İkisinin de başarıyla mezun olacakları belli olduktan sonra Ayşe ailelerle konuşmaları gerektiği konusunda Levent’e katıldı. Ancak Levent önce kendisi ailesiyle konuşacağını ve onun ailesine doğrudan istemeye geleceklerini Ayşe’nin de babasına o zaman bahsetmesi gerektiğini söyledi. Böylesi Ayşe’nin ailesinin kızlarının dört yıl boyunca evden uzakta onları utandıracak şeyler yapmış olabileceği düşüncesinin önüne geçeceği için daha uygundu. Sonuçta ikisi de arkadaşça bu günün gelmesini beklemişlerdi. Levent sadece bir kez onu alnından öpmüş, çok sayılı zamanda etraflarında görecek kimse yokken de elini tutmuştu.
Böylece mezuniyetten önce Levent ailesi ile konuşacak, mezuniyete geldiklerinde iki aileyi tanıştıracaklar ve sonrası için ailelerin plan yapmasına olanak tanıyacaklardı. Levent babasının mezun olduktan sonra yurt dışı başvurularını yapmalarını beklediğini biliyordu. Ancak Ayşe ile evlenmeden yurt dışına gitmek istemiyordu. Gideceklerse de birlikte gitmeliydiler bu yüzden de önce nikah yapılması gerekiyordu. Gerekirse yüksek lisansını bir yıl erteleyebilirdi. Berent ondan önce gidip başlarsa, Levent ve Ayşe için de ortamı hazırlamış olurdu.
Bu arada Elif hanım oğulları için gelin adayları belirlemişti bile, hepsi de kendi sosyal çevrelerinden ve ikizlerin çocukluklarından beri tanıdığı harika kızlardı. Temmuz doğumlu olan oğullarına mezuniyetlerini ve doğum günlerini bir arada kutlama bahanesi ile bir parti düzenleyip, tüm adaylarını bu partiye çağırma niyetindeydi. Birbirlerini tanıyor olsalar da bu kızların hiç biri ile ikizlerin süregelen arkadaşlıkları ya da buluşmaları olmamıştı. O yüzden kızlarla, oğullarının birbirlerini yeniden hatırlamaya ihtiyaçları vardı. Berent ve Levent çocukluk arkadaşlarının yıllar içinde ne kadar hoş ve alımlı kızlara dönüştüğünü görünce mutlaka etkileneceklerdi.
Babaları Toygar bey anneleri yanlarında değilken arada sırada oğullarının kaçamaklarını yakalamak için ağızlarını arasa da ikisi de hiç renk vermiyordu. Berent son sınıfta artık umudunu iyice kaybetmeye başladığı sırada babasıyla yalnız kaldıkları bir anda Levent’in bir çiftçinin kızıyla flört ettiğinden bahsetmiş, ancak o kızın bu aileye gelin gelmesi mümkün olmadığı için kardeşinin onunla gönül eğlendiriyor olabileceğini söylemişti. Toygar bey oğlunun çapkınlık hevesine gülüp geçmiş, geçici olduğunu düşündüğü için de Berent’ten duyduğundan bahsetmemişti bile. İki oğlunun arasını açmamak için onlardan duyduklarını diğerine söylemezdi de zaten. Karısının oğulları için uygun eş arayışı içinde olduğunu da bildiğinden, çocukların onlara göre iyi ailelerin kızları ile yuva kuracaklarından emindi, Elif hanım bir şeye karar vermişse, ne yapar eder onu gerçekleştirirdi.
Levent anne ve babasının planından habersiz onlarla konuşmak için fırsat kollamaya başlamıştı. Berent’e artık onlarla konuşacağını söylediğinde Berent “Konuş tabi!” diyerek kardeşinin yüzüne destek verdi. Babasının son konuşmalarındaki tavrından, Ayşe’yi ailelerine layık görmeyebileceğini sezmişti. Hele ki annesi çiftçi bir aileden gelmiş bir kızı ve ailesini kendi sosyal çevresine sokmayı asla kabul etmezdi. Herkesin yerini bilmesi gerekiyordu.
Levent annesinin onu daha çok anlayacağını düşünerek önce Elif hanımla konuşmaya karar verdi. Evde ikisinin olduğu bir gün yanına giderek ona artık bir yuva kurmak istediğini söyleyince Elif hanım önce şaşırdı ama sonra oğlunun aklında bir kız olduğunu anlayarak “Var mı aklında biri?” dedi gülümseyerek.
“Evet var, seninle bu konuyu konuşmak istiyorum” dedi Levent heyecanla ve Ayşe ile dört yıldır süren ilişkilerini bir çırpıda anlattı. Elif hanım bunca zaman gizlenen bu ilişkiyi duyunca iyice şaşırdı, oğlunun haline bakılırsa bu kıza sırılsıklam aşık olmuştu.
“Ailesi buralı mı?” dedi merakla, “Tanıyor muyuz? Kimlermiş?”
“Hayır buralı değiller, tanıyacağınız bir yerde değiller! Çiftçilik yapıyorlar!” dedi Levent
“Çiftçi mi? Yani çiftlikleri mi var?”
“Hayır anne, tarlaları var sebze yetiştiriyorlar! Biraz da hayvanları var sanırım!”
Elif hanımın yüz hatları iyice gerilmeye başladı, “Köylü mü diyorsun yani bu kız?” dedi alay eder gibi, “Şaka değil mi bu?”
Levent annesinin yüzündeki küçümser ifadeyi görünce anladı onaylanmadığını, “Çok iyi bir kız o! Çok da başarılı! Neredeyse aynı puanla mezun oluyoruz!”
“Levent oğlum öğrencilik hayatında olur böyle şeyler, birbirinizden hoşlanmışsınızdır anlıyorum ama yani evlilik çocuk oyuncağı değil ki? Sen kendini hiç böyle bir aileye damat olarak düşünebiliyor musun? “
“Neden düşünmeyeyim, emekleriyle çalışan, dürüst insanlar ailesi. Kızlarına da çok düşkünler.”
“Tabi bulmuş senin gibi yağlı kapıyı kızları, onlar da düşkün olurlar. Hay Allah’ım. Niye bunca zaman bekledin ki bunu konuşmak için. Başından önüne geçerdik bunun, kurtulabilecek misin şimdi onlardan?”
“Anne sana evleneceğim diyorum ne kurtulmasından bahsediyorsun?” dedi Levent biraz da diklenerek, annesinin beklemediği bu tavrı çok canını sıkmıştı.
“Kesinlikle olmaz kıza boşuna umut vermişsin!” dedi Elif hanım hiddetle, “Şu haline bak, utanmadan bir de bana dikleniyorsun! Yazıklar olsun!” dedi ve çıkıp gitti Levent’in yanından. Levent annesinin bu anlamsız tavrına çok içerlediği için bir süre kalakaldı olduğu yerde. Neydi bu yaşadıkları Türk filmlerindeki zengin oğlan, fakir kız senaryosu mu oynuyorlardı bu evde. Para mı ihtiyaçları vardı ki zengin aile kızı almaya çalışsınlardı? Anne ve babasının birbirlerini severek evlendiklerini biliyordu. O yüzden bu konuyu babası ile konuşmaya karar verdi. Ancak Elif hanım o konuşmadan önce kocasını arayıp, Levent ile konuştuklarını çoktan anlatmıştı. Toygar bey bu kızı daha önce Berent’ten duyup ciddiye almadığı için Levent’in davranışına çok şaşırdı ve akşam gelince oğluyla konuşacağını söyleyip, karısını sakinleştirdi. Kızı daha önce Berent’ten duymuş olduğunu Elif hanıma da söylemedi, söylerse bildiği halde müdahale etmediği için karısının onu suçlayacağından hiç şüphesi yoktu.
Toygar bey geldiğinde, Levent odasında kara kara düşünüyordu. Ayşe’ye ailesinin onu ve ailesinin küçümsediklerini nasıl söylerdi? Kırk yıl düşünse onların böyle geri kafalı olabilecekleri aklına gelmezdi. Babası ülkenin ekonomisi için çiftçinin çok önemli olduğunu ancak eskisi gibi kıymetleri bilinmediği için bu toprakların bereketini kaybetmeye başladığını söylerdi her zaman. O yüzden onun annesi gibi tuhaf bir tepki vermeyeceğini düşünüyordu. O babası ile konuşma planları yaparken Toygar bey onun odasına gitti.
“Ah baba ben de seninle konuşacaktım!” dedi Levent hemen ayağa kalkarak. Toygar bey sakin tavrını bozmadan gidip oğlunun yatağına oturdu ve ona da yanına oturmasını işaret etti. Oğulları ile yakın olmayı her zaman sevmişti ama onlar büyüyüp üniversiteli olduktan sonra eskisi gibi babaları ile vakit geçirmiyorlardı. Anlaşılan bu süre içinde de Levent’i epeyce gözden kaçırmıştı. Oğlunun sakin ve uyumlu bir çocuk olduğunu bildiği için kolayca ikna edebileceğini düşünüyordu. O yüzden bir şey bilmiyormuş gibi onun söyleyeceklerini dinlemeye hazırlandı. Önce içindeki her şeyi söylemesini sağlayacak sonra kendisi konuşacaktı. Levent onunla konuşmaya kendini odakladığı için babasının bir şey bilmediği halde neden odasına geldiğini sorgulamayı akıl edememişti. Annesine anlattığı gibi başından sonuna her şeyi babasına da anlattı. Son olarak annesi ile konuştuğunu onun babasının aksine çiftçiye saygı duymadığını üzülerek fark ettiğini söyledi. Önemli olan insanın onuru değil miydi? Babası onları yetiştirirken her zaman onurdan bahsederdi. Ayşe’nin ailesi de kendi imkanları içinde geçimlerini sağlayan onurlu insanlardı. Maddi varlıklarının boyutu onların onurunun boyutunu belirlemediğine göre, çiftçi ya da başka bir meslekten olmaları bir şeyi değiştirmezdi. Sonuçta Ayşe ile evlenecekti ve o da kendisi gibi mimar çıkıyordu. Üstelik de not ortalaması oldukça yüksek bir mimar olduğu için iş hayatına da iyi bir yerden başlaması kaçınılmazdı.
(devam edecek)