“Kızım bu çocuk yarın bir gün ailesini özler. Duygusal bir çocuk belli ki. İki arada bir derede yaşayamaz. Ailesi de varlıklı bir aile diyorsun. Başınız sıkışsa, keşke ailemden kopmasaydım der bilemeyiz ki?” dedi Nazım bey kızına Levent yanlarından ayrılınca.
“Belki evlenirlerse ailesi dayanamaz Nazım!” dedi iyice üzülen Emine hanım, “İnsan evladına dayanır mı, annesinin yüreği yanmıştır bu gün!”
“Anne oradaydılar ama bir kez olsun gelmediler görmedin mi onun yanına. Berent ile de haber yollasalar, Levent giderdi belki!”
“Kızım anne baba olarak onlar da oğullarından beklemişlerdir. Acaba biz mi konuşsak ailesiyle bu çocuk böyle esilmese arada!” dedi Emine hanım bu sefer.
“Olur mu canım öyle şey!” dedi Nazım bey hemen, “Biz kızımızı zorla onlara vermeye çalışıyormuşuz durumuna düşeriz bu kez! Benim kızım çengelde kalmış kokmuş et değil. Hayatta olmaz böyle bir şey!”
“E bu çocuğu böyle sahipsiz bırakıp gidecek miyiz şimdi? Ayşe eninde sonunda iş için dönecek buraya ama aralarında bir şey olmadan nasıl bırakacağız ikisini koca şehirde?”
Nazmım bey karısının sözlerinden sonra sessiz kaldı bir süre, Ayşe’nin de hiç içine sinmiyordu onu bırakıp gitmek ama kendisi kalamazdı. Bu yaşadıkları onun yüzündendi sonuçta. Nazım bey düşündü düşündü sonunda, “Söyle istiyorsa gelsin bizimle, o arkadaki kulübede kalır nikah olana kadar. Bizi de görmüş tanımış olur. Bakarsın yapamayacağım der döner gider! Zengin çocuğu neticede!”
“Neyi yapamayacak?” dedi Emine hanım şaşkın şaşkın, “Onca okutup çocukları tarlaya sürecek halimiz yok, gelip bizimle de yaşayamayacaklar. Eninde sonunda dönecekleri yer burası! Biz sahipsiz kalmasın diye götüreceğiz yanımızda. Eğer damadımız olacaksa, sahip çıkmak bize düşer.”
“İyi de millete ne diyeceğiz şimdi bu oğlanı alıp gidince. Kızımızın hakkında ileri geri konuşacaklar biliyorsun milleti!”
“Kıyalım nikahlarını gitsin o zaman!” dedi Emine hanım çaresizce ama kocasından önce böyle bir şey ortaya attığı için çekindi başını eğdi önüne.
Levent ağladığından beri onu bağrına çoktan bastığını anlamıştı Nazım bey karısının, güldü elinde olmadan. Oğlan çoktan onların çocuğu oluvermişti bir anda.
“Ben kızımı öyle kuru kuru evlendiremem! Gidelim hele bir köye, benim biraderle konuşayım. Düğün yapalım olmazsa! Razı olur mu senin zengin çocuğu köy düğününe?” dedi sonra kızına dönüp Nazım bey.
Ailesini dinledikçe heyecandan kalbi fırlayacakmış gibi olan Ayşe, gülümsemesini toparlayamıyordu yüzünde, “Olur tabi, seve seve olur hem de!” deyiverdi. Sonra utandı hevesli göründüğü için.
“Ya sabır!” çekti Nazım bey güldüğünü kızına göstermeden, “Kırk yıl düşünsem şunları yaşayacağımız aklıma gelmezdi! Haydi ara da sor madem, gelecekse toparlansın sabah gelsin buraya, otobüse bilet alayım gidip ona göre. Soyadını da yaz bana kağıda!”
Ayşe heyecanla babasına yazdı Levent’in soyadını, sonra yurda gitmek için ailesinin yanından ayrılıp, yoldan aradı Levent’i.
“Ne?” dedi Levent şaşkın şaşkın, Ayşe’nin ailesinin onu kendi evlerine götürmeyi teklif edeceklerini hiç düşünmemişti. Mezun olduğu halde ailesinden birinden bile mesaj ya da telefon almamıştı hâlâ, tören sona ermeden apar topar ayrıldıklarını da görmüştü göz ucuyla. Bu kadardı demek, böyle çabuk vazgeçmişlerdi ondan.
Levent düşüncelere dalıp sessizleşince, tedirgin oldu Ayşe, “Gelmeyecek misin yoksa?” dedi üzülerek.
“Yük olmaz mıyım ailene?”
“Hayır! Onlar istiyorlar bunu ben teklif etmedim ki, annem senin için o kadar üzüldü ki, sahipsiz bırakmak istemiyorlar!”
Levent’in gözleri doldu yine ama tuttu gözyaşlarını, “Tamam o zaman!” dedi burnunu çekerek ve telefonu kapatıp, eşyalarını toparlamaya başladı. Sabah erkenden otelin önünde olacaktı. Ayşe’de Levent’in kabul ettiğini babasına haber verdikten sonra sevinçle kendi eşyalarını toplamaya başladı.
Levent yaptığının doğru olup olmadığını düşünmekten sabaha kadar uyuyamadı. Ayşe’nin ailesinin ona kucak açtığı gibi kendi ailesinin sevdiği kıza kucak açmayışı çok zoruna gitmişti. Sevdiğinden vazgeçmedi diye ona böyle uzak durmaları daha da zoruna gidiyordu. Geçmişten bir sürü şey düşünüp ağladı durdu sabaha kadar. Onları da seviyordu, onlardan da vazgeçmek istemiyordu ama onu seçim yapmaya zorluyorlardı anlamadığı bir şekilde. Baştan bu kadar keskin bir sürtüşmeye varacaklarını hiç düşünmemişti. Şimdi geldikleri nokta da geri adım atacak çizgiyi geçmişler gibi hissediyordu. En iyisi yarın Ayşe ve ailesi ile gitmekti. Ne kadar parası olursa olsun, ailesi ileride arkasında durmayacaksa, burada boş yere harcamasına gerek yoktu. Çalışmak için eninde sonunda geri döneceklerdi ama şu duygusal boşluğu atlatmak için değişiklik ona iyi gelecekti mutlaka. Ertesi sabah erkenden kalkıp Nazım beylerin kaldığı otelin önüne gitti. Nazım bey onu görünce gece boyunca ağladığını anladı ama bir şey söylemedi. Madem kızı ile evlenecekti, bu delikanlının böyle kolayca ağlamaktan vazgeçip, güçlü olmayı öğrenmesi gerekiyordu.
“Onlar daha çocuk!” dedi Emine hanım, kendi oğullarını da özlemişti.
“Evlenmeyi düşünecek kadar büyümüşler!” dedi Nazım bey, Levent’in de duyacağı şekilde, Levent başını önüne eğdi.
“En azından Berent’e haber verseydin bizimle geldiğini!” dedi Ayşe gelince, “Merak edecekler seni, böyle habersiz gitmek olmaz!”
Onlar yola çıktıktan bir kaç saat sonra uyanan Berent, kardeşinden gelen mesajı görünce, şaşkına dönerek, oturdu yatağın içinde, “Ne yapıyor bu ahmak?” diye söylendi. Levent, Ayşe’nin ailesi ile gittiğini yazmıştı sadece. Berent önce arayıp, saçmaladığını söylemeyi düşündü ama sonra “Madem bunu yaşamak istiyor kendisi bilir !” diyerek yataktan kalkıp, kahvaltılarını çoktan edip kahvelerini içen anne ve babasına mesajı gösterdi.
“Oğlumu iyice avuçlarının içine aldılar!” dedi Elif hanım endişeyle, “Toygar bir daha mı konuşsan Levent’le bu iş çığırından çıkmaya başladı.”
“Resmen meydan okuyor bize!” dedi Toygar bey, “Bakalım nereye kadar gidebilecek?”
“Saçmalıyor!” dedi Berent ve dönüp karnını doyurmaya gitti. Her zaman evin haylazı olurken, bu olanlardan sonra aklı başında olan kardeş, oynamak hoşuna gitmişti. Öte yandan Levent’in bu kadar aşık olduğunu anlayamamış olmasına şaşırıyordu. Ayşe’ye duyduğu kıskançlık henüz sönmemişti. Biraz sonra Elif hanım onun yanına gelip, “Acaba konuşsan mı kardeşinle bir kaç gün sonra, baban ilk adımı atmamaya kararlı!” dedi yaşlı gözlerle.
“Konuşurum ben sen merak etme!” diye yanıtladı annesini ciddi bir sesle Berent, evet evde roller ve dengeler değişmişti artık. Yurt dışına gitmek için başvurularını yapmaları gerekiyordu. Levent aileyi ikna edemezse yurt dışı şansını da kaybedecekti böyle giderse. Berent onun buna sırtını dönebileceğini sanmadığı için yakında tıpış tıpış geleceğini düşünüyordu.
Nazım bey söylediği gibi evlerinin arkasında depo olarak kullandıkları kulübeyi Levent’e vereceğini söyledi ama önce Ayşe ve Levent’in orayı temizleyip yatacak hale getirmeleri gerekiyordu. Emine hanım diğer oğullarını da yardıma gönderecek olunca, Nazım bey itiraz etti, “Karışma, hayata atılmaya hevesli olduklarına göre bırak ikisi halletsinler!” dedi.
Akşam yemeği için eve geldiklerinde Ayşe ve Levent yorgunluktan ölmüşler ama kulübeyi tertemiz yapıp, evden gerekli bir kaç eşyayı da kendi başlarına taşımışlardı. Emine hanım “Kalacakları kaç gün zaten neden bizim oğlanların odasında yatmıyor ki?” demişti onlar kulübede çalışırken ama Nazım bey “Neyin var senin? Kızım evdeyken asla olmaz!” diyerek itiraz etmişti.
(devam edecek)