Levent evde sürekli yüzü asık gezdiği için Elif hanımın iyice canı sıkılmaya başlamıştı. Kocası oğluyla konuştuktan sonra da bir şeyin değişmediğini duyunca, Levent’in sandıklarından çok direnç göstereceğini anlamıştı. Emin olmak için Berent ile de konuştu ama Berent kardeşini ikna için uğraştığını ama o köylü kızından ayıramadığını söyledi.
“Kız sahiden avam mı?” dedi Elif hanım gözlerini kocaman açarak.
“Senin kalemin değil! Servet avcısı olduğundan hiç şüphem yok! Önce bana yürüdü ama yüz bulamayınca saf Levent’i kandırdı gördüğün gibi” diye yanıtladı Berent ağzını eğerek, oysa Ayşe’nin söyledikleri ile uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını, ailesinin annesinin veya babasının sandığı gibi insanlar olmadıklarını bal gibi de biliyordu. Biliyordu çünkü Elif ailesinden sıklıkla söz ediyordu sohbetleri sırasında ve Berent bu konularda meraklı olduğu için ona pek çok soru sormuştu. Neredeyse Levent’ten bile çok şey biliyordu aile hakkında. Yine de babasının sınıf farkı ile ilgili söylediklerine katılıyordu ama Levent’e destek olmayışının nedeni bunun aşılmayacak bir mesele olduğunu düşünmesinden değil, kızı kendine isterken kardeşine kaptırmış olmanın verdiği kıskançlıktı.
Levent bir hafta sonra annesi ve babası ile yeniden konuşmayı denedi ama sonuç aynı olunca kendini tutamayıp, ikisine de ters ve sert cevaplar verince Toygar beyin iyice tepesi attı.
“Bu konuyu bir kez daha gündeme getirir, annenle veya benimle bu şekilde konuşursan, ne halin varsa görürsün anlaşıldı mı? Biz ailen olarak senin arkanda durmayız!” deyiverdi.
Levent’in iyice kanına dokunan bu sözler bir haftadır düşünüp durmaktan uyuyamamanın gerginliği ile birleşince kontrolünü kaybetmesine neden oldu ve “Sizin gibi bir ailem olmasın daha iyi!” diye bağırdı ve odasına gidip kapıyı gürültüyle çarptı. Sakinliği ile bilinen Toygar beyin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Oğlunun daha ailelerine bile girmemiş bir kız yüzünden karakterine tamamen ters bu tavırları sergilemesini hazmedemiyordu. Bu nasıl bir kızdı ki onu bu kadar değiştirebilmiş, gözlerini kör etmişti. Elif hanım sinirleri bozulduğu için ağlıyordu. Onlar salonda kendilerini toparlamaya çalışırken Levent elinde bir bavulla merdivenleri indi ve yüzlerine bile bakamdan kapıya yürüdü.
“O kapıdan çıkarsan bir daha geri gelmeyi düşünme!” dedi Toygar bey sakin olmaya çalışarak, Levent’in uzlaşmaz tavrına karşı zayıf durmamaları gerektiğini düşünüyordu. Elif hanım kendi aralarında halledebilecekleri bir konuyu nasıl bu noktaya taşıdıklarını anlayamadığı için kalkıp kocasının kolunu tuttu susması için ama Levent cevap bile vermeden kapıyı çekip çıktı.
“Merak etme iki gün sonra döner!” dedi Toygar bey ağlaması krize dönüşen karısına dönüp. Kendisi de algılayamamıştı nasıl böyle olduğunu ama olmuştu bir kere. Levent bir taksiye binip bekar evinde kalan bir arkadaşlarını aradı, bu gece gidip orada kalacaktı. Bir süredir biriktirdiği epeyce parası vardı, babası Berent ve onun için farklı banka hesapları açmış, o hesaplara da kendilerince yatırım yapsınlar diye yüklü miktarda da para yüklemişti. Aşağı inmeden önce babası hesaba müdahale etmesin diye telefonundan farklı bir banka hesabı açıp paranın hepsini o hesaba aktarmıştı. Her zaman arkasında duracaklarına inandığı ailesinin anlayamadığı şekilde kibir yapmaları yüzünden sevdiği kızı aşağılamalarından hiç hoşlanmamıştı. Onunla bir kez tanışmak bile istememişlerdi. Doğrudan ailesi hakkında ileri geri yorumlar yapıp, olmadık şeyler söylemişlerdi. Bu kadar kibirliler miydi gerçekten? Bu kadar yüksek mi görüyorlardı kendilerini herkesten? Herkes ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, “Biz oğlumuzun arkasındayız!” diyemiyorlar mıydı da, annesi laflarla baş edemeyecek de Ayşe’ye yükleyecekti? Kendilerini mi kaybetmişlerdi bu kadar?
Etraftan bir şey duyulmaması için arkadaşına babası ile tartıştığını söyledi sadece, Ayşe’ye mesaj attım onunla mutlaka konuşması gerektiğini yazdı ama yurtta belli bir saatten sonra çıkmak mümkün olmadığı için konuşmaları ancak ertesi güne kaldı. Ayşe onun durduk yere böyle bir şey yazmayacağını bildiği için ısrar etse de, arkadaşına yakalanmaktan da çekindiği için “Yarın konuşuruz!” diyerek onu ikna etti. Evden çıkıp gittiğine kendi bile inanamıyordu hâlâ.
Ertesi gün ilk iki derse girmeyip, okula yakın bir kafede Ayşe ile konuştular. Ayşe duyduklarına inanamıyordu. Levent’in hali söylediklerinin şaka olmadığını açıkça gösteriyordu.
“Bunu yapmana izin veremem!” dedi gözleri dolarak, “Kimse bu şekilde ailesinden vazgeçemez, geçmemeli de!”
“Ne yapmamı istiyorsun?” dedi Levent, “Bizi istemiyorlar, ben neden onları isteyeyim ki?”
“Çok acele ediyorsun belki de, Berent haklı olabilir, hemen evlenmemiz şart değil ki, ben aileme henüz hiç bir şey söylemedim!”
“Mezun olunca gitmeyecek misin o zaman?”
“Gideceğim ama! Yani ailen istemeye istemeye de olmaz ki? Biz de mutlu olamayız böyle? Ya ileride pişman olursan ne olacak?”
“Olmam ben seninle mutlu olacağım biliyorum!” dedi Levent kararlılıkla, “Onlar da kabul etmek zorunda kalacaklar bizi!”
Ayşe Levent’i ailesi ile barışmaya ikna etmeye çalışıyordu ama bir yandan da çok içerlemişti duyduklarına. Levent konuşurken, babası, annesi geçmişti gözlerinin önünden. Bunları duysalar ne kadar üzülürlerdi kim bilir? Haklarında böyle düşünen bir aileye kız vermek isterler miydi acaba? Levent’in kibirli ailesi onu istemiyorsa, onun ailesi de kızlarını böyle bir aileye vermezdi zaten. İçten içe hırslanıyordu ama Levent’e bunları söylemiyordu elbette. Eğer buna girerlerse zaten bir araya gelme şansları olmazdı. Levent’i sakinleştirip ailesi ile bir uzlaşma sağlaması için ikna etmek zorundaydı ama Levent’in tepesi öyle atmıştı ki duyduklarından sonra yumuşamaya hiç niyeti yoktu.
“Peki benim aileme ne söyleyeceğiz o zaman?” dedi Ayşe çaresizce, “Ailenin beni istemediğini mi söyleyeceğiz? Onları sormayacaklar mı sanıyorsun? Nasıl olacak bu iş?”
“Onların öldüğünü söyleriz, kimsesiz olduğumu söyleriz ki öyle sayılırım şu anda?”
“Bu kadar saf mısın sahiden?” diye güldü Ayşe elinde olmadan, Levent karşısında küçük bir çocuk gibi oturmuş olmadık şeyler söylüyordu durmadan.
“Onlara açık açık söyleriz o zaman, beni kabul etmezler mi?” dedi sonra ağlamaklı bir sesle.
Bu sefer iyice üzüldü Ayşe onun haline, “Tabi kabul ederler seni!” dedi sevgiyle ama yine de Levent’in ailesine böyle sırtını dönmesini hiç istemiyordu, “İstersen gidip birlikte konuşalım!” dedi yumuşak bir sesle.
“Hayır!” dedi Levent hemen, Ayşe’nin yüzüne de o saçmalıkları söyleyeceklerini düşününce gerilmişti iyice, “Asla olmaz!”
“Tamam bekleyelim o zaman, bakarsın fikirleri değişir, seni özlerler. Yeniden konuşursunuz tamam mı? Şimdilik babamlara bir şey söylemek zorunda değiliz! Mezuniyete kadar bekleyebiliriz!”
“Kendime kalacak bir yer bulmalıyım!” dedi Levent, arkadaşının evi müsait değildi bir kişi için daha ama ev arkadaşlarından biri ailesinin yanına gittiği için onun yatağını vermişlerdi dün gece. Bekar evinde kalan bir kaç arkadaşlarına evlerinin uygun olup olmadığını sormaya karar verdiler ve başka ders kaçırmamak için kalkıp okula döndüler. Dersten sonra Berent hiç bir şey olmamış gibi onlarla kütüphaneye gitti yine. Levent’in yüzünden düşen bin parça olsa da, onun neşesi yerindeydi. Ayşe onunla konuşmanın bir işe yarayıp yaramayacağını düşünüyordu ki, onun kardeşinin mutsuzluğundan zevk alıyor gibi görünen haline sinir olduğu için bunu yapmaktan vazgeçti ve o da bir şeyden haberi yokmuş gibi davrandı. Berent, kardeşinin ona bir şey söyleyip, söylemediğinden emin olamadı böylece.
(devam edecek)