Levent onun elini tutup kalbinin üzerine koyduğu andan itibaren Ayşe’nin kanı damarlarında daha hızlı akmaya başlamıştı sanki. Eli onun avucunun içinde ve göğsünün üzerindeydi. Ona bakmak istiyor bir yandan da bunu yapacak cesareti olmadığından başını önüne eğiyordu. Yine de yüzünde beliren kocaman gülümsemeyi saklaması mümkün olmadığı için Levent diğer eliyle onun çenesinin altından tutup başını yukarı kaldırdı ve göz göze geldiler.
“Kalbimin nasıl attığını hissedebiliyor musun?” dedi Levent gözlerini onun gözlerinden ayırmadan. Kendi kalbinin hızından nefes almakta bile zorlanan Ayşe başını salladı hafifçe, “Senin burada olmadığın o iki hafta boyunca kalbim atmıyor gibiydi. Ben artık sensiz yaşayamam!” dedi sonra.
Ayşe neredeyse düşüp bayılacaktı olduğu yere, bir şey demek istiyor ama ne söylemesi gerektiğini bile bilmiyordu. Levent onun yüzünde o çok sevdiği gülümsemeyi gördüğü için duygularının karşılıksız olmadığından emindi zaten, o yüzden bir şey söylemesine gerek yoktu.
“Bundan sonra sen benim her şeyimsin!” dedi Levent, “Okul bitene kadar seni zorlamayacağım ama sonrasında daha fazla bekleyemem!”
“Neyi?” dedi Ayşe anladığını sandığı şeyi duymak için.
Levent boşta duran elini pantolon cebine sokup bir kutu çıkardı sonra onun kalbinin üzerinde tuttuğu elini bırakıp, kutuyu açtı ve içindeki papatya figürlü zarif yüzüğü çıkardı. Yeniden uzanıp elini tuttu Ayşe’nin ve parmağına taktı.
“Bu sana sözümün yüzüğü olsun!” diye tamamladı sözlerini. Ayşe’nin elleri buz gibi olmuştu heyecandan. Levent yüzüğü taktıktan sonra onun iki elini avuçlarının içine alıp gülümsedi. Ayşe’de gülümseyince dayanamadı ve onu kendine çekip sarıldı. Ayşe bu sıcaklığı hissedince biraz bocalasa da sonra kendini toparlayıp geri çekildi ve etraftan biri gördü mü diye bakınmaya başlayınca, Levent yine gülümsedi ve “Tamam sen isteyene kadar kimsenin bilmesine gerek yok!” dedi kibarca, “Yüzüğü çıkarmadığın sürece, ben anlarım!”
“Tamam!” dedi Ayşe elindeki yüzüğe bakarak, “Şimdilik aramızda kalsın!”
“Aileme senden bahsetmemde bir sakınca yoktur ama değil mi?” dedi Levent hemen.
Ayşe “Hayır tabi yok ama ben babama…” derken atıldı yeniden, “Onlara beraber söyleriz zamanı gelince, merak etme!” dedi sevgiyle. Ayşe yine gülümsedi. Ailesine bu mutlu haberi vermeyi çok isterdi ama uzakta olduğu için böyle bir şeyin onun eğitiminin önüne geçeceğinden endişe duymalarını istemiyordu. Levent’i tanımadıkları için onun iyi bir insan olmadığını da düşünüp endişelenebilirlerdi. O yüzden en iyisi onun da söylediği gibi zamanı geldiğinde birlikte konuşmalarıydı. Ailesinin Levent’i seveceğinden hiç şüphesi yoktu.
Levent onu yurda bıraktıktan sonra mutluluktan havalara uçarak eve döndü. Yüzündeki gülümsemeyi toparlayamadığı için Berent onu görür görmez bir şey olduğunu anladı.
“Hayırdır, siz ikiniz iyi bir haber mi aldınız?”
Levent bu mutluluğu kardeşi ile paylaşmakta bir sakınca görmediği gibi onunla mutluluğunu paylaşmak için can atıyordu.
“Ona evlenme teklif ettim!” dedi coşkuyla.
İkisini sadece ders çalışan iki iyi arkadaş sanırken yaşanan bu hızlı gelişme Berent’in kafasını karıştırdı önce, “Kime evlenme teklif ettin?” dedi gözlerini kısarak.
“Ayşe’ye işte!”
“Siz ne ara?” dedi önce şaşkın şaşkın sonra “Ne cevap verdi?” dedi gergin bir sesle.
“Kabul etti!” diyerek kardeşine sarıldı önce Levent ve sonra zıplamaya başladı, “Ben artık onsuz yaşayamam, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor Berent. Aşk dedikleri şeyin ne olduğunu nihayet anladım!”
Kendi heyecanından kardeşinin yüzünde oluşan ifadeyi fark edemeyen Levent, hoplaya zıplaya odasına gitti ve kedini yatağın üzerine atıp Ayşe’yi düşünmeye başladı. Ayşe’de yurdun kapısında Levent’ten ayrıldıktan sonra aynı heyecanla odasına koşup, yüzündeki mutluluğu saklamak için yorganın altına girmişti. İkisi de hayatlarının en coşkulu duygularını yaşıyorlardı. Sonra elini yorganın altında çıkarıp, parmağındaki yüzüğe baktı.
“Papatya!” dedi sevgiyle ve yüzüğün üzerindeki minik çiçeği dudakların götürüp öptü.
Berent kardeşini Ayşe’ye yaklaşmak için basamak olarak kullanmayı düşünürken bu beklenmedik haber karşısında gerçekten şoka girmişti. Onun kalbinde Levent’in söylediği kadar büyük bir hareket yoktu belki ama Levent’in söylediklerinden sonra canı sandığından fazla yanmıştı.
“Her dakika burnunuzun dibindeydim, ne ara oldu bütün bunlar!” dedi hırsla. O Levent’ten kurtulup, Ayşe’ye açılmayı planlarken, o pasif kardeşi hızlı davranıp kızı kapmıştı. En kötüsü de Ayşe onun duygularına ve teklifine karşılık vermişti.
“Nasılsa birbirinizden bıkacaksınız?” dedi dişlerinin arasından ve dönüp hırsla odasına girdi o da. Okulun neredeyse bütün güzel kızları peşinde dolaşırken bir tek Ayşe dönüp bakmamıştı yüzüne.
Levent Ayşe’yi huzursuz etmek istemediği için sonraki günlerde yine arkadaşlarmış gibi davranmaya devam etti ama ikisi kaçamak bakışlar ve dokunuşlarla mutlu oluyorlardı. Levent ona söylemesine rağmen Berent diğer her gün kütüphanede onlarla olmaya devam etti ama çıkışlarda Levent’in gözleriyle yaptığı işaretler yüzünden onları baş başa bırakmak zorunda kalıyordu. Kardeşinin evlenme teklif ettiği kızla yalnız kalmasına izin vermeyen kıskanç ikiz pozisyonuna düşmeye hiç niyeti yoktu. Ayrıca onlarla çalışmaya başladığından beri de dersleri iyice düzelmişti. Bunu da gözden çıkaramazdı. Dönem sona erene kadar kütüphaneye onlarla gitmeye devam etti. Onun kütüphaneye gittiğini fark eden hayranları da bir süre sonra kütüphanede çalışmaya başlamışlardı. Levent ve Ayşe’nin gizli aşkı sayesinde kütüphanenin trafiği ve bölümün not ortalaması yükseliyordu. Kütüphane çıkışı etrafına güzel kızları toplayarak Ayşe’nin dikkatini çekmeye çalıştı bir kaç kez ama Levent ve onun gözleri birbirlerinden başkasını görmüyordu. Berent onun parmağındaki yüzüğün bir çiftçi kızının tek başına alamayacağı kadar pahalı olduğunu da hemen fark etmişti. Belli ki Levent ilk günden ona yüzük de takmıştı. Dönemin sonuna kadar ikisine yakın durarak ilişkilerini gözlemledi. İkisinin her ortamda hâlâ arkadaş gibi davranması yüzünden duygularını ölçemiyordu. Aralarında ufacık olsa bir soğukluk, kırgınlık sezecek olsa hemen devreye girecek ve teselli sunan bir omuz olacaktı Ayşe için ama maalesef ne o dönem, ne de takip eden üç yıl boyunca buna hiç bir zaman fırsat bulamadı. Ayşe ve Levent’in aşkı eksilmeden ve bozulmadan son sınıfa kadar devam etti. Levent’in onun kararına gösterdiği saygı nedeniyle de üçünden başka okulda bu ilişkiyi fark eden olmadı. Berent böyle sırları saklayacak biri değildi ama Ayşecz Levent’ten ayrılırsa, kardeşinin eski sevgilisi ile birlikte olan adam durumuna düşmek istemiyordu. Üç yıllık bekleyiş, onun umudunu yok etmek yerine daha da kamçılamıştı. İkisiyleyken o da hiç bir şey belli etmiyor ama onlardan ayrıldıktan sonra içinde biriken hırsı yüzünden kendine gelmekte zorlanıyordu. Yine de onlar sayesinde üniversiteden oldukça iyi ve kardeşine eş bir ortalama ile mezun olacaktı. Bu da babasının gözünde onu Levent’ten daha az başarılı yapmadan, yurt dışı eğitimi için hakkını sağlama almış olacaktı. Babası onları yüksek lisans için yolladığında bakalım o küçük sevgilisiyle ne yapacaktı Levent.
Okulun kapanmasına dört ay kaldığında Levent, Ayşe’ye artık aileleri ile konuşmaları gerektiğini söyledi. Berent çenesini kapalı tutunca o da Ayşe ile aynı sebepten ailesine erkenden bu ilişkiden bahsetmenin onları endişelendirmekten başka bir işe yaramayacağını düşünüp sessiz kalmıştı. Berent’in Ayşe’den umudunu kesmemesini sağlayan nedenlerden biri de Levent’in anne ve babasına ondan hiç bahsetmemiş olmasıydı. Yüzük taktığı bir kızı üç yıl boyunca aileden sakladığında göre Levent’te onunla gönül eğlendiriyor olabilirdi. Kardeşinin duygularında veya teklifinde samimi olmasını düşünmek zorunda değildi ki.
(devam edecek)