Toygar bey oğlunu sabırla sonuna kadar dinledikten sonra konuşmaya başladı.
“Annen de, ben de çiftçilik yaparak geçimini sağlayan insanları asla küçümsemiyoruz. Çiftçilik şimdilerde o kadar değerli ki. Herkesin mühendis, herkesin üstat ve en iyi olduğu bir yerde bedensel güç veya ustadan öğrenilerek yapılan işlerin de o işleri yapan insanlara da saygı kalmadı. Annen ikiniz içinde bildiğimiz ailelerden gelen bir çok kız düşündüğü için şaşırıp öyle söylemiştir. Önce bu konuya bir açıklık getirelim”
“Senin anlayacağını biliyordum” dedi Levent, derin bir oh çekerek, “Annem beni gerçekten şaşırttı bu konuda!”
“Hayır sana açıkladım, anneni yanlış anlayacağın bir durum yok burada. Kadınlar mantık yürütmekten çok duyguları ile hareket ederler. Annen de düşünmeden söylemek istediğini söylemek istemeyeceği bir şekilde ifade etmiş muhakkak!”
“Yani bir sorun yok aslında değil mi? Çok gerilmiştim gerçekten Ayşe’ye ailemin böyle bir şey düşündüğünü nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum!”
Toygar bey dostça gülümsedi oğluna, “Evlilik iki insan arasında gibi görünse de aslında iki aile arasında gerçekleşir. Hayatta olduğumuz sürece ne sen onun ailesinden, ne de o senin ailenden kaçamaz.”
“Elbette neden böyle bir şey yapalım ki zaten?”
“Bu ülkede çok uzun zamandır farklı sınıflar oluştu maalesef. Hepimiz aynı kaynağın suyu olmamıza karşılık. Kimimiz kırsalda testilerde, kimimiz şehirde plastik şişelerde, kimimiz cam şişelerde, kimimiz ailemiz gibi kristal bardaklarla içilen, kristal sürahilerde yaşıyoruz artık. Benim çocukluğumda var olmayan pek çok alt parçalara ayrıldı insanlarımız. Bu nedenle de aileler artık eskisi kadar birbirlerine denk ve hoşgörülü değiller!”
“Ne demek istiyorsun?”
“Levent, bir çiftçinin sürdüğü yaşam, aldığı eğitim, edindiği kültür ile bizim sürdüğümüz yaşam, edindiğimiz kültür, aldığımız eğitim bir değil oğlum. Biz çiftçiyi, köylüyü küçümsemiyor olsak da toplumun büyük bir kesimi alt tabaka olarak görüyor. Cahil olmasalar da cahil, kültürsüz olmasalar da kültürsüz, görgüsüz olmasalar da görgüsüz olduklarını düşünüyor. Bu o kadar dengesiz ve adaletsiz şekilde vurgulanıyor ki sonunda o insanlar sürekli hor gördüklerinden sadece maddi varlık anlamında onlardan fazlasına sahip insanlara farklı gözle bakıyorlar. Bu bir etki, tepki olayı. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu tartışmak çok uzun sürer ancak sonuç maalesef tatsız bir şekilde böyle. Ben evlenmek istediğin kızın ailesini hiç tanımıyorum. Hiç görmedim. Senin evlenmek isteyeceğin bir kız yetiştirdiklerine göre muhakkak ki iyi insanlar.”
“Baba lafı nereye getireceksin?” dedi Levent anlamaz gözlerle babasını dinliyordu.
“Ayşe seninle mutlu olamaz diyorum!”
“Onu seviyorum ben, mutlu olması için her şeyi yaparım!”
“Sen yaparsın, herkes yapmaz!”
“Herkesten bize ne?”
“Ölümsüz bir aşkınız olduğunu bilsek belki herkesten size ne diye düşünebiliriz elbette. Ancak şu an genç, tecrübesiz ve öngörüsüzsünüz. Biz toplumda oldukça varlıklı bir aileyiz. Bu nedenle de aslına bakarsan çevremizde hiç dostumuz yok. Çünkü ne kadar varlıklı olursan o kadar çok düşmanın oluyor. Ayşe seninle evlenirse, yağlı kapıya gelin olmuş diyecekler. Bunu kendi çevresi de söyleyecek. Seni kandırdığını söyleyecekler. Alt tabakadan geldiği için onu tanımadan bilmeden, görgüsüz ve köylü olduğunu söyleyecekler. Bizim çevremizdeki pek çok insan bunu özellikle söyleyecek.”
“Neden çevremizdeler o halde?”
“İnsanları ayıklayarak yaşayamazsın çünkü. Evinden ayıklasan, mahallenden çıkarlar, oradan ayıklasan arkadaş çevrenden, iş çevrenden, dahil olacağın her çevreden çıkarlar. Sevdiğin kızı hor görecekler!”
“Peki ya sen baba? Sen hor görecek misin?” dedi Levent ağlamaklı bir sesle, “Annemin göreceğini biliyorum ama sen?”
“İnsan oğlu çiğ süt emmiştir Levent. Duygularına saygı duyuyorum evlat, o kızı ve ailesini de yargılamıyorum ama bizim ailemize gelin getirebileceğini düşünmüyorum açıkçası! En basitinden söyleyeyim annen böyle laflarla baş edemez. Bu laflar onu gereceğinden, karına elinde olmadan da olsa, tepkili davranabilir. Yani dışarıda olan dışarıda kalmaz oğlum. Çok iyi düşünüp taşınman gerek. Elbette seçim senin. Belki evlenmezsiniz ama aşkınız devam eder neden olmasın? Biraz zaman geçer belki zaten ayrılırsınız değil mi? Henüz çok gençsiniz oğlum, okul biter bitmez evlenmek zaten çok akıl kârı bir iş değil!”
“Ben ona bir söz verdim. Eğer söylediğin gibi onur önemliyse sözümü tutmak zorundayım!”
“Ailene sormadan bir kıza ailemize katılacağını söylemiş olman bizim sorumluluğumuz değil, ne dersin?” dedi Toygar bey oğlunun direncinin güçlü olduğunu anlayınca.
Levent baktı sadece babasının yüzüne. Toygar bey çok akıllı bir iş adamıydı. Kafası çok hızlı çalıştığı gibi iyi bir hatip olarak da bilinirdi. Kendince manipülasyon yaparak Levent’i ikna edeceğini sanmıştı muhtemelen ama Levent onun doğrudan söyleyemese de bu evliliği onaylayamayacağını anlamıştı. Annesi kısa ve basit yoldan, babası ilk bakışta haklı gibi görünen dolaylı yollardan bu evliliğe karşı olduklarını açıkça söylüyorlardı.
“Ben Ayşe ile evleneceğim!” dedi Levent kararlı bir sesle.
“Biz onaylamasak bile mi?” dedi Toygar bey kaşlarını kaldırarak, Levent gibi sakin ve uysal bir çocuğun böyle inatçılık edeceğini hiç düşünmemişti.
“Ayşe bu aileye gelin olamayabilir ama ben o aileye damat olabilirim!” dedi Levent ayağa kalkarak babasına dik dik baktı.
Toygar bey sakinliğini hiç bozmadan kalktı yatağın yanından, “Konuştuklarımızı yeniden düşünecek kadar olgun bir çocuk olduğunu biliyorum. Düşününce eminim bana hak vereceksin. O yüzden son söylediğin bu sözleri söylenmemiş sayıyorum” dedi ve çıktı odadan.
Berent eve geç gelmiş olsa da annesinden duymuştu olanları, kapıyı bile tıklamadan daldı gece yarısı kardeşinin odasına. Levent yatağına uzanmış hâlâ kara kara düşünüyordu. Göz ucuyla gelenin Berent olduğuna baktıktan sonra “Duydun mu olanları?” dedi gergin bir sesle.
“Duydum!” dedi Berent, “Ne bekliyordun ki?”
Hırsa doğruldu Levent yatağından, “Ne demek ne bekliyordun? Sen Ayşe’yi tanıyorsun. Sence annemin ya da babanım düşündüğü gibi bir kız mı o?”
“Neden bu kadar inat ediyorsun ki, bir kaç yıl daha onu oyalarsın, sonra da ayrılırsınız. Mezun olur olmaz evleneceğiz diye tutturmak senin kabahatin!”
“Biz zaten dört yıldız birlikteyiz neyi bekleyeceğiz? Birbirimizi seviyoruz ayrıca, neden ayrılalım? Sen de onlar gibi mi düşünüyorsun yani?”
“İşin aslı şu ki, eğer sen kancayı takmasaydın, Ayşe’nin peşine düşmeyi planlıyordum. Etkilenmediğimi söyleyemem ama senin gibi değil. Sadece sevgili olarak. Belki sonrasında yani başkasıyla evlensem bile sevgili olarak devam edebilir tabi.”
Levent, Berent’in itirafına şaşırsa mı, kızsa mı bilemeden baktı bir kaç saniye, “Sen Ayşe’yi hiç tanımıyorsun. Sana asla bakmazdı!” dedi gülerek. Yenilgi zaten sinirine dokunan Berent hırsla kalktı yataktan, “O kız, senin aklını başından almış ya, ya da cidden aptalsın! Kız işte! İki bacaklı, iki memeli bir kız!” dedi ve çıktı odadan. Bu son sözler Levent’i iyice iriteetti. Kardeşi de olsa sevdiği kız hakkında kimse böyle konuşamazdı. Hırsla yatağı yumrukladı, “Bu evde herkes aklını kaçırmış!” diye söylendi kendi kendine.
Ertesi gün okula gittiğinde Ayşe’ye bir şey söylemedi. Ailesi ile bir kez daha konuşup onları ikna edecekti. Mezuniyete az bir zaman kaldığı için bir an önce bu meseleyi çözmesi gerekiyordu. Ayşe ertesi gün onun biraz gergin olduğunu anladı ama “Babamla saçma bir meseleden tartıştık!” dediği için üzerine gitmedi.
(devam edecek)