Emine hanım bir yandan kızına bir yandan da ailesi tarafından dışlanan Levent’e üzülmüştü. Kızını korumak için ailesine böyle sırt çevirdiğine göre mert bir delikanlı olmalıydı. Ayşe ile konuştuktan sonra o da uzun uzun ağlayınca, Nazım bey karısının kızarmış gözlerinden bir şeyler olduğunu anladı ve Emine hanım kızına söz vermesine rağmen kocasına olanı biteni anlattı. Nazım beyin de çok canı sıkıldı duyduklarına, bunlar ne biçim aileydi böyle.
“Bu oğlanın kızımızı mutlu edeceğinden emin misin Emine? Ailesi böyle olanın huyu niye başka olsun?” dedi üzüntüyle, “Bence gidelim bir gözümüzle görelim, öyle karar verelim. Sen kıza bir şey söyleme!”
Emine hanım üzüntüden kocası gibi sorgulamamıştı fazla, düşününce hak verdi ona. Ya bu çocuk iki gün sonra ailesine dönüp gider, kızlarını ortada bırakırsa ne olurdu o zaman. En iyisi tanışıp, içlerine sinmezse baştan olmayacağını söylemekti ama bu sefer Ayşe bir kat daha üzülecekti olanlara.
Mezuniyet törenine geldiklerinde Emine hanım da, Nazım bey de gergindiler ama kızlarına bir şey belli etmemek için ellerinden geleni yaptılar. Bir gün önceden gelip, Ayşe’nin yurduna yakın bir otele yerleşmişlerdi. Levent ilk günden onları rahatsız etmek istemediği için Ayşe ile gitmedi onlarla tanışmaya. Ayşe’nin onlarla konuşmasına fırsat vermek istemişti. Ayşe babasının yüzünden annesinin olanları ona anlattığını hemen anladı.
“Kızım bu çocuk seni daha şimdiden böyle üzecek olaylara sebep olmuş, aileyle küslük olmaz. Yarın bir gün pişman olur döner, aile de seni hor görürse ne hissedeceksin?” dedi kalbini kırmamaya çalışarak.
“Vallahi Levent öyle biri değil baba, görünce anlayacaksınız!” dedi Ayşe, “Ben de istemezdim böyle olmasını ama maalesef olaylar düzelmedi bir türlü. Ailesi ile barışsın, konuşalım diye uğraştım ben de!”
“Neyse tanışalım bakalım!” dedi Emine hanım, kızlarının bu mutlu gününde can sıkıcı şeyler konuşmak istemiyordu. Gurur duyuyordu Ayşe’siyle ve gülümseyerek geçirecekti bu bir kaç günü.
Toygar bey ile Elif hanım Berent’in de mezuniyeti olduğundan törene elbette katılacaklardı. Tören sırasında Levent’i de görecekleri için, onun dayanamayıp, mutlaka yanlarına geleceğini düşünüyorlardı. Levent de, kardeşi için ailesinin törene katılacağını düşünüyordu. İki aydır onu böyle sahipsiz bırakmış olduklarına inanamıyordu bir türlü. Berent babasının annesine onunla konuşmasını ve yardım etmesini yasakladığını hemen yetiştirmişti. O da Levent’in neden hâlâ pes etmediğini anlayamıyordu. Muhtemelen bu törende birbirlerini görünce kalpleri yumuşayacak, Levent evine dönecek, Ayşe’de ailesi ile gidecek konu kapanacaktı.
Levent tören için yerlerini aldıklarında diğer gençler gibi ailelerin olduğu kısma başını hiç çevirmemeye çalışıyordu. Ayşe törenden önce ailesinin yanında durduğu için onlara uzaktan Levent’i göstermişti ve onun ailesinin de törene gelmiş olacağından bahsetmişti. Levent’in ikiz kardeşi Berent’te kardeşinin hemen yanında duruyordu.
Elif hanım uzaktan oğlunu görünce ağlamaya başladı yeniden, Toygar bey de çok duygulanmıştı ama iki aydır oğlunun bir kez bile özür dilemeyip, konuşmamasından o kadar içerlemişti ki kendini tutmaya çalışıyordu. Berent, Levent’e nispet olsun diye durup durup onlara el sallıyordu. Levent’in gözü de ister istemez anne ve babasının olduğu yere kayıyordu böylece, çünkü onlar da Berent’e el sallıyorlardı. Üniversite mezuniyetinin böyle tatsız bir olayla gölgeleneceğini hiç düşünmemişti daha önce. Törenden sonra onları Ayşe’nin ailesi ile tanıştırıp, mutlu geleceklerine adım atacaklarını düşünmüştü hep. Hem kendi ailesinden uzakta kalmanın, hem de Ayşe’nin ailesinin karşısına tek başına çıkacak olmanın stresini yaşadığından mezun olacağına sevinemiyordu bile.
Tören başlayınca dikkatini arkadaşlarına verince biraz kendini toparladı. Ayşe ondan iki sıra aşağıda kızların yanında duruyor, arada bir ona dönüp gülümsüyordu. Elif hanım ve Toygar bey oğluyla bakışıp, gülümseyen Ayşe’yi hemen fark ettiler ve algılarına yerleşenler yüzünden, onun Levent’i göz hapsinde tuttuğu fikrine kapıldılar maalesef. Mezuniyet belgeleri verilip, kepler fırlatıldıktan sonra Berent dönüp, “Gelmeyecek misin?” dedi kardeşine, herkes kutlamak, sarılıp fotoğraf çektirmek için kendi ailesinin yanına gidecekti şimdi. Levent yutkundu ama omuz silkti kardeşine, Berent’te hiç umursamadan, “Sen bilirsin!” diyerek fırlayıp gitti seyircilerin arasına. Ayşe onun ailesinin yanına gidip konuşması gerektiğini düşünüyordu. Berent ayrılırken önce dönüp onun yanına gitti ve kardeşi ile gidip babasının, annesinin elini öpmesini istedi ama Levent “Yapmayacağım!” dedi inatla, “Törenden önce arayıp, bir ihtiyacım olup olmadığını bile sormadılar. İki aydır ne yaptığımı bile bilmiyorlar!” dedi küskün bir şekilde.
“İyi ama Berent anlatıyordur hepsini zaten niye sorsunlar?” dedi Ayşe ama Levent’i ailesinin yanına gitmeye ikna edemedi bir türlü ve ikisi birlikte dönüp, Ayşe’nin ailesinin yanına gittiler. Emine hanım göz yaşları içinde karşıladı kızını, Ayşe hem annesinin, hem babasının elini öptükten sonra tanıştırdı Levent’i. Levent kendini o kadar yalnız hissediyordu ki bu kalabalıkta elinde olmadan gözleri dolmuştu. Emine hanım onun gözlerini görünce dayanamadı, sanki kendi oğluymuş gibi gidip sarıldı boynuna. Levent beklenmedik bu kucağın sıcaklığını bulunca iyice koyuverdi kendini ve Emine hanıma sarılıp hüngür hüngür ağladı. Nazım bey ile Ayşe de şaşırmışlardı bu duruma. Uzaktan Levent’in ağladığını fark etmeyen ve doğal olarak akıl etmeyen ailesi, onu Ayşe’nin annesi olduğunu tahmin ettikleri kadına uzun uzun sarılmış görünce iyice kötü hissettiler. Oğulları onların yanına hiç uğrayıp, yüzlerine bakmadan seviyorum sandığı kızın ailesine koşmuş, bir de nispet yapar gibi sevgiyle kucaklamıştı onları. Elif hanım oğlunun o kadına nasıl sarıldığını görünce çok canı yandığı için hıçkırmaya başlayınca, Toygar bey de oğluyla konuşmayı planlarken vazgeçip, karısı ve Berent’i alıp hışımla uzaklaştı tören alanından. Berent bile şaşırmıştı olanlara, ona göre bu kaos bu törenle sona erecekken, Levent ne saçmalamıştı öyle? Ayşe’nin annesine sarılmak da neydi?. Elif hanıma bile öyle sarılmıyorlardı ikisi de çocukluklarından beri. Sanki olanlara neden olan kendisi değilmiş gibi annesi ağladı diye sinir olmuştu kardeşine.
Nazım beyin de yüreğinin yağları erimişti Levent’i öyle ağlarken görünce, ailesi kızını üzdü diye ciddi bir konuşma yapmayı planlarken onun teselli ederken bulmuştu kendini. Tören alanından ayrılıp kaldıkları otele dönmüşlerdi onlar da Ayşe ve Levent’i alıp. O kadar ağlayınca Levent’te olanları saklayamadığı, Ayşe de onlara anlattığını itiraf ettiği için doğrudan başlamışlardı konuşmaya.
Nazım beyin canı iyice sıkılmıştı olanlara, bir gün önce kızına söylediklerini Levent’e de tekrarladı ama onun ne kadar duygusal ve samimi bir çocuk olduğunu hissetti içinde konuşurken ve kanı çoktan ısındı ona. Bir kaç saat sonra Levent’te sakinleştikten sonra, “Oğlan da, kız da bizim! Biz evlendiririz sizi, ne gerekiyorsa da yaparız!” deyiverdi elinden olmadan. Ayşe o kadar sevindi ki babasının bu sözlerine hemen sarıldı boynuna. Levent kendi ailesinden görmek isteyip, görmediği bu desteği hissedince iyice duygusallaştı. Zaten bu güzel insanların karşısında ailesinin onları hor gördüğünü itiraf etmek zorunda kaldığı için çok utanmıştı. O insanlar ise bir kaç saatin içinde onu bağırlarına basmış, evlat yerine koymuşlar, sahip çıkmışlardı kolayca.
Levent bu konuşmalardan sonra Ayşe ailesi ile vakit geçirsin kendi aralarında da konuşsunlar diye ayrıldı yanlarından ve bekar evine döndü. Nazım beyler ertesi gün de kalacakları için yeniden görüşmeye fırsatları olacaktı. Ayşe’de bu akşam yurt odasını boşaltacak, gitmeden ayrıma işlemlerini tamamlayacaktı ve akşamına da binip döneceklerdi evlerine.
(devam edecek)