yüksek lisans imkanında da yoksun kalacağını söyleyerek onlarla konuşması için ısrar etmeye devam ediyordu. Sonunda Levent bir arkadaşlarından burslu olarak da yurt dışında ki üniversitelere başvurulduğunu öğrenince ikisi bunu araştırmaya koyuldular. Bir kaç gün içinde burslu olarak başvuracakları Avrupa’nın çeşitli yerlerinde üç dört üniversite buldular ve Nazım beyle konuşup onayını aldıktan sonra başvuru dilekçeleri ve dosyalarını hazırlayıp beklemeye başladılar. Eğer herhangi birine kabul edilirlerse, Nazım beyin şart koştuğu gibi önce nikahları kıyılacaktı.
Berent kardeşinin iyice burnu sürtsün dönmeyi kolayca kabul etsin diye annesine söylediğinden günler sonra aradı Levent’i. Levent onun sesini duyunca çok sevindi önce ama onun ailesini üzdüğü için sitem dolu sözlerinin arkasından dönmezse yüksek lisans şansını kaybedeceği ile tehdit etmesi üzerine, Ayşe ile burslu yerlere başvurduklarını söyleyerek kapattı telefonu. Berent onun sürekli bir çare veya cevap bulmasına sinir olmaya başlamıştı iyice. Annesine güzellikle ikna için uğraştığı halde Levent’in onu tersleyip, Ayşe ile evlenip gideceklerini söylediğini söyledi hemen.
“Delirdi bu çocuk iyice!” dedi Elif hanım öfkeye kapılıp, kendi aramaya karar verdi Levent’i, Berent’in verdiği gazla daha Levent telefonu açar açmaz bağırmaya başladı kendini kontrol edemeyip, günlerdir bastırdığı duyguları oğlunun sesini duyunca açığa çıktı.
“Seni nankör! Bir kız için bize sırtını döndüğün yetmiyormuş gibi, şimdi de bize ihtiyacın olmadığını mı ispatlamaya çalışıyorsun!” dedi açar açmaz.
Levent annesinin öfke dolu sesini duyunca ne diyeceğini bilemedi önce, “Ben..!” diye ağzını açar açmaz, “Senden hiç beklemezdim. Annen olarak bunların bana ne kadar ağır geldiğini anlayabiliyor musun acaba? Bu kadar kolay mı ailenden vazgeçmek, geleceğinden peki? Ailemizin sana sunacağı imkanları geri tepip, o kız için mücadele etmeyi mi seçiyorsun. Senin doğuştan kazanılmış hakların var, o kızın kaderini paylaşmak zorunda bile değilsin! Bu kadar aptal olabileceğin aklıma bile gelmezdi!” diye devam etti bir yandan ağlayıp, bir yandan bağırarak. O sırada yanında olan Nazım bey telefondan yükselen sesi duymuştu elinde olmadan, Levent’in yüzü darmadağın olunca da, rahat konuşsun diye arkasını dönüp uzaklaşmıştı yanından.
“Özür dilerim!” dedi Levent sesini yumuşatarak, “Anne ben böyle olsun hiç istemedim ama siz hiç şans tanımadınız..!”
“Şans mı?” diye gürledi Elif hanım, “Özür istemiyorum senden, şansını kullanmak istiyorsan, derhal eve geri gelirsin! Bu yaptıklarını telafi etmen konusunu o zaman konuşuruz!”
“Gelirsem Ayşe ile evlenmeme izin verecek misiniz?”
“Elbette hayır! Ayşe diyor bir de hâlâ!”
“Anne!”
“Ya geri gelirsin, ya da!” dedi kaldı Elif hanım, “Söylediklerimi iyice düşün!” diyerek kapattı telefonu sonra.
Nazım bey onun telefonu kapattığını görünce biraz toparlansın diye bekledi önce sonra geldi yanına, “Bak oğlum, aile önemlidir! Eğer içinde en ufak bir dönme isteği varsa, biz seni anlarız. Ayşe üzülür biliyorum. İkiniz bir çok hayal kurmuşsunuz ama gençsiniz unutur biliyorum. Eğer ileride pişman olur, kızımı üzersen ben buna dayanamam! O yüzden ya şimdi vazgeç ya da kızıma ömrünün sonuna kadar böyle sahip çık!”
Levent annesinden yediği azardan sonra Nazım beyin sözlerini de duyunca iyice kötü hissetti kendini ama yine de “Ayşe’den vazgeçmeyeceğim!” dedi kararlılıkla.
“Tamam o zaman!” dedi Nazım bey de iç çekerek.
Elif hanım oğlunu ikna etmek ve sesini duymak için telefon açtıktan sonra neden öyle bağırıp çağırmaya başladığına anlam veremedi bir süre ama Levent’in bu vurdumduymaz tavrı yüzünden iyice kötü hissetti kendini. Ne vardı bu kızda ailesine arkasını dönecek kadar böyle? Oğluna büyü mü yapmışlardı anlam veremiyordu bir türlü. Ablasını arayıp dert yanmış, o da “Delikanlı bu üzerine bu kadar gittikçe inatlaşıyor kendi haline bırakın biraz!” diye akıl öğretmişti ama Levent kendi haline bırakıldıkça yoldan çıkıyordu sanki.
Berent kardeşi olmadan bütün başvurularını tamamladı. Toygar bey Levent’in eninde sonunda pişman olup döneceğine inanıyordu, kimseye bir şey söylemese de, “En azından bir yıl kaybeder, bir şey olmaz!” diyerek kendini teselli ediyordu. Ancak işler onun düşündüğü gibi gitmedi ve Levent ile Ayşe burslu olarak başvurdukları iki üniversiteden olumlu yanıt aldılar. Sadece yol paralarını kendileri karşılayacaklar, orada hem üniversitenin ayarlayacağı lojmanlarda kalacaklar hem de harçlıklarını çıkarmak için üniversitenin anlaşmalı olduğu yerlerde yarım gün çalışabileceklerdi. Emine hanım ve Nazım bey çocukların bu başarısına çok mutlu oldular. Zaman fazla olmadığı için sadece nikah yapıp, ikisini göndermeyi döndüklerinde eğer isterlerse düğün yapmaya karar verdiler. Ayşe’de, Levent’te düğüne harcayacakları parayı yol ve diğer masraflar için kullanmayı daha uygun gördüklerini söylediler. Nazım bey onları ilçedeki belediyeye götürüp, nikahları için başvuruyu yaptırdıktan sonra, Emine hanımın söylediği lazım olacaklar listesini de tamamlayıp eve geri getirdi. İkisinin de hayatları istedikleri ama beklemedikleri şekilde ilerliyordu. Levent, Nazım beyi uçak biletlerini kendi parasıyla almaya ikna etti. Onun için zaten çok fazla şey yapmışlardı. O yüzden yüklü tutan bilet paralarını ona ödetmek istemiyordu.
Nazım beyin içi Ayşe’yi düğün yapmadan ve gelinlik giymeden evlendirmeye içine sinmediği için tatilde geldiklerinde düğün yapmaya Ayşe ile Levent razı oldular. Ancak o zaman yol masraflarını Levent karşılayabilirdi. Ayşe ısrar etmesine rağmen bu defa Levent, kardeşine olsun haber vermeye razı olmadı. İki ay içinde nikah dahil her şeyi tamamlayıp, yola çıktılar. Nazım bey en yakın havaalanından onları yolcu etmek için ağabeyinin arabasını ödünç almıştı.
Hem evlenip, hem de yurt dışına yüksek lisans için birlikte gitmek Ayşe ve Levent için rüya gibi bir şey olmuştu. Ayşe’nin ailesi ile vedalaşıp, uçağa oturunca ancak anladılar başlarına gelen şeyleri. Artık gerçekten hayatta ikisi birlikteydiler ve bundan sonraki hayatları için ne yapacaklarsa birlikte yapacaklardı. Karı koca olduklarını okula belgeledikleri için aynı lojmanda kalacaklardı, baba evinde nikah da yapılsa birlikte kalmadıkları için ancak yerleşeceklerdi lojmanda evli gibi olabileceklerdi.
Yine Ayşe’nin ısrarıyla üç ay sonra Levent annesini arayıp, Ayşe ile evlendiklerini ve yüksek lisans için birlikte yurt dışında olduklarını haber verdi. Elif hanım evlendikleri cümlesini duyduktan sonra neye uğradığını şaşırdığı için bir şey söyleyemedi. Levent annesinin sessizliğini onay olarak algılarken, “Bunu bize nasıl yapabildin?” diye döküldü dudaklarının arasından ve telefonu oğlunun yüzüne kapattı. Levent’in bir kez daha acı çekmesine neden olduğu için Ayşe’de bir daha onu ailesini araması için zorlamayacağına karar verdi. Anlaşılan ne yaparlarsa yapsınlar, Levent’in ailesi bu evliliği kabul etmeyecekti. Toygar bey de evlendiklerini duyunca ne yapacağını bilemedi ve bir daha evde ondan bahsedilmesini istemediğini söyleyerek, o gece sabaha kadar çalışma odasına kaldı.
“Neyi yanlış yaptık biz bu oğlanı büyütürken!” diyordu kendi kendine sürekli, Berent’in yapmasını bekledikleri her şeyi hiç beklemedikleri Levent yapmıştı. Berent’te yurt dışına gitmiş yüksek lisansına başlamıştı. Farklı ülkelerde olduklarından orada kardeşi ile buluşma şansı yoktu. Evin tek aklı başında oğlu olmak hoşuna gittiği için böyle bir niyeti de yoktu zaten.
(devam edecek)