Elif hanım gece oğlunu defalarca aramış ve mesaj atmıştı ama Levent dönüş yapmamıştı annesine. Berent okuldan gelir gelmez onu okulda görüp, görmediğini sordu hemen.
“Gördüm!” dedi Berent, “Siz umurunda bile değilsiniz, o kızıyla mutlu!”
Berent annesine söylediklerinin babasına da gittiğini bildiği için ayrıca ona laf yetiştirme gereği duymuyordu. Levent ailesine sırtını dönmeye cesaret edemezdi. Ne yani, aile isminden, mirasından sahip olduğu her şeyden vaz mı geçecekti o kız için? Niye? Etrafları kız doluydu zaten. Levent’te eninde sonunda bırakacaktı Ayşe’yi. Kardeşinin mutsuzluğunu istemiyordu, ona zarar verdiğini de düşünmüyordu. Nasılsa ayrılacaklar, Levent ayacak ve eve geri gelecekti. Sadece o kızla olmasını istemiyordu. Hayatı boyu, kardeşinin karısına aşık mı yaşayacaktı yani? Bu mümkün değildi. O yüzden anne ve babasının onu onaylamaması için ne gerekiyorsa söylemekten çekinmiyordu. Elif hanım oğlunun okul arkadaşının evinde kaldığını duyunca biraz rahatlamıştı, o da Berent gibi, Levent’in eninde sonunda pes edip eve döneceğini düşünüyordu. Toygar bey oğlunun evlenmek istediği kızın iki oğlunda da şansını denediğini duyunca birazcık hoşgörü gösteresi varsa bile onu da sildi attı içinden. Levent kardeşinin kendi hırsı yüzünden söylediği yalanlardan habersiz içten içe ailesinin eninde sonunda onun isteğini kabul edeceğini düşünüyordu, etmezlerse de Ayşe’den vazgeçmeye hiç niyeti yoktu.
Sonunda okuldan bir arkadaşının alt sınıflarla tuttuğu evinde bir kişilik yer olduğunu öğrenince, eşyasını toplayıp oraya geçti. Kendi dönemindeki arkadaşları mezuniyetten sonra evlerini kapatıp gideceklerdi. Bu evde alt sınıfta okuyan bir kişi olduğu için en az bir yıl daha evde kalmak zorundaydı. Herkes gidince Levent’in de açıkta kalması gerekmeyecekti böylece.
“Bence ailen o kadar direnmez!” diyordu Ayşe bütün içtenliğiyle, “Eninde sonunda bir orta yol bulunacaktır. Hiçbir aile çocuğuna böyle kolayca sırtını dönmez öyle değil mi?”
“Böyle şeyler sadece filmlerde olur sanıyordum!” diyordu Levent’te, benim mühendislik okumuş babamın, ülke ekonomisinden bahsederken ne kadar saygı duyduğunu söyleyen babamın böyle saçma bir gerekçe ile önümü kesmeye çalışmasına inanamıyorum. Hangi devirde yaşadıklarını sanıyorlar böyle.”
Levent’in bilmediği insanların okul eğitimlerinin kafalarının içindeki geri kalmışlıkları temizlemediğiydi. Toygar bey, kafasının içindekileri samimiyetle dile getirmişti oğluna, eşinin, kendi aile çevresinin yapacaklarını tahmin ediyordu. Bunu kibir olarak değil, farklılık olarak görüyordu ve her ikisinin de kendi dengiyle evlenmesi gerektiğine inanıyordu. Kendisi evlenirken Elif hanımı ailesi seçmişti ama görücü usulü evlenmemişlerdi. İkisinin ailesi de ahbaptı zaten ve birbirlerini gerçekten sevmişlerdi. Kendi sosyal çevrelerine göre, ülkenin çoğunluğundan farklı hayatlar sürmüşlerdi. Onların da kendi kendi içinde kuralları ve uymaları gereken saçma adetleri vardı ama tamamen farklı yapıda bir aileyle dünürlük etmeye kalksalar, her iki tarafın kendine has görgü ve istekleri çatışacaktı muhtemelen. Bunların hepsi insani bir vicdanla, tarafların sağ duyuları ile aşılsa bile, Ayşe’nin önce Berent’i, sonra Levent’i gözüne kestirmesi, oğullarının bir servet avcısı kızın eline düştüğünün en büyük göstergesiydi. İyi niyetli olan Levent kolayca kanmış olmalıydı bu kurnaz kıza. O yaşta aşık olan her delikanlı gibi de kendini kahraman sanıyordu muhtemelen. Baş aşağı çakılmadan önce ailesinin duvarları ile yüzleşip akıllanmalıydı bu yüzden. Hayatı boyu karşısına böyle insanlar çıkacaktı. İş hayatı daha da beterdi. Sadece kıskançlık yüzünden bile insanlar birbirlerinin hayatını kolayca mahvedebiliyorlardı.
Levent annesinin sürekli aramalarına dayanamayıp sonunda onu arayınca, Elif hanım ağlayıp, eve gelmesi için yalvardı. Elbette Ayşe ile evlenme fikrinden de cayması gerekiyordu. Levent annesinin ağlayan sesine dayanamasa bile konu Ayşe’ye gelince kararını değiştirmeyeceğini ve onun babası ile konuşmasını istediğini söyledi.
“Oğlum bu servet avcısı kız sana büyü mü yaptı? Neden bile bile ısrar ediyorsun?” dedi Elif hanım çaresizce.
“O servet avcısı falan değil, tanımadan etmeden, nasıl böyle yargılara kapılıyorsunuz anlamıyorum!” dedi ve Elif hanımın, Berent’ten duyduklarını tekrarlamasına fırsat vermeden telefonu kapattı. Nereden çıkmıştı bu servet avcılığı. Olsa ne olacaktı, yedi sülalelerine yetecek kadar parası vardı babasının, kuş kadar bir kız gelip bütün aileyi iflasa mı sürükleyecekti yani? Ne demeye çalışıyorlardı. Evlilik anlaşmaları vardı, alınabilecek önlemler vardı, servet oğullarının mutluluğundan önemli miydi bu kadar?
Berent annesinin yufka yürekli davranacağını anlamaya başlayınca, Ayşe hakkında olmadık bir sürü yalanlar söylemeye devam etti. Levent elindeki tüm parasını ona harcıyordu örneğin, hatta yetinmiyor ailesine de gönderiyordu. Babasının onun için açtığı banka hesabını sıfırlamıştı bile. Elif hanım oğlunun o hesabı kapattığını kocasından duyduğu için inanıyordu bu sözlere. Hatta Levent onun isteklerine yetişebilmek için Berent’ten borç almıştı kaç kere, o da ailesi üzülür diye mecburen kardeşini desteklemişti. Başlarda üzerinde başında olmayan kız, şimdi okulun en havalı kızıydı Levent sayesinde. Berent freni patlamış kamyon gibi attıkça atıyordu. O attıkça annesinin yüreği sökülüyormuş gibi oluyor, oğlunu kapan bu atmaca kılıklı kızı bir kaşık suda boğmak istiyordu. Toygar beyin bile sakinliği tükenmeye başlamıştı.
“Ne sanıyor bu kendini böyle?” diyordu karısını dinledikçe, Berent gibi abartmayı seven Elif hanım evdeki oğlundan duyduklarını abartarak kocasına aktarıyor ve göz yaşlarına boğuluyordu. Annesini böyle ağlattığı için Toygar bey bir kat daha öfkeleniyordu Levent’e.
“Sessiz atın çiftesi pek olur diye boşa dememişler!” diyerek kara kara düşünüyordu, Levent ısrarında devam ederse onu mirasından mahrum bırakmakla tehdit edecekti. Bekar evlerinde sahip olduğu lüksten yoksun bir şekilde, harçlıklarının devamı gelmeden bakalım ne kadar idare edecekti? Olay tarafların inatları ve Berent’in sürekli kaos yaratması yüzünden beklenmedik bir şekilde çıkmaza doğru sürükleniyordu.
Mezuniyete haftalar kala Levent hâlâ eve dönememişti ve Elif hanım evde her ağladığında Toygar bey ona kızıyordu.
“Burnu sürtecek, sakın ne arayacaksın, ne de yardım edeceksin? Kendi tıpış tıpış gelecek!” diyordu. Berent babasının bu sözlerini aynen kardeşine iletiyordu tabi. Levent’in öfkesi üzüntüye dönüşmüştü iyice. Ailesinin sevdiği kız yüzünden ona böyle sırtını dönmüş olması içindeki tüm güveni alıp götürüyordu. Babasının bu kadar sert tepki vermesine anlam veremiyordu ve tıpış tıpış falan da dönmeyecekti. Annesini ağlattığı için üzülüyordu ama o da babasından yana çıkıyordu sonuçta. Ayşe’de çok üzülüyordu ama Levent’i gidip ailesi ile yüz yüze konuşması için ikna edemiyordu. Sonunda mezuniyet için Ayşe’nin ailesi geldiğinde onlara evlilik değil de başka bir konu yüzünden Levent’in ailesi ile ayrı düştüğünü bu yüzden kabul ederlerse onlara damat olmak istediğini söylemeye karar verdiler. Ayşe hiç onaylamıyordu bu düşünceyi ama eğer mezuniyet töreninde ailesi inadını sürdürürse, o zaman Levent’te böyle yapacaktı. Ayşe ile ne olursa olsun evlenecekti. İkisi bu ortalamalarla iyi yerlerde çalışabilirler, kendilerini zaten geçindirebilirlerdi. Ayşe’nin ailesinin parada pulda gözü olmadığı için onun durumunu anlayacaklarını biliyordu. Takılar, düğünler için Levent’i yormayacaklardı. Ayşe ailesine çok inanıyordu. Levent’i oğulları gibi sahiplenecekleri kesindi ama yine de bu şekilde olmasını hiç içine sindiremiyordu.
“Özür dilerim!” diyordu Levent, “Ben de senin böyle hissetmeni hiç istemezdim. Ailem adına senden yüz bin kere özür diliyorum!”
Ayşe iyice berbat hissediyordu bu sefer. Sonunda ailesi gelmeden annesi ile konuşmaya karar verdi ve telefon açıp, aralarında kalması için yemin ettirerek olanı ona anlattı. Annesi ile dertleşirken kendini sıkmayı bıraktığı için o kadar çok ağladı ki telefonda zavallı annesi ne diyeceğini şaşırdı. Bu insanlar bir tanecik kızını ne çok yaralamışlardı böyle.
(devam edecek)